Gripten Korunmanın Yolları
Bugünler ofiste, evde, komşularda herkes hapşırıp tıksırıyor mu? Bu basit önlemlerle gripten korunabilirsiniz.
Grip virüsünün vücuda girmesi ile başlayan bulgular genellikle 7-10 günde iyileşme ile sonuçlansa da, bazen sinüzit, bronşit veya zatürre gibi bazı ciddi enfeksiyonlara yol açabiliyor. Özellikle grip salgınlarının yaygın olduğu sonbahar ve kış aylarında alacağınız basit önlemler ile gripten korunabilirsiniz:
Dengeli beslenin
Vücudun ihtiyacı olan protein, karbonhidrat, yağ ve vitaminler yeterli olarak alınmazsa, vücut direnci düşer ve solunum organları mukoza hücreleri de bu durumdan etkilenir.
Yeterli miktarda su için
Solunum mukoza hücrelerinin nemli olması, virüs taşıyan damlacıkların etkisine karşı direnci sağlar. Bu nedenle özellikle su içme ihtiyacının azaldığı kış mevsimi de dahil olmak üzere, her dönemde günde 8-10 bardak su içilmesi faydalıdır.
Düzenli spor yapın
Sağlıklı yaşamın bir parçası olan spor, gripten korunmak için de çok önemlidir. Yetişkin biri için haftada 3 gün, günde 1 saat olmak üzere spor yapılması faydalıdır.
kaynak:hürriyet
Organ Naklinde Yeni Gelişme
Doktorların, böbrek nakli olmuş hastaları, vücutlarının bu organı reddetmesini önlemek için ömür boyu ilaç almaktan kurtaracak yeni bir yöntem geliştirdiği bildirildi.
New England Tıp Dergisi’nde yayımlanan araştırmaya göre, tedavi sırasında hastanın bağışıklık sistemi zayıflatılıyor ve organı bağışlayacak kişiden alınan kemik iliği hastaya naklediliyor. Kemik iliği naklinden sonra hastanın vücudunda yeni bağışıklık hücreleri oluşuyor. Bu hücreler, vücudun nakledilen organı kabul etmesine yardımcı oluyor.
Araştırma kapsamında yeni tedavi yönteminin denendiği 5 nakil hastasından 4′ünde başarı sağlandığı ve hastaların 2 ila 5 yıl kadar sonra ilaçlarını bırakabildiği kaydedildi.
1980′li yıllarda vücudun organı reddetmesini önleyen ilaçlar yaygın şekilde kullanılmaya başlandı. Ancak kanser riskini artıran bu ilaçların ciddi yan etkileri bulunuyor.
Tedavinin henüz deneme aşamasında bulunduğuna dikkat çeken doktorlar, gelişmenin halihazırdaki nakil hastalarının ilaçlarını kesmeleri anlamına gelmediğini, çünkü bu durumda vücutlarının organı reddedebileceğini ve hatta ölmelerine yol açabileceği uyarısında bulundu.
Tüp Bebek Yöntemi
Tüp bebek tedavisi dünyada en gelişmiş infertilite(kısırlık) tedavi yöntemidir. Türkiye Hastanesi Tüp Bebek Merkezi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op.Dr.Nihal Çakır, çocuk isteyen ve herhangi bir doğum kontrol yöntemi uygulamayan çiftlerin bir yıl içinde çocuk sahibi olamama durumlarında kısırlık olabileceğini belirtiyor:
” İnfertilite (kısırlık) eşlerin ortak problemidir, yetersizlik veya zayıflık değildir.Amacımız, en gelişmiş teknolojik araçlari kullanarak, yenilikleri takip etmek, ekip ruhuyla ve sonsuz ilgiyle takip ve tedavi boyunca hastalarımızın yanında olmaktır.”
Kadına bağlı sebepler :
Tüplerin tıkalı olması
Yumurtlama problemleri ( Hormonal veya operasyona bağlı olabilir )
Rahmin iç yapısı ve ağzı ile ilgili problemler
Endometriosiz
Karın içini kaplayan zara ait problemler
Kadının yaşı
Erkeğe bağlı sebepler:
Sperm sayısının, hareketinin,normal sayısının bir veya birkaçının düşük olması
Ejekulasyon ( boşalma)problemleri
Enfeksiyonlar
Çocukluk döneminde geçirilmiş ateşli hastalıklar
Genetik problemler
Varikosel Bilinmeyen sebepler: Gebe kalamama nedeniyle doktora başvuran çiftlerin % 10-15’ inde yapılan tetkikler sonucunda hiçbir sebep bulunamamıştır.
Tedavi yöntemleri nelerdir?
Çiftlere yapilan değerlendirme sonucunda bazen bir tek tedavi bazen de birkaç tedavinin aşamalarla uygulanması söz konusu olabilir.Yardımla Üreme Tedavi yöntemlerini şöyle sıralıyabiliriz.
1) Aşılama
2) IVF-ICSI ( Tüp Bebek)
Aşılama (İnseminasyon) nedir?
Kadında ilaçlarla oluşturulan yumurta gelişiminin takibi, yumurtlamanın sağlanması ve yumurtlama gününde kocasından alınan spermin özel bir yöntemle yıkanıp iyi hareket eden spermlerin bir kanülle rahimin içine verilmesidir.Bu yöntemin uygulanabilmesi icin spermin yeterli sayı ve hareketlilikte olması ; kadında ise tüplerin açık ve yumurtlamanın var olması gerekir.
IVF ( Tüp Bebek) Nedir?
Kelime anlamı döllenmenin vücut dışında ( İnvitro Fertilizasyon) gerçekleştirilmesidir.Bu yöntemde yumurtanın yanına belli sayıda sperm konur ve yumurtanın içine kendi kendine girerek döllenmeyi gerçekleştirmesi beklenir. IVF uygulanabilmesi için yeterli kalitede sperm ve yumurta bulunmalıdır.Aksi takdirde ICSI uygulanmasına karar verilmelidir.Son zamanlarda daha yüksek döllenme elde etmek amacıyla ICSI uygulaması tercih edilmektedir.
ICSI ( Mikroenjeksiyon ) Nedir?
Spermin yumurtanın içine girip, döllenmeyi gerçekleştiremiyeceğine karar verilen durumlarda uygulanır.Yumurta toplandıktan bir süre sonra dışındaki hücrelerden temizlenir.Hazırlanan örnekten seçilen tek bir sperm yumurtanın içine enjekte edilir.
Tedavi aşamaları nelerdir?
IVF veya ICSI programına girecek olan çiftlerin hazırlıkları yapıldıktan sonra çok sayıda yumurta elde etmek için özel tadaviler uygulanır.Çiftlerin değerlendirilmesi esnasında bu tedavinin hangi protokol ile yapılacağına karar verilir. Kısa protokol da tedaviye adet ile birlikte başlanır.Uzun protokol ise adetin 21. günü başlıyan tedavi yöntemidir.Adetin 21.günü yapılan ultrasonografi sonrası herhangi bir problem yoksa baskılayıcı tedaviye başlanır.Baskılayıcı tedaviyi takiben yumurtaların uyarılması için kas içine veya cilt altına günlük FSH veya FSH+LH içeren ilaçların enjeksiyonuna başlanır.Daha sonra aralıklı yapılan ultrasonografik tetkiklerle yumurta gelişimi takip edilir.Yumurta sayısı ve gelişim hızı yeterli ise tedaviye aynı dozlarda devam edilir.Yumurtalar belirli büyüklüğe ulaşınca çatlatma iğnesi yapılarak, belirli saat sonra yumurta toplama ve işlem için hasta ve eşi hastaneye çağrılır.
Embriyo dondurma ( embriyo freezing) nedir?
Bazı vakalarda yumurta sayısınada bağlı olarak çok sayıda embriyo gelişir.Transferden sonra elimizde yeterli kalite ve sayıda embryo kalmış ise embriyo dondurma işlemi yapılabilir. Eşlerden birinin ölümü, boşanma veya eşlerin beraberce isteği doğrultusunda imha edilebilir .Aksi takdirde üç yıl saklanabilmektedir. Dondurulan embriyolar sayesinde çiftler, gebelik olmamışsa veya ikinci bir gebelik isteğinde mevcut embriyolar çözülerek bir gebe kalma şansı daha elde edebilmektedir.Ancak gebe kalma oranı dondurulmuş embriyo transferinde daha düşüktür.
“Günümüzde tüp bebek uygulamalarında dikkate alınmaya başlayan önemli bir nokta tüp bebek tedavisinin kalite yönetimidir.Burada ailenin eline vereceğimiz sağlıklı bir bebek son ürünümüz ise; bu ürünün oluşum aşamalarının her basamağı, vereceğimiz son ürünün kalitesini belirlemektedir. “
Göğüs Estetiği
Göğüs Büyütme (Breast Augmentation)
Her kadın, güzel görünümlü memelere sahip olmak ister. Gelişme problemi ya da gebelik sonucu hacim kaybeden memeyi, dolgunlaştırmaya yönelik yapılan meme büyütme ameliyatında estetik ve güzel görünümlü meme oluşturmak mümkündür. Büyütmenin oranı, kişinin arzusu, mevcut memenin durumu ve göğüs kafesinin ölçüleri dikkate alınarak belirlenir. Doğum sonrası orta ve ileri derecede sarkması olan memelerde protezin yerleştirilmesi ameliyatına ek olarak meme dikleştirme ameliyatı da yapılmalıdır.
Ameliyat genel anestezi altında yapılır ve tercih edilen tekniğe göre 1.5-3 saat sürer. Hasta 1 gece hastanede kalır. Özel meme korsesi 1 hafta süre ile giydirilir. Meme çevresinde şişlikler ve morluklar oluşabilir ve 7-10 gün içinde geçer. Yönteme göre işe dönebilme süresi değişebilir ve 5-10 gün dür. 5-7 gün ameliyattan sonra uçak yolculuğu yapılabilir.
