Bilim - Teknik - Teknoloji

Bilim ve Teknoloji Haberleri, Bilim Teknik Konuları,Yararlı Programlar Hakkında Bilgiler, Bilgisayar Dünyası, Donanım İncelemeleri, Bilimsel Olaylar, SaÄŸlık Bilgisi…

Pages

  • Home
  • Bilim Adamları
  • Önemli İcatlar

Search

Sponsor

Meta

  • Login
  • Valid XHTML
  • XFN
  • WordPress

Subscribe

  • Complete Feed
  • Comments

Archive for 'Sağlık Bilgisi'

« Previous Entries

Duyu Organlarımız

Categories: Sağlık Bilgisi | May 4th, 2008 | by admin | no comments

DUYU ORGANLARI

Duyu organları ve temel fonksiyonları:

Sinir sistemine bilgi girişleri dokunma,ses,ışık,ağrı,soğuk,sıcak, vb. duyusal almaçlarla gerçekleşir. Her almaç özel olarak hazırlandığı uyaran çeşidine özel bir duyarlılık gösterir. Diğerlerine ise hemen hemen hiç yanıt vermez.Örneğin; retinada bulunan koni çubuk hücreleri sadece ışığa duyarlıdır. Ses,sıcak-soğuk, basınç gibi faktörler bu reseptörleri uyarmaz. Aynı şekilde hipotalamusta osmoreseptörler vücut sıvılarındaki osmotik basınç değişmelerine yanıt verir. Sese, ışığa asla yanıt vermezler.

DUYU ORGANLARI BEÅžE AYRILIR;

1.GÖZ;

Işığa duyarlı hücrelerin yoğun olarak bulunduğu kısımdır.Göz, görmeyi sağlayan hücreler ve optik kısımla, bunları koruyan yapılardan oluşur.
Gözün kısımları;
Göz yuvarlağı dıştan içe doğru sert tabaka, damar tabaka ve ağ tabaka olmak üzere üç kısımdan yapılmıştır.

1)Sert tabaka(Göz akı);

Gözün en dıştaki beyaz renkli, sert kısmıdır. Diğer tabakaları korur. Gözün ön kısmında saydam tabakayı oluşturur.saydam tabaka ışığı kırarak göz bebeğine gönderir.Saydam tabakaya kornea denir.
2)Damar tabaka:

Gözün beslenmesini sağlayan damarlardan oluşmuştur. Göz yuvarlağının içinin karanlık olmasını sağlar. Damar tabaka gözün ön kısmında irisi oluşturur.İris göze renk veren kısımdır. irisin ortasında bulunan deliğe göz bebeği denir.

3)AÄŸ tabaka:

Işığa karşı duyarlı hücrelerin bulunduğu kısımdır. Ağ tabakadaki sinirler birleşerek, göz yuvarlağının arka tarafından çıkıp beyne gider. Sinirlerin gözden çıktığı yere kör nokta denir. Kör noktada ışığa karşı duyarlı hücreler yoktur. Kör noktanın üst kısmındaki çukur kısım sarı lekedir. Görüntü sarı leke üzerine düşer.
Ağ tabakanın ön kısmında göz merceği bulunur. Göz merceği gözü iki bölüme ayırır. Saydam tabaka ile mercek arasına ön oda, merceğin arkasındaki bölüme arka oda denir. Göz yuvarlağının içi ışığı kırma özelliğine sahip olan göz sıvısı ile doludur.
Görme olayının gerçekleşmesi;Göz merceğinin sarı leke üzerine düşürdüğü ters görüntü beynimiz tarafından düz olarak algılanır.

2.KULAK;
İşitme duyu organımızdır. Kulak aynı zamanda dengemizi de sağlar. Kulak üç kısımdan yapılmıştır;

1)Dış kulak;
Ses dalgalarını toplayıp orta kulağa iletmeye yarar. Dış kulak;kulak kepçesi, kulak yolu ve kulak zarından meydana gelir. Kulak kepçesi kıkırdaktan yapılmıştır. Üzerindeki kıvrımlar ses dalgalarını toplamaya yarar. Kulak yolunun içinde tüyler ve yağ bezleri bulunur, Yağ bezleri kulak kiri denilen sarı bir sıvı salgılar. Tüyler ve sıvı; kulağa giren toz ve böcekleri tutar. Kulak kiri, kulak zarını esnek ve nemli tutar. Kulak kepçesinin topladığı ses dalgaları, kulak yolundan geçerek kulak yolunun sonundaki kulak zarını titreştirir.

2)Orta kulak;
İçi hava ile dolu küçük bir odacıktır. Orta kulakta çekiç,örs ve üzengi adlı üç küçük kemik vardır. Çekiç kemiği kulak zarına, üzengi kemiği ise iç kulaktaki oval pencereye temas eder. Bu şekilde ses titreşimleri iç kulağa iletilmiş olur. Orta kulak östaki borusu ile yutağa açılır. Bir miktar hava ağızdan orta kulağa gider ve kulak zarını dengede tutar.

3)İç kulak;
İşitme duyusu hücrelerinin ve işitme sinirlerinin bulunduğu kısımdır.Dalız,salyangoz ve yarım daire kanallarından oluşur. Üzengi kemiği ses titreşimlerini oval pencereden iç kulaktaki dalıza getirir. İç kulaktaki sıvı, titreşimleri salyangozdaki işitme duyusu hücrelerine iletir. Ses dalgaları işitme duyusu hücrelerine bir etki yapar. Bu etki, işitme sinirleri tarafından beynimize iletilir. Böylece sesleri duyarız.
Kulağımızın ikinci görevi de vücudumuzun dengesinin bozulup bozulmadığını beynimize bildirmektir. Bu işi yarım daire kanalları yapar. Kendi çevremizde bir süre dönersek, başımız döner ve dengemizi sağlamakta güçlük çekeriz. Bunun nedeni yarım daire kanallarındaki lenf sıvısının çalkalanmasıdır. Dönme hareketine son verirsek bir süre sonra başımızın dönmesi de geçer.

3.DİL;

Tat alma duyu organımızdır. Dilimizle şekerin tatlılığını, limonun ekşiliğini, biberin acılığını, deniz suyunun tuzluluğunu algılarız. Ayrıca dilimiz besinlerimizi lokma haline getirip yutmamıza da yardım eder. Konuşurken de dilimizi kullanırız. Dilimiz sesin söz haline gelmesini sağlar.
Dilin yapısı;çizgili kaslardan yapılmış olan dilimizin üzerinde tat tomurcukları (papillalar) bulunur. Dilimiz suda çözünmüş maddelerin tadını alabilir. Suda çözünen besinlerdeki tat, tat alma tomurcuklarındaki sinirleri uyarır. Sinirler, uyarıları beyindeki tat alma merkezine iletilir. Böylece besinlerin tadını alırız. Dilimizin ucu tatlı, arkası acı, uca yakın kenarları tuzlu, arkaya yakın kenarları ise ekşi duyusunu alır.
Dilimiz ayrıca cisimlerin soğuk ve sıcaklıklarını beyne iletir.

4.BURUN;

Koku almayı ve nefes alış verişi sağlayan organımızdır.
Burnun yapısı; Kemik ve kıkırdaktan yapılmış bir organdır. Sapan kemiği burnu iki bölmeye ayırır. Burnun, sağ ve sol boşluklarında üçer tane kıvrım vardır. Hava bu kıvrımlardan geçerken ısınır. Burun boşluğunda bulunan nem ve kıllar havadaki toz parçacıklarını tutup, soluk borusuna geçmesini önler. Burun boşluğunun üst kısmında koku alma hücreleri bulunur.
Burun kemikleri arasındaki boşluklara sinüs denir. Sinüslerin iltihaplanmasına sinüzit denir.

Bir maddenin kokusunun alınabilmesi için mukus içinde çözünebilmesi gerekir.koku alma hücreleri, uyarıldıktan sonra, ilk saniye ya da hemen sonra, yaklaşık %50 oranında adaptasyon gösterir.

TAT ALMA İLE KOKU ALMA ARASINDA BENZERLİK VAR MI?

