Bilim - Teknik - Teknoloji

Bilim ve Teknoloji Haberleri, Bilim Teknik Konuları,Yararlı Programlar Hakkında Bilgiler, Bilgisayar Dünyası, Donanım İncelemeleri, Bilimsel Olaylar, Sağlık Bilgisi…

Pages

  • Home
  • Bilim Adamları
  • Önemli İcatlar

Search

Sponsor

Meta

  • Login
  • Valid XHTML
  • XFN
  • WordPress

Subscribe

  • Complete Feed
  • Comments

Archive for 'Bilimsel Olaylar'

« Previous Entries

Fotosentez Nedir? Nasıl Gerçekleşir?

Categories: Bilimsel Olaylar | April 23rd, 2008 | by admin | no comments

Fotosentez, özümseme ya da asimilasyon, klorofil taşıyan canlılarda ışık enerjisi kullanılarak organik bileşiklerin üretilmesi. Bu yolla besin üreten canlıların tümüne fotosentetik organizmalar denir ve bunların büyük çoğunluğunu bitkiler oluştururlar.

Yeryüzündeki her canlı, metabolizma etkinlikleri için gerekli olan enerjiyi temelde üç yoldan sağlar.

Fotosentetik organizmalar, ışık enerjisinden yararlanarak enerjiyi depolarlar ve organik bileşikler üretebilirler. Bitkiler de diğer canlılar gibi yaşamsal etkinlikleri için gerekli enerjiyi organik maddelerin kimyasal enerjisinden sağlarlar. Bunun için de güneş ışığını kullanarak havanın karbondioksitini indirgeyerek organik besinlerini sentez ederler. Bu işlem CO2′in indirgenmesi ve ancak güneş enerjisiyle gerçekleştirilğinden “fotosentez” olarak anılır. Bu yolla güneşin ışık enerjisi kimyasal enerjiye dönüştürülür ve organik madde sentezi yapılmış olur.

Havadaki karbondioksit, güneş enerjisi kullanılarak, nişasta ve diğer yüksek enerjili karbonhidratlara dönüştürülür. Karbon kullanıldıktan sonra ortaya çıkan oksijen ise havaya bırakılır. Bitki daha sonra besine ihtiyaç duyduğunda bu karbonhidratlarda depoladığı enerjiyi kullanır. Bu bitkilerle beslenen canlılar da bitkide bulunan karbonhidratlardan enerji ihtiyaçlarını karşılarlar.

Fotosentezle her yıl yaklaşık olarak 200-500 milyar ton CO2 dönüşüme uğratılmaktadır. Bu nedenle fotosentezin önemi yalnız kalitatif değil ayrıca kantitafitir. Fotosentezle havanın karbondioksiti ve su, karbonhidartlara dönüştürülür. Karbonhidratlar C elementine ek olarak H ve O2 elementlerini de içeren organik besin taşlarıdır.

Fotosentez olayının meydana gelebilmesi için gerekli olan maddeler, ışık, klorofil, karbondioksit, canlı organizmadır.

Read Full Post »

Gemiler Nasıl Yüzer?

Categories: Bilim Teknik, Bilimsel Olaylar | March 1st, 2008 | by admin | no comments

Yüzme koşulunu sağlayan her cisim suda yüzer. Yüzme koşulu Arşimet’in “suyun kaldırma kuvveti” ilkesine dayanır. Cismin ağırlığı, taşırdığı suyun ağırlığına eşit olmak zorundadır. Cismin ağırlığı, taşan suyun ağırlığından fazlaysa cisim suya batar. Bu ağırlık, taşan suyunkine eşit ya da ondan daha az ise yüzme gerçekleşir.

Gemi ağırlığının, taşan su ağırlığından az olması da belirli bir oran çerçevesinde tutulur. Teknede ağırlık merkezinin yerinin uygun seçilmesi, teknenin su içindeki dengesinin korunabilmesi açısindan gemi mühendislerinin üzerinde uğraştığı tasarım konularındandır. Bu oran aşılırsa, teknenin salınmasında artış olacağı gibi teknenin yan devrilmesine de yol açabilir. Bu durum, yolcuların veya taşınan yüklerin zarar görmesine neden olur.

Read Full Post »

Coulomb Kanunu Nedir?