MEME PROTEZLERİ
Meme büyütmek için kullanılan materyal, silikon protezlerdir. Silikon vücut için zararlı bir madde değildir. Silikon inert bir maddedir, yani vücut içine yerleştirildikten sonra organizma ile kimyasal reaksiyona girmez, moleküler yapısı değişmez. Silikon ile meme kanseri arasında herhangi bir ilişki olmadığı bilimsel bir gerçektir.
PROTEZ İÇERİĞİ
Serum fizyolojik içeren protezler dışı silikondan üretilmiş bir kapsülün içinde serum fizyolojik içerirler. Serum fizyolojik içeren protezler herhangi bir sebepten dolayı (trafik kazası, kesici-delici alet batması, ateşli silah yaralanmaları vb.) delinir, patlar ya da sızıntı yaparsa dışarıya sızan serum, vücut tarafından emilebilir, vücut için zararlı bir etki oluşturmaz. Koheziv jel içeren protezlerin dış kılıfı silikondan üretilir ve içi akıcı olmayan jel silikondur. Akıcı özellikte olmadıkları için, herhangi bir sebepten dolayı delinirse, sızarak bulunduğu bölgeye yayılması söz konusu değildir. Kıvamının daha koyu olmasından dolayı daha şekilli göğüsler elde edilir. Diğer bir kategori ise kombine protezlerdir, yarı jel yarı serum fizyolojik; bu protezler teknoloji ürünü olaraktan protezin daha doğal durmasını sağlar.
PROTEZ ŞEKLİ
Yuvarlak protezler yarım küre şeklindedirler. Yerleştirildikten sonra memenin üst yarısında da dolgun bir görünüm oluştururlar. Anatomik protezler damla şeklindedirler. Şekilleri, memenin doğal şekline daha uyumludur. Yerleştirildikten sonra memenin alt yarısında dolgun bir görünüm oluştururlar.
PROTEZ YUVASI
Meme, yağ dokusu ve süt bezlerinden oluşmuştur. Memenin altında, meme ile göğüs kafesinin arasında göğüs kası bulunur. Protezler, ya meme ile göğüs kasının arasına yani kas üzerine, ya da göğüs kası ile göğüs kafesi arasına yani göğüs kası altına yerleştirilebilir.
Göğüs kasının üzerine yerleştirildiğinde hızlı bir iyileşme sağlanır. Kas altına yerleştirilen protezler kadar doğal bir görüntü oluşturulamaz, elle muayene edildiğinde, protez hissedilebilir. Göğüs kasının üzerine yerleştirildiğinde protez kenarlarının dışarıdan bakıldığında fark edilmesi ya da elle muayene edildiğinde hissedilmesi daha zordur. Bu nedenle daha doğal bir görünüm kazandırılmış olur. Kapsüler ihtimali daha azdır. Göğüs kasının pozisyonu değiştiği için göğüs kasının kasılmasını sağlayan omuz ve kol hareketleri ile ilk birkaç gün ağrı hissedilebilir. Bu nedenle iyileşme süresi birkaç gün daha uzun zaman alabilir.
PROTEZ YERLEŞİMİ İÇİN GİRİŞ YERLERİ
Protezler göğüs bölgesine 4 farklı yerden girilerek yerleştirilebilir:
1- Meme başı çevresi
Ameliyat kesisi, meme başı çevresinin koyu renkli bölgesinin çevresinde, yaklaşık 4 cm. uzunluğunda yarım çember şeklindedir. Meme başı çevresinden kesi yapıldığında protezin yerleştirileceği bölgeye, süt bezleri kesilerek ulaşılır, protezin yerleştirileceği bölgeye ulaşmak için süt bezlerinin kesilmesi, olası bir doğumdan sonra emzirmeyi olumsuz etkileyebilir, meme başının duyusunu sağlayan sinir etkilenebilir, bu durumda meme başında geçici ya da kalıcı uyuşukluk oluşabilir. Ameliyat kesisi, meme başının çevresinde silik bir iz bırakarak iyileşir.
2- Meme altı kıvrım çizgisi
Meme altı kıvrım çizgisi üzerinden, ya da bu kıvrımı oluşturacak çizgi üzerinden 4-5 cm. uzunluğunda kesi yapılır. Ameliyat kesisi, meme altı kıvrım çizgisinde silik bir iz bırakarak iyileşir. Meme altı kıvrım çizgisinden girerek protez yerleştirildiğinde süt bezleri zarar görmez, olası bir doğumdan sonra emzirme problemi oluşmaz, meme başının duyusunu sağlayan sinirin etkilenme ihtimali daha azdır.
3- Koltuk altı
Koltuk altında, derinin katlandığı çizgiler üzerinden protez türüne göre 2-4 cm. uzunluğunda bir kesi yapılarak, memenin altına doğru uzanan bir tünel hazırlanır ve protez bu tünelden yerleştirilir. Protezler, bu yolla genellikle göğüs kasının altına yerleştirilir. Ameliyat kesisi koltuk altında olduğu için, meme bölgesinde ameliyat izi olmaz. Koltuk altındaki ameliyat izi ise kıvrım çizgileri içinde kaldığından dolayı zamanla kaybolur. Bu yolla yapılan girişimin süt bezlerine hiçbir etkisi yoktur. Olası bir doğumdan sonra emzirme sorunları ortaya çıkmaz. Meme başının duyusunu sağlayan sinirin etkilenme ihtimali çok azdır. Bu nedenle meme başının uyuşukluğuna sık olarak rastlanmaz.
4- Karın germe sırasında göbek altından
Karın germe esnasında memenin altına doğru uzanan bir tünel hazırlanır ve protez bu tünelden yerleştirilir. Protezler, bu yolla genellikle göğüs kasının üzerine yerleştirilirancak kas altına yerleştirmek ayrıca mümkün. Ameliyat kesisi olmadığı için, meme bölgesinde ameliyat izi olmaz.
Göğüs Küçültme (Breast Reduction)
Memelerin normalden daha büyük ve ağır olması, kişinin fiziki görüntüsünü bozmasının yanı sıra boyun, sırt ve omuz ağrılarına, normal dik duruş pozisyonunun bozulmasıyla kamburlaşmaya, meme atlarının aşırı terlemesi ile pişik oluşması ve mantar infeksiyonlarına, sütyen askılarının omuz üzerinde derin izler bırakmasına sebep olabilir. Büyük ve sarkık memelerin yol açtığı bu tür şikayetlerden meme küçültme ameliyatları ile kurtulmak mümkündür.
Son yıllarda geliştirilmiş ameliyat teknikleri ile meme başı çevresi ve meme başından aşağı meme altı çizgisine doğru dikey olarak uzanan minimum izi ile istenen büyüklük ve dolgunlukta, son derece dik ve diri meme görüntüsü kazandırmak mümkündür. Bu tür uygulamalarda çıkarılan meme dokusunun miktarına bağlı olmak koşulu ile ameliyat sonrası dönemde doğum yapıldığında anne sütünde bir miktar azalma olabilmesine rağmen büyük bir oranda emzirmek mümkün olabilmektedir. Ameliyatta uygulanan tekniğe bağlı olmaksızın açık tenli ve yara iyileşme fizyolojisi normal olan kişilerde kalan ameliyat izleri çok belirgin değildir. Ancak izlerin belirginliği yine de kişinin yaşına, genetik yapısına ve derinin yapısal özelliklerine göre değişebilir.
Ameliyat genel anestezi altında yapılır, ortalama süresi 3-4 saattir. Hastanede kalış süresi 1 gündür. Ameliyattan sonra kişiyi rahatsız edecek derecede ağrı olmaz. Hissedilen ağrı, ağrı kesici ilaçlar ile rahatlıkla kontrol altına alınabilir. Yapılan ameliyatın etkisinden dolayı memelerde şişlik ve hafif morarmalar olabilir. Ameliyattan 3 gün sonra duş alınabilir ve 5 gün sonra masa başı işler yapılabilir ve uçak yolculuğu sıkıntı yaratmaz. Memenin tam şeklini alması ve yara izlerinin azalması için en az 6 ay gerekir.
Göğüs Dikleştirme (Mastopexy)
Mastopexi veya meme dikleştirme, doğum sonrası sarkan meme dokusunun dikleştirilmesi ve dolgunlaştırılmasını hedefleyen bir ameliyattır. Ameliyatın tekniği memenin sarkıklık derecesine göre değişmektedir. Hafif sarkıklığı olan olgularda meme başı normal pozisyonuna taşınır ve meme başı çevresindeki bollaşmış olan fazla deri çıkarılır. Bu teknik uygulandığında sadece meme başı çevresinde halka şeklinde bir ameliyat izi oluşur. Sarkıklık fazla ise ayrıca memenin alt yarısından da bollaşmış derinin çıkarılması gerekir. Bu durumda meme başının çevresindeki ameliyat izine ek olarak meme başından alt kenara doğru dikey olarak uzanan bir iz daha oluşur. Bu uygulamalar ile meme başı normal pozisyonuna taşınıp bollaşmış olan fazla deriler de çıkarılarak meme dik ve diri görünümünü kazanır. Aynı girişim sırasında memeye dolgunluk kazandırmak için silikon protezler de yerleştirilebilir. Ameliyatı takip eden yıllarda doğum yapıldığında süt bezleri ve süt kanalları zarar görmemiş olacağı için silikon protez uygulanan olgular da dahil olmak üzere herkes bebeğini emzirebilir.