Kokusunu alacağımız maddenin burnumuzdaki mukus denilen sıvıda çözünmesi gerekir demiştik çünkü mukusta çözünen kokulu maddeler sinirleri etkiler. Sinirlerde bu etkiyi beyine iletir.
Burnumuzla aldığımız kokular sayesinde tüp gaz, doğal gaz, hava gazı kaçağı olup olmadığını anlayabiliriz. Zehirli gazlardan kendimizi koruyabiliriz ve çıkabilecek bir yangını önleyebiliriz. Ayrıca besinlerin bozuk olup olmadığını da anlayabiliriz.
Koku alma ile tat alma olayları birbirini bütünler. Nezle olup, alamadığımız zaman yiyeceklerin tadını da bu nedenle iyi alamayız. Burnumuzu kapatarak yediğimiz bir meyvenin de tadını iyi alamayız.

5.DERİ;
Dokunma duyu organımızdır. Bütün vücudumuzu örterek bizi dış etkilere karşı korur. Ter salgılayarak vücut sıcaklığını düzenler. Akciğer ve böbreklerimize yardımcı olur.
Derinin kısımları;
1)Üst deri; İki kısımdan oluşur.En üste cansız olan korun tabakası vardır. Korun tabakası kepek halinde dökülür. Korun tabakasının altında yeni hücreler üreten canlı malpighi tabakası bulunur. Üretilen yeni hücreler dökülenlerin yerini alır. Tırnak, kıl ve saçlarımız da korun tabakası gibi ölü hücrelerden yapılmıştır.

2)Alt deri; Üst derinin altında daha kalın bir tabakadır. Üst deri ile girintili ve çıkıntılı bir yüzeyle birleşir. Alt deride bulunan ter bezleri gerektiği zaman ter salgılar. Ter buharlaşarak vücudumuzu serinletir.
Ayrıca kandaki zehirli boşaltım maddelerinin bir kısmı da ter ile dışarı atılır. Böylece böbreklere yardım edilmiş olur.
Kılların diplerindeki deliklerden giren hava kan damarlarıyla temas ederek deri solunumunu gerçekleştirir. Böylece derimiz akciğerlerimize de yardımcı olur. Kirlendiğimiz zaman kıl diplerindeki delikler kapandığı için deri solunumu yapamayız.

(alıntıdır)

Read Full Post »

Vücudumuzu Tanıyalım

Categories: Sağlık Bilgisi | February 28th, 2008 | by admin | no comments

Vücudumuz, “hücre” adı verilen ve ancak mikroskopla görülebilen küçük yapı taÅŸlarının bir araya gelmesi ile teÅŸekkül etmiÅŸtir. Hücreler birleÅŸerek dokuları, dokular birleÅŸerek organları, organlar birleÅŸerek vücut makinamızı meydana getirirler.

Vücudumuzun bölümleri:
* İskelet Sistemi
* Kas ve Deri Sistemi
* Kan Dolaşım Sistemi
* Sindirim Sistemi
* Solunum Sistemi
* Sinir Sistemi
* Duyu Organları

İnsan vücudunda yaklaşık 100 trilyon hücre vardır. Her dakika bunlardan 300 milyonu ölür. EÄŸer sürekli olarak yenilenmeselerdi, bütün hücreler 330 gün içinde ölecekti. Su, vücudun %69′unu teÅŸkil eder. Normal bir insanda yaklaşık 47 litre su vardır. Teneffüs, terleme ve boÅŸaltım ile her gün 2.4 litre su kaybedilir. Su, vücuttaki çoÄŸu dokunun %20 ile %80′ini ,beyin dokusunun ise %85′ini oluÅŸturur. EÄŸer 73 kilogramlık bir insanın vücudundaki suyun tamamı çıkarılacak olsaydı, geriye sadece 29 kilogramlık bir vücut kalacaktı.

Su dışında vücutta birçok madde daha mevcuttur. Mesela normal bir vücutta, küçük bir sundurmayı yıkayacak kadar sönmüş kireç, 7 büyük sabun kalıbı yapacak kadar yağ, orta boy bir kavanozu dolduracak kadar şeker, 6 tuzluğu dolduracak kadar tuz, 9 bin kurşun kalem yapacak kadar karbon (13kg), 2 bin 2 yüz tane kibrit yapacak kadar fosfor, 25 milimetrelik bir çivi yapacak kadar demir, bir kaşık sülfür ve 30 gram diğer metaller bulunur.

Read Full Post »

İnsanda İskelet Sistemi

Categories: Sağlık Bilgisi | February 26th, 2008 | by admin | no comments

İNSANDA İSKELET YAPISI

İnsanda iç iskelet kemikten yapılmıştır. İskelet oluşturan kemikle yapısal olarak üç kısımda incelenir.
1.Uzun Kemikler: Kol ve bacaklarda bulunur. İki ucu şişkin silindirik kemiklerdir. Kemiğin boyuna uzamasını baş kısmı ile gövdesi arasında bulunan kıkırdak doku sağlar. Bir süre sonra kemikleşir. Bundan sonra kemiğin uzaması eklem kıkırdağı tarafından devam ettirilir. En dışta enine büyümeyi ve onarılmayı sağlayan kemik zarı (periost) vardır. Baş kısmında dışta ince tabaka halinde sıkı kemik dokusu ortada süngerimsi kemik doku bulunur. Gövde kısmı tamamen sıkı kemik dokudan yapılmıştır. Ortadaki boşluğu sarı kemik iliği doldurur. Süngerimsi kemik dokuda ise kırmızı kemik iliği bulunur
2.Yassı Kemikler: Kalınlığı eni ve boyundan az olan kemiklerdir. Göğüs, kafatası, kürek ve kaburga kemikleridir. Kemik zarı altında sıkı kemik dokusu ve bunun ortasında süngerimi kemik doku yer alır. Kırmızı kemik iliği ile doludur. Sarı kemik iliğinin yer aldığı bir kanal yoktur.
3.Kısa Kemikler: Eni, boyu ve kalınlığı eşit olan kemiklerdir. Omurga ile el ayak bileklerinde bulunur. Dıştaki kemik zarının altında sıkı kemik, ortasında ise süngerimsi kemik bulunur. Süngerimsi kemiğin içinde ise kırmızı kemik iliği vardır.

İNSAN İSKELETİNİN KISIMLARI:
207 kemikten oluşan insan iskeleti baş, gövde, üyeler olmak üzere üç kısımda incelenir
1.Baş İskeleti: Beyin, beyincik ve sinir merkezlerini içinde bulundurur. Kafatası ve yüz iskeleti olarak iki kısımda incelenir.
a)Kafatası İskeleti: Alın(1), yan kafa (2), ard kafa(1), şakak(2), temel(1) ve kalbur(1) kemiklerinden oluşur. Oynamaz eklemlerle birbirlerine bağlanırlar. Beyin ve beyinciği tamamen kapatarak korurlar. Yalnız omurilik ve sinirlerin giriş çıkışlarını sağlayan delikler vardır.
b)Yüz İskeleti: Tırnakçık(2), elmacık(2), burun(2), sapan(1), boynuzcuk(2), üst çene(2), damak(2), alt çene(1) kemiklerinden oluşur. Oynamaz eklemlerle birbirine bağlanmıştır. Sadece alt çene kemiği yarı oynar eklemlerle şakak kemiğine bağlıdır.

2.Gövde İskeleti: Sinir sistemi ve iç organları korur. Vücudu dik tutar. Gövdeyi oluşturan kemikler, omurga, kaburga, göğüs, omuz ve kalça kemiklerinden oluşmuştur. Omurga, boyundan kuyruk sokumuna kadar uzanan 33 omurun üst üste gelmesi ile oluşmuştur. Her omurda iki yan çıkıntı, bir dikensi çıkıntı, omur cismi, omur deliği, omur yayları ve eklem çıkıntıları vardır. Üst üste gelen omurlar kıkırdak disklerle birbirine bağlanarak omurgayı oluştururlar. Omurlar üst üste geldiğinde omur delikleri birleşerek omurga kanalını oluştururlar. Omurga kanalını omurilik doldurur. Omurga ortalama 75 cm uzunluğunda, dirençli ve bükülgen, uzun, ‘S’ şeklinde bir kemik dizisidir. Omurga bütünüyle ekle alındığında dört eğrilik göze çarpar: Öne doğru dışbükey boyun eğriliği; öne doğru içbükey sırt eğriliği(kifoz); öne doğru dışbükey bel eğriliği (lordoz); öne doğru içbükey sağrı eğriliği. Omurga beş bölgeye ayrılır.
1. Boyun (7)
2. Sırt (12)
3. Bel (5)
4. Sağrı (5)
5. Kuyruk sokumu (4)