Categories: Bilim Teknik, Bilimsel Olaylar | March 1st, 2008 | by admin | no comments

Aynı cins elektrik yüklerinin birbirini ittiğini, farklı cins elektrik yüklerinin birbirini çektiğini biliyoruz…. Coulomb Kanunu ; bu etkileşmenin nelere, nasıl bağlı olduğunu veren deneysel bir kanundur.

Fizikçi Coulomb (Kulon) 1785 yılında yaptığı deneylerde burulma terazisi denilen bir düzenek kullanmış ve elektrik yüklü iki küçük küre arasındaki etkileşme kuvvetini oldukça duyarlı olarak ölçmeyi başarmıştır. Bir dizi deneyden sonra Coulomb, etkileşme kuvvetinin her küredeki yükle doğru, kürelerin arasındaki uzaklığın karesi ile ters orantılı olduğunu bulmuştur..

Yükleri q1 ve q2, aralarındaki uzaklık d olan iki küçük verilsin.Kürelerin yükü artı, aralarındaki etkileşme kuvveti F olsun. Yapılan duyarlı deneylerde eğer q1 yükü iki katına çıkarılırsa F kuvvetinin de iki katına çıktığı gözlenmiştir. Eğer kürelerin arasındaki uzaklık (d) iki katına çıkarılırsa; kuvvetin, ilk değerinin dörtte birine düştüğü gözlenir..

Bu gözlem F kuvvetinin d uzaklığının karesi ile ters orantılı olduğunu gösterir. F kuvveti q1 , q2 ve  ile doğru orantılı olduğuna  göre bunların çarpımıyla da doğru orantılıdır.

Yük birimi olan Coulomb oldukça büyük bir değerdir. 6,3.10  elektrona  1 C denilmiştir. Coulomb Kuvveti ile iligi olarak dikkat edilecek bir başka nokta da bu kuvvetin, diğer bütün kuvvetlerde olduğu gibi vektörel bir nicelik olmasıdır.

Read Full Post »

Güneşin Yapısı ve Güneş Patlamaları

Categories: Astronomi Uzay Bilimleri, Bilim Teknik, Bilimsel Olaylar | March 1st, 2008 | by admin | no comments

Güneş: Samanyolu gökadasında bilinen 200 milyar yıldızdan birisi olan Güneş kütlesi sıcak gazlardan oluşan ve çevresine ısı ve ışık yayan bir yıldızdır.

Güneşin çapı dünya çapının 110 katı (1.4 milyon km), hacmi 1.3 milyon katı ve ağırlığı 333.000 katı kadardır. Güneşin yoğunluğu ise Dünyanın yoğunluğunun ¼’ü kadardır. Güneş kendi ekseni etrafında saatte 70 000 km hızla döner. Bir turunu ise 25 günde tamamlar.

Güneş % 75 hidrojen, % 20 helyum ve % 5 de diğer elementlerden oluşur. Güneşte hidrojenin helyuma dönüşmesi sırasında (füzyon - erime birleşme) büyük bir enerji ortaya çıkar. Saniyede 600 milyon ton hidrojen helyuma dönüşür. Buda her saniye Güneşin 4.5 milyon ton hafiflemesine yol açar. Güneşteki füzyon olayı sonucunda kızıl kırmızımsı bir alev 15-20 bin km yükselir ki bu olaya Güneş Fırtınası denir. Bu bilgilere bakarak günün birinde Güneşin çevresine ısı ve ışık yayamayacağını ve dolayısı ile yeryüzünde yaşamın sona ereceğini düşünebiliriz. Ancak bu çok uzun yıllar sonra olacak bir olaydır.

Güneşin yüzey sıcaklığı 6 000 °C ve merkezindeki sıcaklık ise 1.5 milyon °C’dir. Güneşten çıkan enerjinin 2 milyonda birlik kısmı yeryüzüne ulaşır. Güneş’in üç günde yaymış olduğu enerji, Dünya’da bilinen bütün petrol, kömür ve ormanlardan elde edilecek enerjiye eşittir. Güneş ışınları 8.44 dakikada yeryüzüne ulaşır. Güneş Dünyaya en yakın yıldızdır.