Ameliyatta uygulanan tekniğe bağlı olmaksızın açık tenli ve yara iyileşme fizyolojisi normal olan kişilerde kalan ameliyat izleri çok belirgin değildir. Ancak izlerin belirginliği yine de kişinin yaşına, genetik yapısına ve derinin yapısal özelliklerine göre değişebilir.
Ameliyat genel anestezi altında yapılır, ortalama süresi 2-3 saattir. Hastanede kalış süresi 1 gündür. Ameliyat sonrası kişiyi rahatsız edecek derecede ağrı olmaz. Hissedilen ağrı, ağrı kesici ilaçlar ile rahatlıkla kontrol altına alınabilir. 4-7 gün sonra işe dönülebilir ve uçak yolculuğu yapılabilir. Yapılan ameliyatın etkisinden dolayı memelerde birkaç hafta süren şişlik olabilir. Ameliyat izleri aylar içinde azalır ve belirsiz hale gelir.
Doğum kontrol!
Tüm aileler ve bireyler kendi doğurganlık davranışları konusunda doğru bilgiye dayalı, bilinçli ve gönüllü bir seçim yapmalıdırlar. Böylece istemedikleri gebeliklerden sağlıklı ve etkin bir biçimde korunabilirler.A-Doğal Yöntemler
Doğal aile planlaması çiftlerin doğurganlık bilinci ile gebeliği önlemeyi ya da oluşturmayı sağlayan bazı kuralları birlikte uygulaması olarak tanımlanır. Dünya Sağlık Örgütü, doğal aile planlamasını, manstrüel sişkusun (adet sişkusu) fertil ve infertil dönemlerinde, doğal belirti ve semptomları gözleyerek gebeliğin planlanması ya da gebeliğin önlenmesi yöntemleri olarak tanımlamıştır.
Doğal Yöntemlerin Etkinliği %75’dir.
1. Servikal Mukus Yöntemi (Rahim Ağzı Salgısı)
Kadın vajinadaki salgıyı kontrol eder. Gözlemini ve salgının eldeki hissini her gün kaydeder. Ovülasyon (yumurtlama) yaklaşırken mukus artar, incelir ve rengi berraklaşır. Daha elastik ve kaygan olur. İki parmak arasında yavaşça uzatılabilir. Bu tür mukus spermlerin yaşamsını ve yumurtaya doğru ilerlemesini sağlar. Ovülasyondan önce ve sonraki dönemlerde mukus azalır ve yapışkan bir hal alır. Vajen kuru hissedilir. Mukusun arttığı bu dönemde cinsel perhiz yapılır.
2. Bazal Vücut Isısı Yöntemi
Ovülasyondan sonra salgılanan pregesteron hormonu ısı arttırıcıdır. Yeni vücut ısısını 0,2 ?C ile 0,5 ?C arasında yükseltir ve bir sonraki menstrüasyona kadar yüksek ısıda tutar. Bu yükselişe termalleşme denir ve bu da bazal vücut ısısı yönteminin temelidir. Ovülasyon denime, vücut ısısını izleyerek saptanabilir.
Cinsel perhiz, menstrüel kanamanın ilk gününden, ısı artışının saptandığı 3. günün sonuna dek sürdürülmelidir. Isı çizgisinin üstünde 3 ısı kaydedene kadar beklenmelidir. Bir sonraki menstrüel kanama başlayana kadar cinsel perhize ara verilir.
Bu yöntem tek başına kullanılmamalıdır. Servikalmukus ve/veya servikal palpasyon (elle muayene) yöntemleri ile birlikte kullanılmalıdır.
3. Servikal Palpasyon (Rahim Ağzını Parmakla Muayene) Yöntemi
Kadın kendi kendini elle muayene ederek, servikal (rahim ağzı) kenarındaki değişiklikleri tanımlayabilir. İnfertil (güvenli) dönemde serviks,dış ağzı kapalıdır ve elle kolayca ulaşılır. Yaklaşan yumurtlama (ovülasyon) ile birlikte ostrojen harmonu düzeyi yükseldikçe serviks yumuşar. Yukarı doğru çekilir ve dış ağızı açılır. Ovülasyondan ortalama 4-5 gün nce yumuşamanın başlaması belirgin hale gelir. Elle rahim ağzı daha zor ulaşılır bir hal alır ve ele gelince de yumuşaktır. Eşler servikste ilk değişikliklerin belirlendiği andan, serviksin kolayca hissedildiği, sert olduğu ve ağzının kapalı olduğu zamana kadar cinsel ilişkide bulunmamalıdır.
4. Takvim Yöntemi
Kadının bir periyodu 30 gün kabul edilirse ovülasyon adetin başlangıcından 16-18 gün sonradır. Buna göre adetin başladığı gün birinci gün olursa, adetin başlangıcından sonraki 14 ile 21. gün arası döllenme için en riskli dönemi oluşturmaktadır. Bu dönemde cinsel ilişkiden kaçınılmalıdır. Menstrvel sişkusun süresinin tam bilinememesi ve bir çok nedenden de etkilendiği için güvenli bir yöntem değildir ve kullanılmamalıdır.
5. Geri Çekme
Cinsel ilişki sırasında erkeğin cinsel organının, boşalmadan önce vajenden çıkartılıp, meninin vajen dışına boşaltılmasıdır. Başarı oranı %75’dir. Başarı ile uygulandığında bile kadında ve erkekte psikolojik ve fizyolojik sorunlar ortaya çıkabilmektedir.
6. Vajinal Yıkama
Bazı kadınlar, vajina duvar ve kanalındaki spermleri yıkayıp atma düşüncesi ile cinsel ilişkiden hemen sonra vajinayı su ile yıkamanın gebeliği önlediğine inanır. Bu yöntem doğum kontrol yöntemi olarak tamamen etkisizdir. Çünkü spermlerin birkaç saniye içinde servikal mukusa geçebilirler.
B- Emzirme ve Gebeliğin Önlenmesi
Adet kanaması olmadıkça emzirmeyle gebelikten korunma yöntemi olarak tanımlanan bu yöntem özellikle doğumdan sonraki ilk aylarda, süt veren kadınların, belli koşullarla doğal olarak doğurgan olmadığı düşüncesine dayanır. Emzirmenin her koşulda gebelikten korumadığı bilinmelidir. Belli koşullarda ve belli süre için emzirme ile korunabilinir. En fazla 6 ayı düzenli emzirme ve adet görülmemesi koşullarında emzirme, kadının bu dönemde yeniden ovülasyona ve adet görmesini geçiktirir. Etkinliği %85’dir.
C- Bariyer Yöntemler
Spermin rahim boşluğuna geçmesini engelleyerek gebelikten korurlar. Bariyer yöntemleri güvenlidir, yan etkileri yoktur, birlikte kullanımı etkinliklerini arttırır. Kondom (prezervatif), dioatrem ve spermisitler bu yöntemlerdendir.
1. Kondom
Cinsel ilişki sırasında penise takılan bir kauçuk kılıftır. Spermin vajinaya girmesini engeller. Sperisitler ile birlikte kullanılması etkinliğini arttırır. Doğum kontrolü dışında, AIDS ve diğer cinsel yolla bulaşan hastalıkların yayılmasını önler.
2. Diyafram
Diyafram rahim ağzını örten, kenarları daha sert, kauçuk bir araçtır ve servikal açıklığa uygulanan spermisit jel ya da krem ile birlikte kullanılır spermisit madde diyafram tarafından fiziksel olarak engellemeyen spermleri öldürür.
3. Spermisitler
Vajinal spermisitler, spermlerin servikse ulaşmadan etkisiz hale getirilmeleri için vajinaya konur. Köpük, tablet, krem şeklinde bulunurlar. Diğer doğum kontrol yöntemlerine göre etkinliği daha azdır. Etkinliğini artırmak için kondom veya diyafram ile birlikte kullanılmalıdır.
D-Oral Konto Septitler (Doğum Kontrol Hapları)
Doğum kontrol hapları şunlardır;
- kombine doğum kontrol hapları
- Yalnız prefesteron içeren haplar (mini haplar)
- Ertesi gün hapı
1. Kombine Doğum Kontrol Hapları
Çok güvenilir bir doğum kontrol yöntemidir. Östrojen ve progesteron hormonları birlikte bulunur. Ostrojen, yumutlamayı (ovulosyonu) baskılar ve döllenmiş yumurtanın gelişmesini engeller. Progesteron rahim ağzı sıvısının azaltıp kıvamının artmasına neden olarak spermlerin geçişini engeller. Etkinliği%99,9’dur. En etkili yöntemdir. Her gün hormon içeren haplardan bir tane alınır. Kullanımı kolaydır. Yumurtalık ve rahim kanseri riskini azaltır, iyi huylu meme hastalıklarını azaltır. Kemik erimesi riskini azaltır. Hap kullanmaya son verdikten sonra doğurganlık yeteneği tekrar devam eder. Kullanmaya başlamadan önce gebelik testi ile gebelik olup olmadığı saptanmalıdır. Meme kanseri, kan pıhtılaşması olanlarda, kalp hastalarında, karaciğer hastalarında kullanılmamalıdır. 6 aylıktan küçük bebek emzirenlerde, sigara içenler, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, migren, depresyon tanısı olanlarda ise kontrol altında kullanılmalıdır.
2. Yalnız Progesteron İçeren Haplar (Mini Haplar)
Ostrojen içermezler ve kombine doğum kontrol haplarına göre daha az progesteron içerirler. Kadında doğal olarak oluşan rahim ağzı sıvısını kalınlaştırarak spermin geçişine engel olur ve yumurtlamayı %50 oranında engeller. Etkinliği %96’dır. Her gün aynı saatte alınmalıdır. Emziren kadınlarda kullanılabilir. Ostrojenin yan etkilerinden dolayı kombine doğum kontrol hapı kullanmayan kadınlarda kullanılabilir.