Boyun bölgesinin birinci kemiğine atlas kemiği, ikinci kemiğine ise eksen kemiği denir.İç içe geçmişlerdir. Boyunun sağa sola dönmesini sağlarlar. Sırt bölgesi 12 omurdan oluşur. Kaburgalar bir uçları ile sırt omuruna bağlanırlar. Bel bölgesi 5 omurdan oluşur. Vücudun hiçbir kısmıyla bağlantılı olmadığı için kolaylıkla hareket edebilir. Sağrı bölgesi 5 omurdan oluşur. İnsanın dik durması ve yürümesinde etkili olan bölgedir.Kuyruk sokumu 4 omurdan oluşmuştur. Bu omurlar birleşerek tek omur halini almıştır.
Göğüs kemiği vücudun göğüs bölgesinde yer alan üst kısmı geniş, alta doğru sivrilen yassı bir kemiktir. Vücudun göğüs kısmında yer alan 15-20 cm boyundaki bu kemiğe göğüs kemiği denir. Sap, gövde ve hançerimsi çıkıntı olmak üzere üç kısımdan oluşmuştur.
Üzerinde enine ibikler ve kas-bağ bağlantı yerleri bulunur. On iki çift olan kaburgaların ilk yedi çifti göğüs kemiğine, sekiz, dokuz ve onuncu çiftler ise yedinci kaburgaya bağlıdır. Son iki kaburganın uçları serbesttir. Yüzücü kaburgalar denir.
Omuz kemerleri önde köprücük (2), arkada kürek (2) kemiğinden oluşur. Kalça kemeri kalça, oturga ve çatı kemiklerinden oluşur. Kalça kemikleri birbirleriyle ve sağrı bölgesi kemikleriyle birleşerek leğen denilen yapıyı oluşturur. Leğen gövdeye bağlanarak karın bölgesindeki iç organlara alttan desteklik sağlar.

3.Üye İskeleti: Kol ve bacak kemiklerinden meydana gelmiştir. Kas sistemi ile birlikte çalışırlar. Otuz bir kolda, otuz bir bacakta olmak üzere yüz yirmi kemikten oluşur.
a)Kol Kemikleri: Pazı(1), ön kol(1), dirsek(1), bilek(8), tarak(5), parmak(14)
b)Bacak Kemikleri: Uyluk(1), dizkapağı(1), kaval(1), baldır(1), bilek(7), tarak(5), parmak(14)

Read Full Post »

Kadavradan Alınan Kalp Çalıştırıldı

Categories: Bilim Teknik, Sağlık Bilgisi, Teknoloji Haberleri | February 19th, 2008 | by admin | no comments

Hayvan kadavrasından alınan bir kalp, canlı hücreler eklenerek yeniden çalıştırıldı.

ABD’de bağışlanan kalpler yetersiz olduÄŸu için her yıl 50 bin hasta ölüyor. Dünyada ise 22 milyon insan, kalp hastalığı tehdidi altında yaşıyor. Minnesota Üniversitesi Kalp Damar Onarım Merkezi BaÅŸkanı AraÅŸtırmacı Doris Taylor, “Amaç, kendi hücrelerinizden nakledilebilir damarlar ya da tüm bir kalp geliÅŸtirebilmek” dedi.

Laboratuvarda canlı kalp dokusu elde etmek konusunda geliÅŸmeler saÄŸlanmıştı. Bu defa ilk kez tümüyle biyolojik bir kalp hayata getirilebildi. “Hücrelerden arındırma” yöntemiyle ölü bir farenin kalbindeki bütün hücreler, güçlü temizleyiciler kullanılarak temizlendi ve geriye proteinlerden oluÅŸan kalbin çerçevesi kaldı. Bu çerçeveye yeni doÄŸmuÅŸ fare kalplerinden alınan hücreler, karışım halinde enjekte edildi ve böyle birkaç kalp, steril laboratuvar ortamında büyümeye bırakıldı. Dördüncü gün kalplerde kasılmalar görüldü, sekizinci günün sonunda ise kalpler pompalama iÅŸlevlerini yerin getirmeye baÅŸladılar. Bu sonuç araÅŸtırmacıları bile ÅŸaşırttı. AraÅŸtırmacılardan Harald Ott, “İlk kasılmaları gördüğümüzde dilimiz tutulmuÅŸtu. Bu kadar iyi ve bu kadar çabuk çalışmasına çok ÅŸaşırdık” dedi.

Ölümsüzlüğün peşindeki doktorun dramatik öyküsü
İngiliz edebiyatının ünlü kadın yazarı Mary Shelley’in (1797-1851) kaleme aldığı ve bugüne kadar 50’ye yakın filme konu olan ünlü romanının kahramanı Dr. Frankenstein, hastalıklara çare bulmak için insanı yeniden yaratmayı amaçlamaktadır. Dr. Frankenstein, çalışmaları sonucunda bir “yaratık”ı canlandırmayı baÅŸarır… Sheley’in romantizmi savunmak, modernizme ve aklın acımasız egemenliÄŸine karşı çıkmak amacıyla kaleme aldığı eser, zaman içinde bir korku klasiÄŸi haline geldi ve tüm dünyaca bu özelliÄŸiyle tanındı.

Read Full Post »

Hepatit C, Belirtileri, Korunma Yöntemleri

Categories: Sağlık Bilgisi | February 10th, 2008 | by admin | no comments

Hepatit C virüslerle bulaşan hepatitler arasında kan yolu ile en sık bulaşan tiptir. Bu sebeple özellikle kan nakli ve kan ürünleri ile edinildiğinin bilinmesi oldukça önemlidir. Son zamanlarda tıp literatüründe de yayınların sayısı arttıkça hepatit C ile ilgili bilgilerimizde artmaktadır.

Hastalık çoğu zaman akut(aniden ve kısa sürede) başlar. Hafif ve orta derecede geçirilen bir takım belirtiler kişi tarafından çoğu zaman algılanmaz. Bu arada karaciğer enzimlerinde hafif yükselme ile giden bir kan tablosu hakimdir. Akut dönemde hastalığı geçiren kişilerin yaklaşık % 85 inde hastalık kronik hepatit e doğru gider. Bu oldukça yüksek bir rakamdır. Ve dahada önemlisi bu hastaların % 20 sinde siroz denilen( siroz = Kronik yaygın ve ilerleyici karaciğer iltihabıdır.) tablo ortaya çıkar

bir rakamdır. Ve dahada önemlisi bu hastaların % 20 sinde siroz denilen( siroz = Kronik yaygın ve ilerleyici karaciğer iltihabıdır.) tablo ortaya çıkar

HEPATİT C HASTALIĞININ BELİRTİLERİ:

Hepatit c belirtileri hafif olarak algılanabilir yada farkında olmadan geçirilebilir. Genel olarak küçük çocuklarda belirtisiz seyreder. Ancak daha büyük çocuklarda yetişkinlerde bazi belirtiler görülür

Hepatit c belirtiler:

Hailsizlik ve kaslarda zayıflık hissi

Baş ağrısı

Karın ağrısı (ki bu ağrısı karaciğer bölgesinin hemen üzerindeki bölge)

Bulantı

Koyu renkte idrar (kola rengi)

Kilo kaybı

Yağlı yiyeceklerden tiksinme

Nadiren sarılık

Eklem ağrıları

KRONİK HEPATİT C

6 aydan daha fazla sürede devam eden hepatit C ile oluşan hepatit durumu kronikleşmiş hepatit C hastalığıdır. Özellikle küçük çocuklarda belirti vermeden gider. Ancak daha ileri yaşlardaki bireylerde bazı belirtiler olabilir

kronik hepatit C belirtiler:

 Sebat eden bir halsizlik

Hafif-orta derece karın ağrısı

Siroz belirtileri: vücutta kırmızı damar lekeleri ki bunlara spider (örümcek) denir. Avuç içersindeki kızarıklıklar, karında şişlik, el ve ayaklarda ödem ve şişlik gibi belirtileri olan karaciğer de fibrozla giden çok ciddi bir hastalıktır.

KRONİK HEPATİT C DE SİROZ OLUŞUYOR. PEKİ SİROZUN ŞİDDETİNİ ARTIRAN RİSK FAKTÖRLERİ VARMIDIR?