3. Ertesi Gün Hapı
Ertesi gün hapı doğum kontrol yöntemi değildir. Korumasız cinsel ilişkiden sonra, sürdürülmesi kesinlikle istenmeyen gebeliklerin, döllenmiş yumurtanın rahim yüzeyine yerleşmesinden önce önlenmesidir. Tecavüz gibi zorunlu durumlarda başvurulan bu haplar, kullanacak olan kişiye marka belirtilmeden ve paketinden çıkarılarak verilmelidir.
E-Enjete Edilen Doğum Kontrol İlaçları
Pregesteron içeren ilaçlardır. Ovülasyonu (yumurtlama) engeller. Ayrıca, spermin rahime girmesini engelleyen kalın bir servikal mukus da oluştururlar. 3 ayda bir kullanılırlar. Geçici kontrosptit yöntemlerinin en etkililerinden biridir. Adet düzensizlikleri yapabilir. Yumurtalık kanserine karşı da koruyucudur. Ciddi bir tıbbi sorunla karşılaşılmadıkça süresiz kullanılabilir. Hamile olan, karaciğer hastalığı, damarlarında pıtılaşma, meme kanseri, nedeni bilinmeyen kanamalarda kullanılmamalıdır.
F-Deri Altı İmplantleri
Beş yıl süreyle korunma sağlayan etkili, uzun süreli ve geri dönüşümlü bir doğum kontrol yöntemidir. Yapay hormon içeren yumuşak silikondan yapılmış altı ince ve esnek kapsül kadının üst kolunun iç kısmında derinin hemen altında küçük cerrahi bir girişimle yerleştirilir vücuda yavaş yavaş hormon salgılar. İçinde prefesteron hormonu ovülasyonu (yumurtlama) baskılayarak ve servikal mukusu, sperm geçişini engelleyecek biçimde kalınlaştırıp azaltarak gebeliği önler. En etkili doğum kontrol yöntemlerinden biridir gebelerde. Karaciğer hastalığı damarda pıhtılaşması olanlarda meme kanserinde kullanılmaz.
G-Rahim İçi Araçlar (RİA)
Günümüzde RİA, dünyada en yaygın olarak kullanılan geri dönüşümlü, uzun süre etkili doğum kontrol yöntemidir. Türkiye’de en çok Bakır T390A RİA kullanılır. Şekli T harfine benzer.
RİA rahim içine yerleştirilir, genellikle bakır ya da bir steroid hormon içeren, küçük plastik bir cisimdir. RİA spermin üst genital yollara ulaşmasına, yumurtanın (ovum) hareket etmesine engel olarak döllenmeyi engeller. Cinsel ilişkiyi etkilemeyen, güvenli ve çok etkili bir yöntemdir. Emziren kadınlar içinde uygundur.
RİA çıkarılıncaya kadar rahimde durur. Kendiliğinden düşerse vajinadan atılır. Rahim ağzında yara ya da kansere neden olmaz. Yerinde olup olmadığı klavuz ipi yoklanarak anlaşılır. 8 yıl kadar kullanılabilir. Cinsel yolla bulaşan (AİDS gibi) hastalıklara karşı koruma sağlamaz.
Kadının hamile olmadığından emin olunduğunda adet süresi boyunca herhangi bir zamanda uygulanabilir.
H-Gönüllü Cerrahi Sterilizasyon
Gönüllü cerrahi sterilizasyon (kısırlaştırma) bütün dünyada kabul gören ve giderek yaygınlaşan bir aile planlaması yöntemidir. Baka çocuk istenmeyen ve doğurganlıklarını sona erdirmek isteyen çiftler için en güvenli yöntemlerden biridir. Doğurganlığı kalıcı olarak sona erdiren 18 yaşını doldurmuş olan herkese rızası ile, evliyse eşinin de onayı alınarak işlem yapılabilir. Kadında tüp ligasyonu (tüplerin bağlanması), erkekte vazektemi (sperm kanallarının bağlanması) şeklinde yapılan işlem, eğer istenilirse mikro cerrahi yöntemler ile düzeltilip, geriye dönüş de sağlanabilir. Ancak tekrar bu düzeltme işlemleri çok pahalı, zaman alıcı ve kesin sonuç garanti edilemez. Kadında tüp ligasyonu (tüplerin bağlanması) cinsel işlevleri etkilemez. Her iki tüp bağlandığı için yumurtalıktan gelen yumurta rahime ulaşamaz ve döllenmede engellenmiş olur.
Erkekte uygulanan vazektemi (sperm kanalının kesilip bağlanması) yönteminde spermin mekanik olarak dışarı ulaşması engellenmiş olur. Erkekte cinsel istek ve tenksiyonlar yönünden bir bozukluğa neden olmaz. Geri dönülmesi güçtür, kalıcı bir yöntem olarak kabul edilmelidir.
Bahar Alerjisi Olanlar için
İlkbaharla birlikte artan polenlerin, alerjiye duyarlı kişilerde bahar nezlesini tetiklediği ve yaşam kalitesini düşürdüğü bildirildi.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Barlas Aydoğan, ilkbahar aylarıyla birlikte, “çiçek tozları“ olarak bilinen polenlerin, rüzgar ve böcekler sayesinde çevreye dağılmaya başladığını belirtti.
Çiçek polenlerinin mevsimsel alerji riskini yaygınlaştırdığını belirten Aydoğan, “Polenlere duyarlı kişiler, tedbirli davranmalı, gerekmedikçe polenlerin çok olduğu ortamlarda bulunulmamalı“ dedi.
Polen alerjisinin, “bahar nezlesi“ olarak da bilinen hapşırık, burunda akıntı ve kaşıntı, gözlerde kızarıklık gibi belirtilerle ortaya çıktığını ifade eden Aydoğan, şöyle konuştu:
“Polenler alerjik rinit dediğimiz burun akıntısı, burun tıkanıklığı, geniz akıntısı, ağızdan nefes alıp verme gibi şikayetlere neden olur.Hatta gerekli tedbirler alınmazsa çok şiddetli hal alan bu nezle türü, astım, bronşit gibi alt solunum yolunu ilgilendiren hastalıklara da neden olur.“
Yapay Yaşam Çok Yakında!
Laboratuar ortamında üretilmiş ilk kromozomu ekim ayında yarattıklarını açıklayan bilim adamlarının “yapay yaşam çok yakında” sözü doğrulandı. Science Dergisi’nde dün yayınlanan makalede, Amerikalı uzmanların “sentetik kromozomu” nasıl elde ettikleri anlatılıyor. Bir sonraki adımda yaratılan bu yapay kromozom, canlı bir hücreye yerleştirilecek ve ortaya ilk yapay organizma çıkacak.
AMERİKALI biyolog ve girişimci Craig Venter (61), kimyasal maddeler kullanarak bir bakterinin DNA dizilimini hangi bilimsel yöntemlerle aynen oluşturduğunu, Science Dergisi’nin dün yayımlanan son sayısında anlattı.
1990’larda devlet tarafından finanse edilen bilim adamlarıyla insanın genetik kodunu çözme yarışına giren ve son dönemde okyanuslarda daha önce bilinmeyen genleri arayan Craig Venter, “Son çalışmamız, yeni bir hayat yaratma yolunda nihai olmasa bile çok önemli bir adım” dedi. Venter’ın Maryland eyaletindeki “J. Craig Venter Enstitüsü”nde (JCVI) çalışan ekibi, yapay yaşamın en verimli formunu yaratmak amacıyla, önce az sayıda gene sahip basit bir bakteriyi seçti. “Mikoplazma genitalyum” adlı bakterinin 485 geninden 100 tanesinin hayati işleve sahip olmadığı keşfedildi.
CANLIYI ÖRNEK ALDI
Uzmanlar, “mikoplazma genitalyum” adlı basit bir bakterinin bütün DNA şifresini, kimyasal maddeler kullanarak laboratuvarda yeniden yarattılar. 485 gendeki 582 bin baz çiftinden oluşan şifre, bugüne kadar yapay yollarla üretilmiş en büyük gen kodu. Bir önceki denemede ancak bundan 20 kat daha kısa bir şifre yaratılabilmişti. Süreci Science Dergisi’ne anlatan uzmanlar, bu işlemi, hazır bir bilgisayara işletim sistemi kurmaya benzettiler.
SARMAL KOPYALAR
Sentetik kromozomun oluşturulması için, aralarında Nobel ödüllü bilim adamı Hamilton Smith’in de bulunduğu ekip, uzun DNA sarmalları inşa ederek işe başladı. Her bir sarmal, örnek alınan bakterinin genetik kodunun dörtte biri uzunluğundaydı. Oluşturulan yapay kopyalar, maya hücreleri içerisine sokularak tüm bir kromozomu meydana getirdiler. Bu sentetik kromozoma “M genitalyum JCVI-1.0″ adı verildi.
BİR SONRAKİ HEDEF
Bilim adamlarının bir sonraki hedefi, sentetik kromozomu bir hücreye yerleştirmek. Hücreyi ele geçirecek olan sentetik kromozom, ona artık “canlı” işlevlerini kazandıracak, çoğalıp büyümesine imkan sağlayacak. Venter’in ekibi bu işlemin tatbikatını zaten yapmış ve başarılı olmuştu. Aynı işlemin sentetik kromozom kullanılarak yapılması, “yapay organizmanın” yaratılması yolunda son adım olacak.
Ne işe yarayacak
HAVAYI TEMİZLER
Laboratuvar ortamında üretilen canlı organizmalar, sayısız kullanım alanı bulabilir. Mesela karbondioksit emen yaşam formları üretilip küresel ısınmayla mücadele edilebilir. Ayrıca alternatif enerji kaynakları da yaratılabilir.
YAKIT ÜRETEBİLİR
Araştırmayı yürüten Craig Venter, yakıt üreten yapay bir mikrobun trilyon dolar edebileceğini bildirdi. Biyoetik örgütleri ise endişeli.Devlet denetimi olmadan kendi çıkarları için hayatın temelleriyle oynayan bu araştırmaların durdurulmasını isteyenler var.
Böbrek Naklinden Sonra İlaç Kullanma Tarih Oluyor
Doktorların, böbrek nakli olmuş hastaları, vücutlarının bu organı reddetmesini önlemek için ömür boyu ilaç almaktan kurtaracak yeni bir yöntem geliştirdiği bildirildi.
New England Tıp Dergisi’nde yayımlanan araştırmaya göre, tedavi sırasında hastanın bağışıklık sistemi zayıflatılıyor ve organı bağışlayacak kişiden alınan kemik iliği hastaya naklediliyor. Kemik iliği naklinden sonra hastanın vücudunda yeni bağışıklık hücreleri oluşuyor. Bu hücreler, vücudun nakledilen organı kabul etmesine yardımcı oluyor.
Araştırma kapsamında yeni tedavi yönteminin denendiği 5 nakil hastasından 4′ünde başarı sağlandığı ve hastaların 2 ila 5 yıl kadar sonra ilaçlarını bırakabildiği kaydedildi.1980′li yıllarda vücudun organı reddetmesini önleyen ilaçlar yaygın şekilde kullanılmaya başlandı. Ancak kanser riskini artıran bu ilaçların ciddi yan etkileri bulunuyor.
Göğüs Kanseri, Sebepleri, Alınması Gereken Önlemler
Vücudumuzda ki tüm organlar hücrelerden yapılmışlardır. Hücreler çok küçük birimlerdir ve ancak mikroskop altında görüntülenebilirler.
Normal vücut hücreleri sistemli bir şekilde büyür, bölünür ve ölür. Hayatımızın ilk yıllarında yetişkin oluncaya dek normal hücreler daha hızlı bölünür. Yetişkinliğe ulaşılmasının ardından, pek çok dokuda hücreler yanlızca ölen hücreleri yenilemek ve yaralanmaları gidermek amacı ile bölünmeye devam eder. Normal şartlar altında, eğer yeni hücreler gerekmiyorsa her hücrenin içinde bulunan bazı mekanizmalar hücreye bölünmesini durdurmasını söyler.
Buna karşın kanser hücreleri, büyümeye ve bölünmeye devam ederler ve vücudun diğer bölgelerine yayılırlar. Kanser hücreleri birikerek tümörleri (kitleleri) oluştuturlar, tümörler normal dokuları sıkıştırabilirler, içine sızabilirler yada tahrip edebilirler. Eğer kanser hücreleri oluştukları tümörden ayrılırsa, kan yada lenf dolaşımı aracılığı ile vücudun diğer bölgelerine gidebilirler. Gittikleri yerlerde tümör kolonileri oluşturur ve büyümeye devam ederler. Kanserin bu şekilde vücudun diğer bölgelerine yayılması olayına metastaz adı verilir. Tümör vücudun başka bölgelerine yayılmış olsada orijinal olarak oluştuğu organın adı ile anılır. Örneğin kemiklere sıçramış olan prostat kanseri hala prostat kanseri, akciğerlere sıçramış olan meme kanseri hala meme kanseridir.
Lösemi genellikle tümör oluşturmayan bir kanser türüdür. Lösemide kanser hücreleri kan ve kan oluşturan organlarda (kemik iliği, lenf sistemi ve dalak) gelişir, ve diğer organların dokuların içinde dolaşır, birikebilir.
Akılda tutulmalıdır ki, tüm tümörler kanser değildir. Kanser olmayan tümörler metastaz yapmaz ve çok seyrek görülen istisnalar dışında yaşamsal tehlike oluşturmazlar.
Kanserler oluşmaya başladıkları organ ve mikroskop altındaki görünüşlerine göre sınıflandırılırlar. Farklı tipteki kanserler, farklı hızlarda büyürler, farklı yayılma biçimleri gösterirler ve farklı tedavilere cevap verirler. Bu nedenle kanser hastalarının tedavisinde, var olan kanser türüne göre farklı tedaviler uygulanır.
Kanser istatistiklerinin diğer ülkelere oranla daha iyi tutulduğu amerikada, bu istatistikler göstermiştir ki erkeklerin yarısı kadınların ise üçte biri hayatlarının bir evresinde kansere yakalanacaklardır. Günümüzde, milyonlarca insan kanserli yada kanseri tedavi edilmiş olarak yaşamaktadır. Sigaranın bırakılması yada daha sağlıklı beslenme alışkanlıklarının adaptasyonu gibi aktivitelerle yaşam stilinin değiştirilmesi, pek çok tür kansere yakalanma riskini önemli oranlarda azaltılabilir. Kanser tanısı ne kadar erken konursa, tedavisi o kadar erken başlar ve kanser tedavisi ne kadar erken başlarsa tedavinin başarıya ulaşma şansı da o kadar yüksek olur.
‘Her sekiz kadından biri meme kanseri olur.’ betimlemesi ile rastgele seçilen her sekiz kadından bir tanesinin meme kanseri olacağı kesindir, demektir.
Doğru Her sekiz kadından biri istatiği yıllık bir tahmin değildir. Bu rakam, 95 yıllık bir yaşam süresi göz önüne alınarak hesaplanmış bir değerdir. Varsayalım ki araştırmacılar bugün doğmuş olan çok sayıda kız çocuğunu gözlem altına aldılar ve onları 95 yaşına gelinceye kadar izlediler, bu kızlardan sekiz de biri (yaklaşık olarak %12.5i) hayatlarının her hangi bir döneminde meme kanserine yakalanacaklardır.
Yanlış Yalnızca kadınlar meme kanserine yakalanırlar.
Doğru Göreceli olarak çok çok daha seyrek görülmesinse karşın, erkekler de meme kanserine yakalanabilirler ve meme kanseri tanısı konmuş erkeklerin yaklaşık olarak üçte biri bu hastalıktan hayatını kaybeder. İstatistiki veriler, her 100 meme kanseri vakasından birinin erkeklerde görüldüğünü göstermektedir. Göreceli olarak az miktarlarlarda da olsa erkekler de hem göğüs dokusu, hem de meme kanseri ile ilişkisi olduğu bilinen kadınlık hormonları vardır. Toplumda yaygın olan meme kanseri bir kadın hastalığıdır yanılgısı nedeni ile erkekler genellikle kanserin erken belirtilerini görmezden gelmektedir. Bu duyarsızlık geç tanı konmasına, dolaysıyla da daha yüksek ölüm oranlarına neden olmaktadır.
Yanlış Yalnızca ailesinde meme kanseri bulunan kadınlar, meme kansri için yüksek risk grubundadırlar.
Doğru Meme kanseri olan kadınların %80 den fazlası, hiç bir risk grubuna dahil değildir. Ailede başka birinin meme kanseri hastası olması, meme kanserine yakalanma riski üzerinde önemli bir etkiye sahiptir; özellikle birinci dereceden bir yakınınız, sözgelimi anneniz, kızkardeşiniz veya kızınızda meme kanseri varsa, sizde de ortaya çıkma ihtimali iki kat fazladır. Öte yandan ailede hastalığın olmaması, tehlikeden uzak olduğunuz anlamına da gelmez.
Yanlış Meme kanseri çoğunlukla genetik kökenlidir.
Doğru Meme kanserlerinin çok küçük bir yüzdesinin normal olmayan genlerle ilişkili olduğu düşünülmektedir. Araştırmacılar 17 numaralı kromozomda bulunan iki adet genin (BRCA1 ve BRCA2, Meme kanseri geni 1 ve 2) yüksek göğüs riski ile ilişkisini ortaya koymuşlardır. Meme kanserine yakalanma riskini arttıran başka genlerin olması olasıysa da, tanı konmuş meme kanserlerinin yalnızca %5 i BRCA1 ve 2 genlerinin değişime uğraması ile (mutasyonu) ilintilidir. Mutasyona uğramış BRCA genine sahip olmak meme kanserine yakalanma riskini arttıran faktörlerden yalnızca biridir. Diğer faktörler: yaş, aile tarihçesi, yüksek yağlı beslenme alışkanlığı, adet görmeye erken yaşta başlama, menepoza 50 yaşından sonra girme, çocuk sahibi olmama, ilk çocuğa 30 yaşından sonra sahip olma, yapılan biyopsilerde habis olmayan tümörlerin bulunması, vb. Meme kanseri olan kadınların %80 den fazlası görünürde hiç bir risk grubuna dahil değildir.
Yanlış Yaşlı kadınların meme kanserine yakalanma riski genç kadınlardan daha azdır.
Doğru Kadınların yaşı ilerledikçe, meme kanserine yakalanma riskleride artar. Gerçekteyse, yaş meme kanserine yakalanma riskini arttıran en önemli faktörlerden biridir. Bu nedenle, meme kanserinin erken aşamada tanısının konması amacı ile 40 yaşı ve üzerindeki kadınların yıllık klinik kontrollerne ve aylık kişisel göğüs kontrollerine ek olarak yılda bir kez kontrol amaçlı mamografi çektirmeleri önerilir. Göreceli olarak daha yüksek risk grubunda olan kadınlar doktor önerisi ile daha erken yaşlarda düzenli mamogram çekimine başlayabilirler.
Yanlış İlerlemiş yaşlarda meme kanseri tanısı konmuş kadınların, kapsamlı tedavi görmelerine gerek yoktur.
Doğru Meme kanseri teşhisi konmuş ve tanı konma zamanında kapsamlı tedavi görmemiş yaşlı kadınların ölüm oranlarında artış gözlenmiştir. Aslında, genelde meme kanseri yavaş gelişim gösteren bir hastalıktır ama zaman zaman saldırgan da olabilir ve vücudun diğer bölgelerine çok çabuk sıçrayabilir (Metastaz yapabilir).