20-30 yıl gibi bir ortalama sürede ortaya çıkan siroz bazı durumlarda şiddetlidir;

YaÅŸ (ileri yaÅŸlarda siroz daha ÅŸiddetlidir)

Erkek hastalarda siroz daha ÅŸiddetlidir

Alkol kullananlarda siroz daha ÅŸiddetlidir

Sigara ve tütün siroz daha şiddetlidir

Aids (AIDS - HİV ) siroz daha şiddetlidir

KRONİK HEPATİT C DE KANSER OLUŞUMUNU ARTIRAN RİSK FAKTÖRLERİ VAR MIDIR?

EVET…Bazı faktörler karaciÄŸer kanseri riskini provoke eder, bunlar;

Alkol kullanımı

Siroz geliÅŸimi

İleri yaş

Erkek hasta olmak

HEPATİT C KARACİĞERDEN BAŞKA HANGİ SİSTEMLERE ZARAR VERİR?

Hepatit C karaciğer hasarı dışında vücutta deri, böbrekler , tükürük bezleri, göz ve romatizmal sorunlara yol açabilir.

HEPATİT C VE DÖVME AKAPUNKTUR PİERCİNG

Bu gibi uygulamalarda hastalığın geçme riski eğer steril ortamlarda olmaz ise her zaman söz konusudur. Bu gibi yerlerde hijyen ve sterilizasyon  çok önemlidir.

HEPATİT C NASIL BULAŞIR ?

Hepatit C nasıl bulaşır sorusu oldukça önemlidir. HepatitC nin kan yolu ile bulaştığını belirtmiştik. Kan ve kan ürünleri ile geçebilmektedir. Ayrıca uyuşturucu kullananlarda iğnelerden bulaşması dolayısıyla oldukça yaygın görülür. Ayrıca tüm sağlık çalışanları hepatit B de olduğu gibi hepatit C içinde riskli bir gruptadır. Sağlık çalışanlarına yine iğne batması ve diğer tıp ekipmanı ile bulaşması söz konusudur. Doğal olarak akla gelen hepatit C nin cinsel ilişki ile geçip geçemediği sorusudur? Hepatit C cinsel yolla bulaşır, ancak bu olasılık son derece düşüktür. Tek eşli çiftlerde bu olasılık daha da zayıftır. Ancak çok eşli , cinsel yolla bulaşan hastalığı olan ve AİDS li kişilerde cinsel yolla bulaşma olasılığı yüksektir. Ayrıca organ nakli sırasında hepatit C geçme olasığıda çok yüksektir. Ancak özellikle kan nakli ve organ nakillerinde kan ve organlar hepatit C yönünden taranmaktadır. Bu da hastalığın yayılmasını önlemektedir.

HEPATİT C ANNEDEN BEBEĞE DOĞUM SIRASINDA GEÇERMİ?

EVET…%6 olasılıkla hepatit C anneden bebeÄŸe geçer. İlaveten annnede aids var ise hepatit C nin bulaÅŸma olasığı dahada yükselir.

AYNI EVDE YAŞAYAN KİŞİLERDE HEPATİT C VAR İSE BULAŞIR MI?

Bu çok sık görülen bir durum değildir. ancak aynı kaşık, çatal ve bardağı paylaşmak bulaşma açısından riski son derece artırır. Önemli olan bu saydığımız eşyaları paylaşmamaktır. Bunların dışında aynı evde yaşamak bulaşma açısından yüksek risk taşımaz.

ANNEDEN ÇOCUĞA EMZİRME İLE GEÇER Mİ?

HAYIR…ancak annenin meme başında kanama ve enfeksiyon olmaması gerekir.

ÖNEMLİ NOT: HEPATİT C Lİ HASTALARIN % 10 UNDA  BULAŞMA SEBEBİ BİLİNMEMEKTEDİR.

HASTAIĞIN KULUÇKA SÜRESİ:

Hepatit C nin kuluçka süresi 2 hafta ile 6 ay arasıdan değişen bir süreçtir. Ancak bugün tıp yayınlarında hastalığın hangi döneminde ve ne kadar süre ile bulaşıcı olduğu bilinmediğinden hastalık tespit edildiğinde diğer insanlara bulaşmaması için kişinin uyarılmasında büyük fayda vardır.

HEPATİT C VE TESTLER

Hepatit C yi saptamak için çeşitli testler vardır. Daha öncede belirtildiği gibi hasta eğer bir takım belirtilerle hekime başvurduğunda hekiminiz çeşitli testler ister;

KaraciÄŸer enzimleri

Anti-HCV       :hepatit C  antikor (vücut tarafından üretilen koruyucu serum) testi

İlave antikor testleri:3 jenerasyon antikor tespit edici testler ilaveten istenebilir. Ancak bu testler 3-5 ay sonra opzitif sonuç verir. (enzim immuno assay yöntemi)

HCV RNA testi : en duyarlı test hepatit C virüsünün genetik yapısını tespit etmeye yönelik bir testtir. Bu virüsün çoğaldığını ve enfeksiyonun akut (yeni) olduğunu gösterir. Hatta bu testlerle hepatit C virüsünün miktarı dahi saptanabilmektedir. Tedaviden önce bu miktarın saptanması, tedavinin yaralı olup olmadığı konusunda daha hekime testlerin tekrarındaki miktarla bir değerlendirme imkanı verir.

Karaciğer biyopsisi (karaciğerden parça alma)

HEPATİT C GENETİK TESTLERİNDE VİRÜSÜN ÇEŞİTLİ GENETİK YAPILARI SAPTANMAKTA. PEKİ BU GENETİK FARKLILIK BİR ÖNEM TAŞIR MI?

EVET….testlerde farklı genetik yapıların önemi vardır. Genotip 2 ve genotip 3 denilen virüs tipleri, genotip 1 denilen virüs tiplerine göre tedaviye daha iyi cevap verir.

PEKİ KARACİĞER BİYOPSİSİ SONUCU TEDAVİ STRATEJİLER VAR MIDIR VE ÖNEMLİ MİDİR?

EVET…eÄŸer düşük derecede karaciÄŸer iltihabı ve fibrozu sonucu biyopsi ile ortaya çıkmış ve beraberinde karaciÄŸer enzimleri hafif derecede artmış hastalar anti-viral (virüse karşı tedavi)tedaviye ihtiyaç duymaz . Ancak  fazla miktarda fibroz olan hastalarda ise anti-viral tedaviye alınır. Bu hastalarda enzimler orta derecede artmıştır. Unutmayın elbette bu karaı hekiminiz verecektir. Ayrıca karaciÄŸer biyopsisi yapılan tedavinin sonuçlarını görmek için yapılabilir. Buda son derce önemlidir.

KİMLER HEPATİT C TARAMA TESTİ YAPTIRMALIDIR?

Anormal karaciÄŸer enzim testleri olanlar

Geçmişte size kan nakli yapılmış ise (bu yaklaşık olarak 5-10 yıl önce yapılmış ise yahut size kan veren bir kişinin hepatit C olduğunu öğrendiniz ise)

Size organ nakli yapıldıysa (özellikle 5-10 yıl önce…)

Tüm sağlık çalışanları

Korumasız cinsel ilişkileriniz olduysa (özellikle çok partnerli)

Hemodiyaliz hastası iseniz

Hemofili veya benzeri kan ürünleri gerektiren bir hastalığınız varsa

Hepatit C hastası iseniz ve çocuk sahibi olduysanız 1 yıl içinde hepatit C testi yaptırmalısınız (baynalar)

UNUTMAYIN !!!  HEPATİT C , HEPATİT B VE AIDS KAN VE CİNSEL YOLLA BULAÅžIR…

HEPATİT C TEDAVİ:

Hepatit C de tedavi hastalığın derecesine göre belirlenir.

İnterferon (haftada 3 kez enjekte edilir)

Uzun etkili interferon (haftada 1 kez enjekte edilir)

Ribavirin

Bu ilaçlar tek veya kombine halde hekiminiz tarafından kullanılır.

AKUT HEPATİT C DE TEDAVİ:

Genel olarak farkında olmadan geçirilmesi sebebi ile hepatit C akut (yeni) dönemde tedavi edilmeden atlanır. Ve çoğu hastada virüs kronikleşmiş (müzmin) bir enfeksiyon halinde iken tespit edilir. Ancak bu hastalıkta bir çok bilim adamı akut dönemde yakalanan hastalığıa anti-viral tedavi uygulandığında hastalığın kronikleşmeyeceği inancındadır. Yapılan çalışmalarda akut dönemde yakalana ve 6 ay boyunca interferon tedavisine alınan hastaların % 98 de hastalığın kandan tamamen kaybolduğu, ve karaciğer enzimlerinin normale döndüğü saptanmıştır.