Yanlış Mamogram meme kanserini engeller.
Doğru Mamogram meme kanserini engellemez, ancak mamografi meme kanserinin erken aşamadayken tanısının konmasını sağlayan mükemmel bir araçtır. Günümüzde, mamogram semptomu olmayan (şikayeti olmayan) kadınlarda meme kanseri tanısı konabilmesini olanaklı kılabilen, güvenilirliliği kanıtlanmış bir yöntemdir. Bu nedenle, meme kanserinin erken aşamada tanısının konması amacı ile 40 yaşı ve üzerindeki kadınların yıllık klinik kontrollerne ve aylık kişisel göğüs kontrollerine ek olarak yılda bir kez kontrol amaçlı mamografi çektirmeleri önerilir. Göreceli olarak daha yüksek risk grubunda olan kadınlar doktor önerisi ile daha erken yaşlarda düzenli mamogram çekimine başlayabilirler.
Yanlış Mamogram meme kanserine yol açar.
Doğru Mamogram güvenilir bir yöntemdir ve mamogram çekilirken göğsün görüntülenmesi amacı ile kullanılan radyasyon düzeyi çok düşüktür. Modern mamografi sistemleri genellikle 0.1 ila 0.2 rad (rad ışıma miktarını ölçmek için kullanılan bilimsel bir ölçü birimidir) düzeylerinde x-ışını kullanır. Bu alanda oluşturulmuş uluslararası standartlar vardır, ve bu standartlar olası en düşük radyasyon düzeyinin kullanılmasını zorunlu kılar. Hastalara düşen sorumluluk kullandıkları mamografi merkezlerinin bu tip standartlara uygun olarak işlemlerini gerçekleştirdiklerinden emin olmaktır.
Yanlış Mamografi erken aşamadaki meme kanserinin tanısının konmasında %100 güvenilir bir yöntemdir.
Doğru Mamografinin meme kanserlerinin %85 ila %90 ını görüntüleyebildiği tahmin edilmektedir. Göğüsteki anormalliklerin büyük bir kısmı mamografi ile görüntülenebilirken, bir kısmıda görüntülenemez. Bazen göğüsteki anormallik çevresindeki doku ile aynı yoğunluğa sahiptir, bu da mamografiden görüntülenememesine yol açar. Eğer kadın yada doktoru göğüste bir kitle bulursa, mamografın bir oluşum göstermemesine, kanser belirtilerinin mamografide negatif olmasına rağmen sonucun açıklığa kavuşturulması için alternatif yöntemler denenmelidir.
Yanlış Mamografi ile tanısı konan kanserler tedavi edilebilir kanserlerdir.
Doğru Mamografi meme kanserinin erken aşamadayken tanısının konmasını sağlayan mükemmel bir araçtır. Göğüsteki anormalliklerin büyük bir kısmı mamografi ile görüntülenebilirken, bir kısmıda görüntülenemez. Bazı kanserler çok saldırgan olabilirler ve vücudun başka bölgelerine mamogram ile görüntülenebilecek boyuta gelmeden önce sıçrayabilirler. Genelde, meme kanseri çok yavaş gelişen bir hastalıktır. Meme kanserinin, tek bir hücre boyutundan bir santimetre çapında bir tümör boyutuna ulaşması altı ila sekiz yıl alabilir. Bu çok uzun gelişim süreci, saldırgan kanserlerin kan veya lenf sistemi aracılığı ile vücudun başka bölgelerine taşınmasına olanak tanır. Bu nedenle, düzenli mamografiye başlamaya yaşı sayılan 40 yaşından önce kadınların 20 yaşından başlayarak aylık kişisel göğüs kontrolü yapmaları ve 30 yaşından başlayarak yıllık klinik göğüs kontrollerine başlamaları önerilir.
Yanlış Meme kanseri bulaşıcıdır.
Doğru Kanser bulaşıcı bir hastalık değildir. Meme kanseri göğüs hücrelerinin sayısının kontrolsüz olarak artımı olarak tanımlanabilr. Bu kontrolsüz artım göğüs dokusundan yapılmış tümör oluşumuna neden olur. Bir kadının hücrelerinde oluşabilecek bu tipte değişimler başka bir kadını etkilemez.
Yanlış Bütün göğüs kitleleri kanserdir.
Doğru Genelde, göğüste bulunan kitlelerin %80i kanser olmayan değişimlerdir. Bu yüzde ilerleyen yaş ile değişir. Genç kadınlarda bulunan kitlelerin %80inden fazlası kanser olmayan değişimler iken, ilerleyen yaşla birlikle kanser olan kitlelerin yüzdesi de artar. Bununla birlike, yaş faktöründen bağımsız olarak göğüste bulunan her kitlenin bir doktor gözetiminde tam tanımlanmasının yapılması önerilir. Özellikle iki adet dönemi boyunca kalıcılığını koruyan veya küçülme göstermeyen değişimlerin kesinlikle doktora bildirilmesi önerilir.
Yanlış Göğüslerinde normalde yumrular (kitleler) bulunan kadınların meme kanserine yakalanma riski daha fazladır.
Doğru Geçmişte uzmanlar göğüsleri doğal olarak yumru yumru olan kadınların meme kanserine yakalanma riskinin daha fazla olduğuna inanmışlardı. Ancak, yapılan istatistikler bunun doğru olmadığını gösterdi. Göğsünde doğal olarak kitleler bulunan kadınlar kanser olmayan fibrokistik değişimlere sahiptirler. Fibrokistik değişimlerin belirtileri arasında, kistler (cepler halinde sıvı toplanmaları), fibrosis (bağlayıcı doku da yara benzeri oluşumlar), yumrulaşma, artan hassasiyet ve göğüs ağrısı vardır. Kanser olmayan bu tip oluşumlardan oldukça nadir görülen atypical hyperplasia (göğüs hücreleri sayısında görülen anormal artış), meme kanserine yakalanma riskini arttırabilir. Ancak, göğüs biopsilerinin yaklaşık olarak %3ün de atypical hyperplasia (AH) tanısı konmaktadır.
Yanlış Eğer göğüsteki kitle ağrı veriyorsa, kanser değildir.
Doğru Meme kanserlerinin bazılarında ağrı vardır, ancak çok nadir durumlarda ağrı tek başına bir meme kanseri belirtisidir. Eğer göğüs ağrısı şikayeti anormallik gösteren bir mamogram ile desteklenmiyorsa, doktorların pek çoğu daha detaylı görüntüleme yöntemlerini gereksiz bulurlar çünki bu gibi durumlarda meme kanseri riski çok azdır. Göğüs ağrısı kanser olmayan göğüs şikayetleri arasında en yaygın olanlardandır ve pek çok nedenden dolayı olabilir. Her iki göğüstede bulunan ağrıların kanser belirtisi olma olasılığı göreceli olarak yalnızca tek göğüste bulunan ağrılardan daha azdır.
Yanlış Kişisel meme kanseri kontrolü yapılması en uygun yer banyodur.
Doğru Kişisel meme kanseri kontrolü banyo da da yapılabilir, ancak ıslak, sabunlu eller kadının göğsündeki anormallikleri hissetmesini zorlaştırabilir. Buna ek olarak, soğuk hava ve su, göğüs ve göğüs ucunun sertleşmesine neden olarak değişimlerin hissedilmesini güçleştirebilir. 20 yaş ve üstündeki her kadın aylık göğüs kontrollerini üç ayrı pozisyonda yapmalıdır. Yatarak, ayakta ve bir aynanın önünde (göğsün görsel kontrolü için).
Yanlış Küçük göğüslü kadınlar meme kanserine yakalanmazlar.
Doğru Meme kanseri dokusunun miktarının meme kanserine yakalanma riski üstünde hiç bir etkisi yoktur. Göğüs boyutunun kesinlikle meme kanseri riski ile bağlantısı yoktur.
Yanlış Kahve içmek meme kanserine yakalanma riskini arttırır.
Doğru Kahve meme kanserine yol açmaz. Fareler üzerinde yapılan bazı çalışmalar, kahvenin aslında kanser riskini azalttığını göstermiştir. Uzmanlar geçmişte kafeinin fibrokistik değişimlere (sıkça görülen kanser olmayan değişimler) neden olmasından dolayı kanser riskini arttıran bir faktör olarak görmüşlerdi. Bazı kadınlar kafein alımını azaltmak amacı ile kahve, çay, çikolata ve kolalı içecek tüketimini azalttıklarında vücuttaki sıvı tutumunun azalmasına bağlı olarak göğüsteki bazı rahatsızlık hislerinin azaldığını gözlemleyebilirler. Aslında bu konu uzmanlar arasında tartışmalı bir konudur, çünkü bu konuda yapılan araştırmaların sonunda tutarlı ve güvenilir sonuçlara ulaşılamamıştır.
Yanlış Koku/ter önleyici deodarantlar önemli kanser sebeplerinden biridir.
Doğru Koku/ter önleyici deodarantlar kansere yol açmazlar. İnternette yaygın olarak dolaşan e-mail’lerden birinde terlemeyi önleyici deodorantların vücudun zararlı maddeleri (toksinleri) dışarı atmasına engel olarak kansere yol açtığı yönünde bazı saptamalara yer verilmiştir. Bu mesaja göre, vücuttan atılması gereken bu zararlı maddeler (toksinler), atılamadıkları için koltuk altındaki lenf benzlerinde birikmekte ve hücrelerde bazı değişikliklere yol açarak kanser oluşmasına yol açmaktadırlar. Gerçekte ise, terleme ile vücuttan atılan maddeler %99.9 oranında su, sodyum, potasyum ve magnezyumdur. Sonuç olarak terleme ile atılan toksik maddeler olmadığı için bu sav bilimsel dayanağa sahip olmaktan uzaktır.
Yanlış Haşere öldürücüler, tarım ilaçları, kuru temizleme kimyasalları kansere neden olur.
Doğru Geçmiş yıllarda yapılan bazı küçük ölçekli çalışmalarda, yukarıda belirtilmiş olan kimyasal maddelerin meme kanserine yakalanma riskini arttırma olasılığının var olduğu ortaya konmuştur. Ancak çoğu uzman bu çalışmaların sonucuna kuşku ile bakmaktadır, çünkü bu küçük ölçekli çalışmaların sonuçları daha büyük ölçekli çalışmaların sonuçları ile çelişmektedir. Söz konusu küçük ölçekli çalışmaların yeterli istatiksel güvenilirliğe sahip olmadığı, tıp çevrelerince kabul edilmektedir.
Yanlış Emzirme meme kanserine yol açar.
Doğru Emzirme meme kanserine yol açmaz. Aslında, bazı ön çalışmalar emzirmenin meme kanseri riskinde azalmaya yol açtığını göstermiştir. Bu bulgu henüz daha geniş kapsamlı çalışmalarca henüz onaylanmamıştır. Emziren kadınlarda meme kanserine yakalanabilir ama, emzirmemiş kadınlara oranla daha fazla meme kanserine yakalanma riski taşımazlar.
Yanlış Geçmişte meme kanserine yakalanmış kadınlar hamile kalmamalıdırlar.
Doğru Yapılan çalışmalar göstermiştir ki, hamilelik süresince oluşan hormonal ve metabolik değişimlerin meme kanserinin tekrarlaması riskini ciddi bir oranda arttırmadığını göstermiştir. Buna ek olarak, hamile kalınma sayısının ve tedavi ile hamilelik arasındaki zaman aralığının da uzun dönem kanser tedavisi ve riski üzerinde gözlemlenebilir bir etkisi görünmemiştir. Ancak, meme kanseri tedavisi görmüş ve hamile kalmak isteyen kadınların bu isteklerini hamilelik öncesi doktorları ile konuşmaları önerilir.
Yanlış Göğüs akıntıları meme kanseri belirtisidir.
Doğru Göğüs akıntılarının çoğunluğu kanser belirtisi değildir. Kadınların yaklaşık olarak %20 si süte benzeyen, donuk yada şeffaf yapıda anlık göğüs akıntıları gözlemler. Kadınların neredeyse %60a yakın kısmı kişisel göğüs kontrolü sırasında bazı akıntılar görebilir. Genel olarak, eğer akıntı şeffaf, süte benzeyen, sarı yada yeşilse kanser belirtisi olarak kabul edilmez. Kanlı yada suya benzeyen akıntılar normal olarak kabul edilmez, ancak bu anormal akıntıların ancak %10 u kanser ile ilişkilidir. Kanlı akıntıların çoğu kanser olmayan papilomalara bağlıdır. Ancak kuşku uyandıran her akıntı doktorlarla tartışılmalı ve klinik kontrollerle nedenleri açıklığa kavuşturulmalıdır. Göğüs akıntıları aşağıdaki özellikleri taşıyorsa kuşkuludur;
Kanlı yada suya benzeyen yapıda ve kırmızı, pembe yada kahverekli akıntılar
Yapışkan bir yapıya sahip ve şeffaf yada donuk siyah-kahverenkli ise akıntılar
Göğüs sıkılmaksızın oluşan anlık akıntılar
Sürekliliği uzun olan akıntılar
Tek taraflı akıntılar
Süte benzemeyen akıntılar
Yanlış Telli sütyenler meme kanserine yol açar.
Doğru Bir kaç yıl önce yayınlanan ‘Ölmek için Giyinmek’ (Dressed to Kill) adlı bir kitapta telli sütyenlerin kullanımının lenf sıvısı akımını engelleyerek meme kanserine yol açtığı iddal edilmişti. Bu kitabın yazarları gelişmiş ülkelerdeki meme kanseri oranları ile az gelişmiş ülkelerdeki oranları karşılaştırmışlar ve aradaki farkın sütyen kullanımı alışkanlığına bağlanabileceğini önermişlerdi. Meme kanseri ve sütyen kullanımı arasında ki bu ilişki doğru değildir. Bu kitabın yazarları araştırmalarında bugün meme kanserine yakalanma riskini arttırdığı bilinen diğer parametreleri (yaş, aile tarihçesi, çevre, sosyal faktörler, genetik, çocuk sahibi olmama, adet görmeye başlama yaşı gibi) dikkate almamışlardır.
Yanlış Göğüs yaralanmaları meme kanserine yol açar.
Doğru Göğüs yaralanmaları ve travmaları meme kanserine yol açmaz. Ancak, yaralanmalar sonucunda göğüste berelenmeler ve kanser olmayan kitleler oluşabilir. Göğüsteki yağ dokusunun şişmesi veya hassaslaşması sonucu ‘Fat necrosis’ adı verilen ve kanser olmayan oluşumlar gözlenebilrsede, genellikte bu durum bir ay içinde ortadan kalkar. Bu tip oluşumlar zaman zaman mamogramların değerlendirilmesini güçleştirebilir.
Yanlış Meme kanseri tanısı konmuş kadınlar göğüslerini kaybederler.
Doğru Meme kanseri tanısı konmuş kadıların büyük bir çoğunluğu tedavilerinin bir parçası olarak ameliyat geçirirler. Ancak, erken aşama meme kanseri tanısı konmuş kadınların artan bir çoğunluğu yalnızca kitlenin alınması (lumpektomi) ve radyasyon terapisi görmektedirler. Lumpektomi kitlenin ve onu çevreleyen dokunun (marjin) alınması işlemidir. Yapılan araştırmalar göstermiştirki lumpektomi ve ardından yapılan radyasyon tedavisi erken aşamadaki meme kanserleri için tüm göğsün alınması (mastektomi) kadar etkindir. Ancak, mastektomi yada lumpektomi arasındaki seçim pek çok faktörün bir bileşkesidir. Alınacak tümörün büyük olması durumunda, bazen operasyon öncesi kemoterapi (anti-kanser ilaçlarının kullanılması) uygulanarak tümör boyutunda küçülme sağlanır ve mastektomi yerine lumpektomi yapılabilinir. Göğsün korunmasına yönelik tedavilere her geçen gün yenileri eklenmektedir.
Yanlış Mastektomi (Göğsün tamamen alınması operasyonu) kanserin yenilemesi riskini tamamen ortadan kaldırır.
Doğru Mastektomi kanserin yenilemesi riskini tamamen ortadan kaldırmaz. Bazı kadınlarda mastektominin dikiş bölgelerinde kanserin yenilenmesi görülmüştür. Ayrıca kanserin lenf bezlerine ve vücudun diğer bölgelerine yayılmış olma riski vardır. Mastektomi gören kadınların büyük çoğunluğu kanserin göğüs dışındaki bölgelere yayılmamasından emin olmak amacı ile aynı zamanda dış lenf bezlerinin alınması operasyonunu da geçirirler.
Yanlış Koruyucu mastektomi (Göğsün tamamen alınması operasyonu) operasyonu geçiren kadınlar meme kanserine yakalanmazlar.
Doğru Koruyucu mastektomi meme kanseri için yüksek risk grubunda bulunan kadınların bir yada her iki göğsünün meme kanserinin oluöumunun önlenmesi amacı ile alınması operasyonudur. Araştırmacılar koruyucu mastektominin kadınları nasıl etkileyeceği konusunda hala emin değiller. Bu koruyucu operasyon saldırgan tümörleri olan kadınların yaşam süresini uzatabilir. Ancak, bazı kadınlar yüksek risk grubunda olmalarına rağmen hiç bir zaman meme kanseri hastası olmazlar, dolayısı ile böyle bir operasyon artan bir yarar getirmez. Göğüs dokusu boyuna doğru, koltuk altında ve göğüs duvarında da vardır, ve vücudunda göğüs dokusu bulunan her kadın meme kanserine yakalanma riskini korur.
Yanlış Kemoterapi kadınların saçlarının dökülmesine yol açar.
Doğru Saç kaybı (alopecia) kemoterapinin geçici yan etkilerinden biridir. Saç kaybı ve kemoterapinin diğer yan etkileri kullanınal ilaçlara, dozlarına ve nasıl verildiklerine bağlıdır. Kemoterapinin yan etkileri her kadında varkı yoğunlukta hissedilir. Saç kaybından etkilenen kadınların, saç kaybı genellikle kemoterapinin başlamasının üçüncü haftasında oluşur. Kadınların büyük çoğunluğunda, kemoperapinin bitmesi ile birlikte saçlarda uzamaya başlar. Kemoterapinin diğer yan etkileri arasında: enfeksiyon riskinin artması, kansızlık, kanama riskinin artması, ağız yaraları, ishal, kabızlık, karıncalanma veya yanma hisleri, deri rahatsızlıkları (kızarıklık, döküntü, akne), tırnaklarda koyulaşma, kırılganlaşma yada çatlama, böbrek ve mesane enfeksiyonları, kemoterapinin hemen ardından gelen nezle benzeri belirtiler, vücutta sıvı toplanması, adet periyotlarında düzensizleşmeler ve menapoz benzeri belirtiler vardır. Zofran (genel adı: ondansetron) ve Kytril (genel adı: granisetron hydrochloride) gibi yeni ilaçlar mide bulantısı, ishal ve kusma gibi en sık görülen yan etkilerin azalmasında oldukça başarılı olmuşlardır. Birleşik devletler, ulusal meme kanseri organizasyonları birliği (National Alliance of Breast Cancer Organizations) eski kemoterapi ilaçlarından olan cyclophosphamide, methotrexate, flouracil (CMF) in, Adriamyacin (genel adı: doxorubicin) gibi yeni ilaçlardan daha az yan etkileri olduğunu belirtmektedir. Yeni ilaçların yardımı ile her geçen gün kemoterapinin yan etkileri daha etkin bir şekilde kontrol altına alınmaktadır.