KRONİK HEPATİT C DE TEDAVİ:

Kronik hepatit C tedavisinde 2 ilaç kullanılır. Bunlar ribavirin ve interferon. Ancak her hasta için bu iki ilaç uygulanamaz. Buna en güzel kararı hekiminiz verecektir. Ancak interfeon ve ribavirin tedavisine aday hastalarda uzun süreli tedavide kür sağlanmaktadır. Yapılan yeni çalışmalarda daha uzun etkili olan bir interferon çeşidi peginterferon ile ribavirinin bir arada kullanılmasının çok iyi sonuçlar ortaya çıkardığı görülmüştür. Ve bu tedavi artık standart tedavi olarak ortaya çıkmıştır. Yapılan çalışmalarda bu tedavi ile ortalama % 50 lerde bir başarı sağlanmış ve kanda hepatit C saptanmamıştır.

PEKİ TEDAVİNİN SÜRESİ NE KADARDIR?

6 ay –ile 1 yıl arasında değişir.

Genotip 2 ve genotip3 olanlarda tedavi 6 ay

Genotip 1 olanlarda 1 yıl devam eder.

ANTİ-VİRAL TEDAVİ KİMLERDE İDEAL OLARAK UYGULANIR?

HCV genotip 2 ve genotip3 olanlar

Hafif ve orta derecede karaciÄŸer fibrozu olan kiÅŸiler (karaciÄŸer biyopsisi en iyi fikir verir.

KİMLER İÇİN ANTİ VİRAL TEDAVİ İYİ BİR SEÇENEK DEĞİLDİR ?

HCV  Genotip 1 grubu hastalar

YoÄŸun depresyonu olan hastalar

Kalp rahatsızlığı olan hastalar

HEPATİT C TEDAVİSİNDE YARDIMCI FAKTÖRLER VE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN UNSURLAR NELERDİR ?

Alkol kullanmayınız

Sigara kullanmayınız

Karaciğerden atılan ilaçlara dikkat edin ve doktorunuzla bu konuyu tartışın. Bu tür ilaçlar kullanmayınız

Hepatit B aşınız yoksa yaptırınız

Hepatit A aşısı yaptırınız

HEPATİT C DE KİMLER İZLENMELİDİR ?

Karaciğer enzimleri hafif yükselen ve karaciğer biyopsisinde fibroz ve ağır hasar olmayan hastalar, hekimleri tarafından izlenmesi tavsiye edilmektedir. Bu hastalara düzenli olarak karaciğer enzim testleri ve her 3-5 yılda bir karaciğer biyopsisi yaptırmaları önerilmektedir.

ANTİ VİRAL TEDAVİYE CEVAP NEGATİF OLSA BİLE BAZI OLUMSUZ SONUÇLARA GİDİŞ DURABİLİR Mİ?

Evet…! bazı hastalar anti viral tedaviye olumlu yanıt vermez ve kanda virüs oranı düşmez. Ancak bu hastalarda siroz oluÅŸumu ve karaciÄŸer kanseri riskini anti-viral tedavinin azalttığı göstermiÅŸtir. En azından bu durum bile teselli vericidir.

ARAŞTIRMA HALİNDE BAŞKA İLAÇLAR VARMI ?

EVET…

İnterlökin 10

İnterferon ve ribavirinle kombine amantadin tedavisi

Gen Terapi

CİNSEL İLİŞKİ SIRASINDA NASIL KORUNABİLİRİM ?

TEK EŞLİLİK VE LATEX KONDOM(PREZERVATİF KULLANMAK) MUTLAKA KULLANINIZ

EŞYALARINIZI KİMSE İLE PAYLAŞMAYINIZ.

ELLERİNİZ TEMİZ YIKAYINIZ

HEPATİT C VE EVDE TEDAVİ:

Ev tedavisinde ; aktivitelerinizi yavaşlatın, yorucu hareketlerden kaçının, yorulduğunuzda hareketleriniz yavaşlatarak dinlenin.

AKUT HEPATİT C ENFEKSİYONUNDA DİYET:

Hepatit ve diyet. Ne tür bir hepatit diyeti uygulamalıyım en çok sorulan sorulardan biridir. En önemli unsurlardan biri akut hepatit diyetinde (hepatit C diyeti) sıvı alımıdır. Bulantı ve kusmanın yaratacağı sıvı kaybı yerine konulmalıdır. Protein oranı düşük, kalori oranı yüksek bir hepatit diyeti hekimler tarafından önerilmektedir. Eğer içtiğinizde rahatsızlık vermiyorsa doğal meyve suları alınabilir. Ayrıca çorba içilebilir. BU DÖNEMDE EN ÖNEMLİSİ ALKOL VE KARACİĞERİ RAHATSIZ EDECEK İLAÇLAR KULLANMAMAKTIR. BU DURUM KARACİĞER İLTİHABI VE KARACİĞER ZARARINI ARTIRACAKTIR. Burada en önemli unsur ilaç alınımınızı hekiminizle konuşarak ayarlamanızdır.

ANTİ VİRAL TEDAVİDE EN ÖNEMLİ YAN ETKİ NEDİR ?

Depresyondur. Hekiminizle bu konuyu tartışmaktan çekinmeyiniz.

HEPATİT C VE KARACİĞER NAKLİ ( TRANSPLANTASYON)

Önlenemeyen ve tedaviye cevap vermeyen yaygın bir fibrozla giden hepatit C vakalarından sonra karaciğer fonksiyonlarını icra edemez bir hale gelirse artık bu hastalar karaciğer nakline aday hastalardır ve transplantasyon gerekir.

Read Full Post »

Burun EstetiÄŸi

Categories: Sağlık Bilgisi | February 10th, 2008 | by admin | no comments

Burun EstetiÄŸi (Rhinoplasty)

Rinoplasti burun estetiği ameliyatıdır. Bu ameliyatta burun kemeri alınabilir, boyutu değiştirilebilir, burun ucu şekillendirilebilir. Erkeklerde 18, kızlarda 17 yaştan itibaren bu ameliyat yapılabilir.

Ameliyattan önce burun ve yüzden fotoğraf çekilir. Bu pozlar ameliyatınızı planlamada kullanılır. Ayrıca alınan görüntüler üzerinde bilgisayar ortamında çalışma yapılır. Böylece ameliyat sonrası görüntü hakkında fikir sahibi olabilirsiniz. Ameliyat kesileri burun deliklerinin içinden yapıldığı için dış görünümde herhangi bir ameliyat izi olmaz.

Ameliyat, genel anestezi altında yapılır. Ameliyat süresi hastadaki problemlerin ağırlığına bağlı olarak değişir ve ortalama 2-2.5 saattir. Ameliyat sonrası en fazla bir gece hastanede kalınır. Ameliyat sonu burun içine tamponlar ve burun üzerine plastik bir atel yerleştirilir. Ameliyattan sonra nerdeyse hiç ağrı olmaz, olabilecek hafif ağrı, ağrı kesici ilaçlar ile kolayca giderilebilir. 8-24 saat sonra tamponlar, 4. gün atel alınır. Burun içi dikişler kendiliğinden düşer. Atel alındıktan sonra 3 gün burun bandajı uygulanır. Morluklar 7 gün içinde kaybolur. Şişliklerin çoğu ilk 10 gün içinde hızla azalır ve burun son şekline yakın normal bir görünüm kazanır. Kalan şişliklerin azalması, burnun tam olarak oturması ve son halini alması yaklaşık 3-6 ay sürer. Yapılan cerrahi işlemine göre ameliyattan 4-7 gün sonra normal yaşama dönebilir veya uçak yolculuğu yapabilirsiniz.

Burun estetiği ve Nefes Darlığı (Septorhinoplasty)

Septorinoplasti ameliyatında burun estetiği yanısıra nefes darlığı ayrıca giderilir. Bu ameliyatta burun kemeri alınabilir, boyutu değiştirilebilir, burun ucu şekillendirilebilir, burun delikleri küçültülebilir. Burundan nefes alma problemlerini çözmeye yönelik müdahaleler (septoplasti, konkaplasti…) ile birlikte yapılabilir. Burun cerrahisinde estetik ve fonksiyon birbirinden ayrılmaz ünsürlerdir ve başarılı burun ameliyatı yüzünüzle uyumlu doğal bir burun görüntüsü sağlamalı ve nefes almayı daha da rahatlatmalıdır. Erkeklerde 18, kızlarda 17 yaştan itibaren bu ameliyat yapılabilir.