Yanlış Ağızdan alınan doğum kontrol hapları meme kanserine yol açar.
Doğru 10 yıldan daha uzun süreli kullanımlarda bile doğum kontrol hapları meme kanserine yol açmaz. Doğum kontrol hapları meme kanseri riski ile bağlantısı olduğu bilen östrojen ve progesteron hormonlarını küçük oranlarda içerir ancak bu hormonların oranları dikkate değer bir risk yaratmaktan çok uzaktır. Günümüzde kullanılan doğum kontrol haplarının büyük bir çoğunluğu 1975 yılında kullanılan haplardan %50 ila %100 oranında daha az hormon içeren düşük hormon içerikli formüllere sahiptir. Düşük hormon içerikli formüller, orjinal doğum kontrol haplarının şişkinlik gibi bazı hoş olmayan yan etkilerinin giderilmesi amacı ile geliştirilmişlerdir. Yakın zamanda yapılan bir çalışmada, 1976 ila 1992 yılları arasında hastalanan 3,383 meme kanseri kadın incelenmiş ve genel olarak meme kanseri ile doğum kontrol hapı kullanımı arasında on yılı aşan kullanımlarda bile belirgin bir ilişki gözlemlenememiştir. Ailelerinde meme kanseri görülmüş kadınlarda bile doğum kontrol hapı kullanımına bağlı olararak risk artışı gözlemlenmemiştir. Bütün bunlara rağmen, yüksek meme kanseri riski taşıyan kadınların doğum kontrol hapı kullanmaya başlamadan önce bu isteklerini doktorları ile tartışmaları önerilir.
Yanlış ‘Lobular carcinoma in situ (LCIS)’ teşhisi konmuş kadınlar hayatlarının daha sonraki döneminde kesinlikle meme kanseri hastası olurlar.
Doğru Lobular carcinoma in situ (LCIS) süt bezlerinde oluşan çok erken aşamadaki bir kanserdir, ve oluştuğu süt bezinin duvarını geçmemiştir. Teknik açıdan bakıldığında LCIS, 0. düzey (stage 0) bir kanserdir. Ama doktorların büyük çoğunluğu LCIS’i kanser olarak sınıflandırmazlar. Buna rağmen, LCIS meme kanseri riskinin arttığını gösteren bir işarettir, ve LCIS tanısı konmuş kadınlar hayatlarının daha sonraki aşamalarında meme kanserine yakalanmaya daha yatkın olurlar
Meme Kanserine Nasıl Tanı Konulur?
Meme kanserinin en yaygın belirtisi ağrısız bir kitlelenin hissedilmesidir. Ancak, hastaların %10 kadarı, kitle olmaksızın ağrı hissetmektedir. Meme kanserinin daha seyrek gürülen belirtileri arasında, göğüste oluşan geçici olmayan değişimler, (örneğin kalınlaşma, şişlikler, deride tahriş yada bozulmalar, ve anlık akıntılar, aşınma, göğüs ucunun hassaslaşması yada içe dönmesi de dahil olmak üzre göğüs ucu belirtileri). Tedavisi en kolay olan erken aşamadaki meme kanseri tipik olarak hiç bir belirti göstermezler. Bu nedenle, kadınların meme kanserinin erken tanısı için önerilen kontrol programlarını uygulamaları çok önemlidir.
Meme kanserine erken aşamada tanı konması, tedavi seçeneklerinin sayısını, tedavinin başarıya ulaşma ve hayatta kalma şansını önemli oranda arttırır. Erken tanı için temelde önerilen biri birini tamamlayıcı üç yöntem vardır;
Kişisel (Kendi kendine yapılan) göğüs kontrolleri
Klinik (Doktor tarafından yapılan) göğüs kontrolleri
Mamogramlar
Normal de doktorlar 20 yaşından sonra her ay kişisel göğüs kontrollerinin yapılmasını, kırk yaşından sonrada yılda bir kez olmak üzre klinik göğüs kontrollerini ve mamografiyi önermektedirler. Ancak daha sonraki mamogramlarınıza referans olması için otuzlu yaşlarınızda en azından bir mamogram çektirerek saklamanız önerilir. Burada verilen başlama yaşları, toplumun geneli için önerilmektedir, eğer yüksek risk grubunda olduğunuzu düşünüyorsanız kontrol programınızı dokturunuz ile konuşmalısınız. Kanserlerin küçük bir bölümü mamografi tarafından tanımlayamayacağı için, mamografiyi klinik göğüs kontrollerine alternatif olarak görmek yanlıştır.
Eğer bu testlerden birinde normal olmayan bir belirtiye raslanırsa, durumu açıklığa kavuşturmak için belirleyici testler yapılacaktır. Unutmayın ki, göğüs kontrollerınde bulunan kitlelerin büyük bir kısmı kanser olmayan gelişimlerdir.
Kontroller sonrası şüphelerin giderilemediği durumlarda, kesin tanının konması amacıyla biyopsi yapılır. Kitlenin büyüklüğüne, yerine, dokturun yada hastanın tercihine bağlı olarak biyopsi lokal anestezi alıtında iğneler le yapılabileceği gibi, ameliyatla kitlenin çıkarılmasıylada yapılabilir.
Kadınların En Büyük Problemlerinden Vaginismus
1. Vaginismus nedir?
Cinsel birleşme sırasında kadının kaslarının kasılarak cinsel birleşme olanağına kendini kapatması durumudur. Kadın doğumcular ve ruh hekimlerince oldukça sık karşılaşılan bir sorudur. Vaginismusun nedenleri arasında çocukluktan kalma korkular, suçluluk, ayıp ve günah kavramları sayılabilir.
2. Erkeğin ya da kadının anatomik yapısı vaginismusa neden olur mu?
Bu konuyla ilgili bireylerin yanlış önyargıları ve oluşturulmuş geçersiz tabular tabloyu tetikleyebilir, ancak vaginismus anatomik yapı ile ilişkisiz olarak ortaya çıkar.
3. Vaginismus tedavisinde operasyonel yöntem (hyma perforasyonu gibi) söz konusu mudur?
Böyle bir müdahale yalnızca çiftlerin yanlış önyargısını pekiştirmeye yarar. Vaginismus sorunuyla karşılaşan çiftlerde ilk akla gelen olasılıklardan biri kızlık zarının kalınlığı gibi tıbben kabul görmeyen bir bakış açısıdır. Bu nedenle ruh hekimlerinden önce kadın doğumculara başvurulabilir. Ancak operasyonel bir girişim sorunu çözmeyeceği gibi, bireylerde sorunun çözülebileceği inancını ortadan kaldırmak gibi bir etki yaratabilir.
4. Vaginismus gebeliğe engel midir?
Vaginismus yalnızca cinsel birleşmeye engeldir. Gebelik oluşabilir.
5. Vaginismus için riskli bireyler var mıdır?
Özellikle çocuksu, bağımlı ve ruhsal organizasyonunu sağlıklı bir biçimde tamamlamamış kadınlar risk grubunu oluşturur. Özellikle çocukluk çağından kalma korkular yaşayan bireylerde rahatsızlık oluşması kolaylaşır. Korkular, en çok kadının simgesel olarak zihninde aşırı büyüttüğü bir penis yüzünden çok acı çekme, parçalanma korkularıdır.
Ayrıca gebe kalma korkuları da önemli olabilir. Cinselliğe bakışın tutucu olduğu çevreler de risk faktörleridir.
6. Cinsel soğukluk ile vaginismus arasında fark var mıdır?
Cinsel soğuklukta da ayıp ve günah duygusunun önemi olmasına karşın, temel sorun cinsel ilişkiden zevk almamak biçiminde kendini gösterir. Oysa vaginismusta başlangıçta cinsel ilişkiye girmede isteksizlik yoktur. Ancak ilişki sırasında zarar görme duygusu ön plandadır.
7. Vaginismus tedavisinde ilacın yeri var mıdır?
Sorun bilişsel süreçlerle ve ruhsal yapı ile ilgili olduğundan ilaç tedavisinin yeri yoktur. Ancak tablo yalnızca vaginismus olmayıp herhangi bir ruhsal ya da fiziksel başka bir rahatsızlıkla birlikte ise ona yönelik ilaç tedavisi uygulanabilir.
8. Vaginismus tedavisinde ne yapılır?
Bu durumun tedavisinde genellikle önce kadın doğumculara başvurulur ve bazen dilatasyon denemeleri yapılır. Ancak çoğu sonuç vermez. Hem erkek hem kadın için önemli bir mücadele ortaya çıkar. Her ikisinde de büyük bir sınavın içinden çıkmaya çalışırken heyecanlar ve korkular artar, kısır bir döngü oluşur. Önce kadının ve erkeğin rahatlatılması, gevşemesi, heyecan ve korkuları yatıştıracak ruhsal bir ortam oluşturulması gerekmektedir. Tedavide en başarılı sonuçlar davranışçı seks terapisi ile sağlanmaktadır.
9. Vaginismus sırasında davranışcı terapide eş tedaviye katılır mı?
Eş en önemli faktör olarak tedaviye, mutlaka dahil edilir ve eşler oturumlarda birlikte görülürler.
10. Vaginismus kronikleşir mi?
Çok uzun yıllar süren vaginismus olguları vardır. Ancak genellikle davranışcı seks terapisi ile olumlu sonuçlar alınır