İlk önce burun içi ve dışı ayrıntılı bir ÅŸekilde muayene edilir. Ek bir hastalık ve problem var ise bu aÅŸamada endozkopi ve görüntüleme yöntemleri ile tespit edilir (deviasyon, sinüzit, nazal polip vs …). Ameliyattan önce burun ve yüzden fotoÄŸraf çekilir. Bu pozlar ameliyatınızı planlamada kullanılır. Ayrıca alınan görüntüler üzerinde bilgisayar ortamında çalışma yapılır. Böylece ameliyat sonrası görüntü hakkında fikir sahibi olabilirsiniz. Ameliyat kesileri burun deliklerinin içinden yapıldığı için dış görünümde herhangi bir ameliyat izi olmaz.

Ameliyat, genel anestezi altında yapılır. Ameliyat süresi hastadaki problemlerin ağırlığına bağlı olarak değişir ve ortalama 2.5-3 saattir. Ameliyat sonrası en fazla bir gece hastanede kalınır. Ameliyat sonu burun içine tamponlar ve burun üzerine plastik bir atel yerleştirilir. Ameliyattan sonra nerdeyse hiç ağrı olmaz, olabilecek hafif ağrı, ağrı kesici ilaçlar ile kolayca giderilebilir. 24-48 saat sonra tamponlar, 6. gün atel alınır. Burun içi dikişler kendiliğinden düşer. Atel alındıktan sonra 3 gün burun bandajı uygulanır. Morluklar 7-10 gün içinde kaybolur. Şişliklerin çoğu ilk 15 gün içinde hızla azalır ve burun son şekline yakın normal bir görünüm kazanır. Kalan şişliklerin azalması, burnun tam olarak oturması ve son halini alması yaklaşık 3-6 ay sürer. Yapılan cerrahi işlemine göre ameliyattan 7-10 gün sonra normal yaşama dönebilir veya uçak yolculuğu yapabilirsiniz.
kaynak: estetik.tc

Read Full Post »

Otizm ve Otistik Çocuklar

Categories: Sağlık Bilgisi | February 10th, 2008 | by admin | no comments

Çocuk dendiğinde aklımıza neşe, canlılık, bitmek ve tükenmek bilmeyen bir enerji gelir. Genellikle çevremizde bu tip çocuklarla karşılaşır ve onların oyun ve hayal dünyalarını hayretler içinde seyrederiz.. Aslında çocukları sevimli ve cana yakın yapan bu özellikleridir. Ancak çevresinde olup bitenlere karşı ilgisiz , dış dünya ile adeta bağını koparmış, kendi dünyasında yaşamaya çalışan çocuklar da vardır. Bu çocukların en belirgin özellikleri sosyal ilişki kurmadaki yaşadıkları güçlüklerdir. Bu nedenle bebeklik dönemi sonrası toplum içinde bu çocukları hemen fark edebilirsiniz. Etraflarında örülü o kalın duvarı aşmak hatta bir pencere olsun açabilmek için hayli zorlanacağınız bu çocuklara otistik çocuklar denmektedir.

Yeni doğan her bebek yaşamın ilk günlerinde doğal otistik bir dönem geçirir.Yani çevresindeki insan ve eşyalara karşı ilgisiz ve dışarıdan gelen uyarılara karşı tepkisizdir. Ancak normal gelişim sürecinde bu dönem bir kaç hafta kadar devam eder ve giderek çocuk dış dünyaya açılmaya ve çevresiyle ve özellikle insanlarla ilgilenmeye ve ilişkiye girmeye başlar. Otistik çocukların çoğu normal sayılan ve çok kısa süren bu dönemi bir türlü aşamaz ve dışa açılamazlar. Karşısına anne geldiğinde kimse yokmuş gibi tepkisiz kalan ve adeta bir gülücüğü dahi esirgeyen bu çocuklar dikkatli bir gözlemci tarafından hemen fark edilebilirler.

Hastalığın Belirtileri

Genellikle bebekliğin ilk iki yılı içinde otizme ait belirtilerin başlaması beklenir. Nadiren bu belirtiler daha geç yaşta da başlayabilir. Otizm belirtileri çocuğun yaşına ve gelişim düzeyine göre çok farklılıklar gösterebilir. Bebekliğin ilk dönemlerinde annelerin ilk fark ettikleri çocuklarının diğer çocuklara nazaran daha az güldükleridir. Annenin bedensel teması, çocuğunu kucaklaması ve öpmesi her çocuğun arzuladığı bir işlev olmasına karşın bu çocukları rahatsız eder. Adeta sevilmekten hoşlanmazlar ve tepki gösterirler. Ana babanın seslenmesine karşı yanıt vermemeleri nedeniyle çoğu aile çocuklarının sağır olduğunu dahi düşünebilir. Çevredeki insanların görünümleri, giysileri dikkatlerini çekmez. dışarıdan izlendiğinde adeta odada kimse yokmuş gibi davranırlar. İnsanlarla göz göze gelmekten kaçarlar. Yalnızlığı severler ve yalnız bırakılmaya tepki göstermezler. Normalde çocuklar uyumadıkları dönemlerde yatakta kalmak istemez anneden ilgi beklerler. Ancak bu çocuklar uyumadıkları halde saatlerce yatakta sessizce kalabilirler. İlk dönemlerde anne ve babayı diğer insanlardan ayırmakta güçlük çekmelerine karşın yaşları ilerledikçe anne babaya bağlılıkları aşırı derecede artabilir ve ayrıldıklarında yoğun sıkıntı yaşayabilirler.

Otistik çocuklar en çok konuşma gecikmesi şikayeti ile hekime getirilirler. Bedensel gelişimi yaşına uygun olan çocuğun konuşması yaşıtlarına göre oldukça geridir. 5 yaşına geldiklerinde ancak % 50 si tek kelimelerle konuşabilir. Konuşmayı ilişki kurmaktan çok ihtiyaçların giderilmesi için kullanırlar. Bir kısmı ise ileri yaşlarda dahi konuşamaz ya da konuştukları anlaşılamaz. Konuşmanın geriliği yanında bu çocuklarda söylenen sözcükleri tekrarlama ve kelime uydurma gibi konuşma bozuklukları görülebilir. Konuşmadaki bütün bu gerilik ve bozukluklar çocuğun ilişki kurmadaki zorluğunu bir kat daha artırır.

Her yaş çocuğu kendi yaşıtlarıyla oynamaktan hoşlanır. Yaşıtlarıyla bir araya geldiğinde onlarla ilgilenir ve oyun kurmaya çalışır. Otistik çocuklar ise hep yalnız olmayı tercih eder, çocukların içine karışmaz, hep bir köşede yalnız başına oynarlar. Kendi özel davranış biçimleri ile diğer çocuklardan hemen ayırt edilebilirler. Örneğin kendi etraflarında defalarca dönme, tek ayak üzerinde zıplama ve odanın içinde bir köşeden diğerine koşma gibi amaçsızca tekrarlanan hareketleri vardır. El çırpma, tüm bedeni sallama gibi olağan dışı beden hareketleri dikkat çekicidir. İlgi alanlarının kısıtlılığı nedeniyle belirli oyuncaklarıyla hep aynı biçimde ve tekrar tekrar oynarlar. Evde bulunan bazı nesnelere aşırı ilgi gösterebilirler. Mekanik aletlere ve dönen nesnelere ilgileri büyüktür. Bazı nesnelere karşı duygusal olmayan ve bize göre anlamsız aşırı bağlılıkları vardır. Bir parça sicim ya da gazoz kapağı onlar için vazgeçilmez birer nesne olabilir. Yaşam içindeki olağan değişimlere karşı direnç gösterirler. Ev içinde bir eşyanın yerinin değişmesine izin vermez, eve alınan yeni bir eşyayı kullanmak istemezler. Değişime karşı bu direnç ailenin hayatında kısıtlamalara neden olacak derecede rahatsızlık verici olabilir.

Tepkileri ani ve yersiz olabilir. Öfke patlamaları, kendine zarar verici davranışlar ya da uygunsuz sevinç nöbetleri gözlenebilir. Yaş ilerledikçe çocuğun çevresiyle aktif ilişkiye girmesi artabilir ancak sınır koyamama gibi uygunsuz davranışlar devam eder. Daha ileri yaşlarda zekası normal olan çocuklarda önceden olan olayları detaylı hatırlama ve akılda tutmalar görülebilir. Müzik, hafızada tutma ve okuma gibi bazı özel alanlarda garip ve akıl almaz becerileri olabilir.

Otistik çocukların aile tarafından hekime ilk getirilme nedeni genellikle konuşmalarındaki gecikmedir. Oysa daha ilk yıl içinde çocuğun dış dünyaya kapalılığı ilgili bir anne tarafından fark edilebilir. Kendisi ile dış dünya arasında kalın bir duvar olan bu çocuklar annelerinin gösterdiği sevgi ve ilgiye adeta kayıtsız kalırlar. Bir annenin bunu fark etmemesi mümkün değildir. Ancak çocuğuna karşı ilgisiz ve sevgisini gösteremeyen anneler bu bozuk gidişi anlamayabilirler.

Otistik çocukların bir çoğunda zeka düzeyi normalin altındadır. Bu çocuğun genel olarak işlevselliğini azaltan bir faktördür. Yapılan araştırmalar otizmin toplumda yaklaşık 10.000 çocuktan 4 ünde görüldüğünü göstermiştir. Erkek çocuklarda kızlara oranla 4-5 kat daha fazla sıklıkta görülür. Otistik çocukların kardeşlerinde bu hastalığın görülme sıklığı normal çocuklara oranla daha fazladır.
kaynak: psikoturk.net

Read Full Post »

Panik Atak, Belirtileri, Alınması Gereken Önlemler

Categories: Sağlık Bilgisi | February 10th, 2008 | by admin | no comments

Yeterince nefes alamadığınızı hissediyorsunuz, kalbiniz yerinden fırlayacakmış gibi atıyor, içiniz sıkışıyor. Herkesin günlük yaşamında yaptığı bazı şeyleri yapamıyorsunuz; süpermarkete ya da sinemaya gitmek, uçağa ya da asansöre binmek gibi. Kaygılanıp, korkuyorsunuz. Korkularınızın herhangi mantıklı bir nedeni olmadığını biliyorsunuz ama yine de bu duygunuzla başedemiyorsunuz. Aklınızı yitireceğinizi, tümüyle kontolünüzü kaybedeceğinizi, bayılacağınızı hatta kalp kirzi geçirip öleceğinizi düşünüyorsunuz. Yalnız değilsiniz!

Panik atak aşağıda sayılan 13 bedensel ve bilişsel belirtilerden en az dördünün eşlik ettiği yoğun korku ve rahatsızlık hissidir.

1 - Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama
2 - Terleme
3 - Titreme ya da sarsılma
4 - Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma
5 - SoluÄŸun kesilmesi
6 - Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı duyma
7 - Bulantı ya da karın ağrısı
8 - Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma
9 - Derealizasyon ya da Depersonalizasyon (Dış dünya yada kendisi gerçekliğini kaybetmiş gibi hissetme).
10- Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu
11- Ölüm korkusu
12- Uyuşma ve karıncalanma duygusu
13- Üşüme ürperme ve ateş basması

Bu belirtiler genellikle 10 dakika gibi bir sürede yoğunlaşarak doruk noktada sıkıntı verir sonra da genellikle yavaş yavaş azalır. Bu durum bir kez olursa panik nöbet olarak isimlendirilir. Ancak tekrarlamalarla gideceğinden kişi ne zaman olacak diye beklentiden dolayı sıkıntı duymaya başlar ki buna beklenti anksiyetesi denir. Bu anksiyete nedeniyle dışarı yanlız çıkmaktan korkmaya yanında birisi olmadan uzağa gitmekten kaçınmaya başlar. Tekrarlayan panik nöbetlere ve kaçınma davranışının eşlik ettiği duruma panik bozukluk denir.

Panik atak hastalarında yaşanan bu nönetler bunaltıcı, yorucu sinir bozucudur. Ama size iyi bir haberimiz var.

Panik ataklardan kurtulabilirsiniz.

Bu atakların yarattığı kaygıdan kurtulabilirsiniz.

Panik atak yüzünden artık hiçbir planınızı iptal etmenize gerek kalmayabilir.

Panik ataklar farkında olmadan öğrenilen davranışlar sonucunda oluşurlar. Ataklardan kurtulmak için yapmanız gereken bu davranışları yapmamayı öğrenmektir. Genelde insanlar atakları daha az yaşamak için;

• Panik atak yaşayabileceklerini düşündükleri tüm olayları saf dışı bırakmaya ve kendilerini güvende hissetmedikleri, yardım görmeyecekleri her yerden kaçmaya çalışırlar.
• Yeniden yaşayabilecekleri panik atağını düşünerek sürekli yeni atağın sinyallerini beklemeye çalışırlar.

Ancak bu korkular gittikçe daha büyük korkulara ve bu korkulardan daha çok kaçınmaya yol açar. Peki yaşanan bu kısırdöngüyle nasıl başaçıkabilirsiniz Panik atağın temelinde bulunan iki ana unsurla başa çıkmada iki aşamalı bir çalışmayla başarılabilir.

• Kişinin içinde yaşanan kaygı ve sıkıntı duygusunu kontrol altına alarak, paniğe kapılma korkusunu azaltmak.
• Panik yaratabilecek olan olay ve duygulardan kaçınmayı sona erdirmek.

Bu noktada ilk anlaşılması gereken nokta şudur Panik Atak Tehlikeli Bir Virüs Değildir. Bu anlaşıldıktan sonra panik atak duygusunu yaratan olaylarla yüzleşilmeli ve yarattığı duygularla başa çıkmayı öğrenmelisiniz.

Gelecek Konumuz: Bir kaç basit teknikle atakları nasıl daha kolay atlatabilirsiniz.
kaynak: psikodestek.com

Read Full Post »

Zatürre ve Astım’ın Tedavisinde GeliÅŸme

Categories: Sağlık Bilgisi, Teknoloji Haberleri | February 7th, 2008 | by admin | one comments

İngiliz bilim adamlarının fareler üzerinde yaptıkları araştırmalar sonucu, zatürree ve astım hastalıklarının tedavisinde yeni gelişmeler kaydedildi.

Londra İmperial College Astım Uzmanı Sebastian Johnston, “İnsanda nezle, zatürree ve astım gibi birçok hastalığa neden olan rinovirus virüsünün 50 yıl boyunca sadece insanlar ve ÅŸempanzeler üzerinde etkili olduÄŸu düşünülüyordu. Küçük hayvanlar üzerinde rinovirus’ın etkili olmaması virüsün sebep olduÄŸu hastalıkların tedavi yöntemlerinin geliÅŸtirilebilmesi için de engel oluÅŸturuyordu” dedi.

Kemirgen hayvanların hücrelerinin rinovirus virüsüne dayanıklı olması nedeniyle bu alanda çalışmaların sınırlı olduğunu söyleyen Johnston, üzerinde çalıştıkları farelerin hücrelerini insanın hücrelerine benzettiklerini ve farenin çalışmalara olumlu tepkiler verdiğini söyledi. Johnston ayrıca, virüs vücutta alerjiye sebep olan bir dokuyla temasa geçtiğinde farenin astım krizi geçirdiğini, bunun da birçok astım hastalığının tedavisi için önemli bir ilerleme olduğunu aktardı. Johnston, bu fare modelinin,
nezle ve nezlenin neden olduğu zatürree ve astım hastalığının tedavisi için büyük bir çalışma alanı oluşturduğunu ifade etti.

Read Full Post »

Asrın Hastalığı AIDS

Categories: Sağlık Bilgisi | January 28th, 2008 | by admin | no comments

AIDS, tedavi alınmadığı takdirde ‘HIV’ virüsünün bağışıklık sistemini zayıflatarak yol açtığı bir sendromdur. AIDS tablosuna gelen kiÅŸiler; cilt kanseri ve bunun gibi ciddi enfeksiyonlara yakalanırlar. Açılımı “EdinilmiÅŸ Bağışıklık YetmezliÄŸi Sendromu”dur.

HIV virüsü taşıyan kişiye HIV pozitif denir. HIV pozitif olmak ile AIDS olmak aynı şey olmadığı gibi, her HIV pozitif olan kişi AIDS tablosuna gelecektir diye bir durum yoktur. Günümüzde uygulanan ART ilaç tedavisi ile HIV pozitif olan kişiler AIDS tablosuna gelmeden yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Yani yaygın olarak bilinenin aksine, HIV pozitif olan kişiler artık ölümü beklemiyorlar. Günümdeki tedavi olanakları ile HIV/AIDS artık kronik bir hastalıktır.

HIV virüsü kana bulaştıktan sonra uzun yıllar belirti vermeyebilir. Bulaşma gerçekleştikten 3 ay sonra yapılan testler en doğru sonucu verir.

Belirtileri 

HIV bulaştıktan sonra, AIDS hastalığı belirtileri kişinin yaşam koşullarına ve vücut direncine göre, 3 - 5 yıl, hatta bazen daha uzun süre sonra ortaya çıkar. HIV bulaştığı vücutta çeşitli hücrelere, özellikle CD4T kan hücrelerine yerleşerek çoğalır. Zarar gören CD4T hücreleri giderek azalır ve bunun sonucu olarak vücudun bağışıklık sistemi yıkıma uğrar. Vücut direnci zayıflayan hastada, normalde zararsız olan, hafif geçen ya da ender rastlanan bazı hastalıklar belirir. Ayrıca lenf bezlerinde büyümeler, ağız ve deride tekrarlayan uçuk, yara ve lekeler, nedeni bilinmeyen uzun süreli ateş, gece terlemeleri, kilo kaybı, ishal, öksürük görülür. Tüberküloz, pamukçuk, diğer bakteri, mantar ve protozoon hastalıkları fırsatçı enfeksiyonlar ortaya çıkar.Kişide bu belirtilerin ancak birkaç tanesinin bir arada bulunması durumunda AIDS düşünülebilir. Kaposi sarkomu ve bazı lenfomalarda HIV enfeksiyonunu düşündüren önemli belirtilerdendir. Kesin tanı için anti-HIV testi yapılır.

Korunma

Kan nakli sırasında, AIDS testi yapılmamış kontrolsüz kan asla kullanılmamalıdır.
Kullanılmış ve dezenfekte edilmemiş şırınga, iğne, cerrahi aletler, jilet, makas, diş hekimliği aletleri, akupunktur iğneleri kesinlikle kullanılmamalıdır ve kullanılmasına izin verilmemelidir. Böyle işlemlerde bir kez kullanılıp atılan araç-gereç kullanılmalı ya da kullanılan aletler kesinlikle dezenfekte ya da sterilize edilmelidir.
Beden kişiye aittir. Uygulanacak işlemler sırasında akla takılan soruları sormaktan çekinmemek gereklidir.
HIV pozitif kişi, test sonucunu öğrendikten sonra kesinlikle kan vermemelidir.
HIV’li sperm sıvısı, genital sıvı ya da kanın bulaÅŸtığı alet ve eÅŸyanın yaralı dokuya teması ile de HIV bulaÅŸabilir.
Açık yaralar, vücuda mikrop/virüs/bakteri girişini engellemek için bantla kapatılmalıdır.

Cinsel İlişki

HIV her türlü cinsel iliÅŸki ile bulaşır. Güvenli cinsel yaÅŸam kurallarına uyulması HIV’in cinsel yolla bulaÅŸmasını büyük oranda engeller.

Cinsel iliÅŸkide “koruyucu kılıf” (prezervatif, kondom, kaput) kullanılması, güvenli cinsel yaÅŸamın ilk ÅŸartıdır. Kurulan cinsel iliÅŸkinin tehlikeli olmayacağı düşünülse bile prezervatif kullanımı ihmal edilmemelidir. ÇoÄŸu kiÅŸi HIV’in yalnızca fahiÅŸelerde, uyuÅŸturucu kullananlarda, eÅŸcinsellerde bulunduÄŸuna dair yanlış bir kanaate sahiptir ve bu nedenle bu sayılan gruplar dışındaki iliÅŸkilerinde kondom kullanımını ihmal eder.

Ancak, AIDS belirli bir sosyal grubun hastalığı değildir. Hastalığın mikrobu olan HIV, cins, ırk, renk, din, yaş farkı gözetmeksizin herkese bulaşabilir. HIV, kontrolsüz kan verilmesi, HIV ile kirlenmiş alet kullanılması gibi kişinin elinde olmayan nedenlerle ya da kişinin kendisinin ya da cinsel eşinin HIV pozitif kişilerle prezervatif kullanmadan ilişki kurması durumunda kişiye ve/veya eşine bulaşabilir. HIV pozitif olan kişi kendisini ve cinsel eşini korumak için her türlü cinsel ilişkisinde prezervatif kullanmalıdır.

Prezervatif doğru takılmalı ve vazelin gibi petrol türevi kayganlaştırıcı kullanılmamalıdır. Prezervatifi paketinden çıkarırken zedelenmemesine dikkat edilmelidir. Kesici aletler kullanmak ya da uzun tırnaklar prezervatife zarar verebilir. Prezervatif penis sertleştikten sonra takılmalıdır. Ucunun (meninin akması için ayrılan bölüm) sıkılarak havası boşaltıldıktan sonra prezervatif penisin başına yerleştirilmelidir. Prezervatif alt kısmından aşağıya doğru açılır. Son olarak, üzerine kayganlaştırıcı sürülür. Kayganlaştırıcı riski azaltır. Kayganlaştırıcı (lubricant) cinsel birleşmenin daha rahat gerçekleşmesini sağlayarak prezervatifin yırtılmasını engelleyen bir sıvıdır. Prezervatifi taktıktan sonra üzerine kayganlaştırıcı sürmek güvenli seks için gereklidir. İstenirse, parmak ile anüs deliğine de kayganlaştırıcı sürülebilir. Vazelin, el kremi, masaj yağı gibi maddeler kullanılmamalıdır. Bunlar, kimyasal özellikleri yüzünden prezervatifin zarar görmesine neden olurlar. Doğru kayganlaştırıcı, yağ içermemeli, su bazlı olmalıdır. Boşaldıktan sonra, prezervatif alt kısmından tutularak çıkartılır. Hiçbir zaman aynı prezervatif ikinci kez kullanılmamalıdır. Son olarak penis yıkanmalıdır. Bu işlem, penisin üzerinde meni kalmamasını sağlar.

Açılmamış prezervatif ısıdan, güneşten, floresan ışığından ve nemden korunmalıdır. Bunlar, prezervatifin ana maddesi olan lateksi zayıflatarak ilişki sırasında prezervatifin zedelenmesine, yırtılmasına neden olabilirler.

Read Full Post »

« Previous Entries

Son Eklenenler

  • Duyu Organlarımız
  • Viera Plazma ve LCD Televizyonlar Türkiye’de
  • LCD ve Plazma Televizyonlar Tarih Oluyor
  • Sıtmaya Dayanıklı Sivrisinek Üretildi
  • Kuyrukluyıldız Nedir?
  • Fotosentez Nedir? Nasıl GerçekleÅŸir?
  • CoÄŸrafya Terimleri ve Anlamları
  • GüneÅŸ Sistemi Yapısı ve OluÅŸumu
  • Pluton Gezegeni Yapısı ve Özellikleri
  • Neptun Gezegeni Yapısı ve Özellikleri

Categories

  • Arkeoloji (2)
  • Astronomi Uzay Bilimleri (39)
  • Bilgisayar Dünyası (26)
  • Bilgisayar Sorunları (4)
  • Bilim Adamları (20)
  • Bilim Teknik (80)
  • Bilimsel Olaylar (45)
  • Cep Telefonu Haberleri (1)
  • CoÄŸrafya (1)
  • Donanım İncelemeleri (13)
  • Elektrik - Elektronik Dünyası (23)
  • Hayvanlar Alemi (4)
  • İcat ve BuluÅŸlar (13)
  • İnternet Haberleri (3)
  • Otomobil Haberleri (3)
  • SaÄŸlık Bilgisi (26)
  • Teknoloji Haberleri (66)
  • Yazılım (3)

Archives

  • May 2008 (1)
  • April 2008 (16)
  • March 2008 (24)
  • February 2008 (110)
  • January 2008 (66)
  • Blogroll

    • Güzel Resimler
    • Güzel Resimler
    • Kral Oyun
    • Kral Oyunlar
    • Site Tanıtımı
    • Tatil Beldeleri
 

© 2008 Bilim - Teknik - Teknoloji

Haber Siteleri
eXTReMe Tracker
TOPlist