Güneş Patlamaları:

Hiç 1.4 milyon kilometre çapında bir mıknatıs gördünüz mü ? Evet bu mıknatıs yaklaşık Dünyanın çapının 110 katı kadar büyüklükte. Sanırım bu soruya cevabınız büyük ölçüde hayır olacaktır ama aslında bahsettiğimiz bu büyük mıknatıs dünyamızda yaşamın oluşmasını ve devam etmesini sağlayan Güneş’ten başka bir şey değildir. Güneş’in de tıpkı bir mıknatıs gibi kutupları bulunmakta ve bu kutuplar arasında çok büyük manyetik kuvvetler oluşmaktadır. Bu manyetik kuvvetler bazen güneşin yüzeyinde siyah noktaların oluşmasına neden olurlar bu siyah noktalar güneş lekesi olarak adlandırılırlar. Bu lekelerin siyah görünmesinin nedeni güneşin yüzey sıcaklığından yani yaklaşık 5500 dereceden daha soğuk olmalarından kaynaklanmaktadır tabi burada soğuk kelimesi biraz anlamsız kalmaktadır çünkü güneş lekelerinin olduğu yerler de yaklaşık 4000 derece civarındadır. Güneş lekelerinin olduğu yerlerde diğer bir güneş etkinliği gerçekleşir ki bu da güneş patlamalarıdır. Patlamalar Güneş’in ürettiği yüksek enerjili ışınım ve atomik parçacıkların aniden boşalması sonucu oluşur. Bu ani ve şiddetli boşalma güneş lekelerinden çıkan parçacıkların manyetik alanlara yakalanmamasından dolayı gerçekleşir. Bu enerji atımını bir hortumdan tazyikli suyun dışarı çıkışı olarak düşünebiliriz. Astronomlar bu patlamaları X-ray ışımalarının şiddetine göre üçe ayırmışlardır buna göre X sınıfı patlamalar en büyük ve şiddetli M sınıfı patlamalar orta şiddetli ve C sınıfı patlamalar ise genellikle M sınıfı patlamalardan sonra meydana gelen küçük patlamalardır. Bu patlamalar sonucunda uzaya güneşin normal zamanda fırlattığından on milyon kat daha fazla sayıda atomik parçacık fırlatılır. Bu parçacıklardan biri olan nötrinolardan bir saniye içerisinde vucudumuzdan milyarlarcası biz hissetmeden geçmektedir. Nötrinolar elektrik yükü ve hatta neredeyse kütlesi olmayan, ışık hızında hareket eden ve çok ender olarak diğer bir maddeyle etkileşime giren temel parçacıklardır.

Güneş etkinliklerinden belkide en tehlikelisi yüzeyden yani güneşin taç tabakasından kütle atımıdır. Bu olay genellikle güneş patlamalarıyla ilgili olsada her zaman aynı şekilde gerçekleşmiyor. Yüzeyden kütle atımı sırasında atomik parçacıklar güneş yüzeyinden sanki bir balon gibi ayrılıyorlar ve hızları saniyede 2000 km’ye miktarları ise 10 milyar tona kadar çıkabiliyor.
Güneş patlamaları ve yüzeyden kütle atımları sırasında uzaya büyük hızlarla bırakılan bu atomik parçacıkların Dünya üzerinde de büyük etkileri bulunmaktadır. Güneş’ten çıkan bu parçacıklar Dünya’ya yaklaşık 8 dakikada ulaşır ve ulaşan bu parçacıklar atmosferin iyonosfer tabakasını etkileyerek uzun radyo dalgalarının iletimini bozup haberleşme uydularının yörüngelerinde değişikliğe sebep olmaktadır. Ayrıca elektrik santralleri de bu parçacık bombardımanından olumsuz yönde etkilenmekte ve devre dışı kalabilmektedir. Nitekim 1989 Mart ayında olağanüstü şiddetli bir güneş fırtınası Kanada Quebec eyaletinde tüm elektrik sistemini 9 saat süreyle felç etmiştir.

Güneş patlamaları, her ne kadar dünya üzerinde olumsuz etkiler yaratsa da bu patlamalar sonucu dünyaya ulaşan parcacıkların atmosfere girerek ordaki diger parçacıklarla etkileşiminden kaynaklanan çok güzel bir doğa olayınada neden olurlar ki bu doğa olayına Aurora yani kuzey ışıkları adı verilir. Kuzey ışıkları genellikle kutup noktasına yakın enlemlerde gerçekleşir. Ülkemizin olduğu enlemlerde oluşmamasının nedeni gelen parçacıkların dünya atmosferine dünyanın manyetik kutuplarından yani kuzey ve güney kutup noktalarından girmesidir. Ancak çok büyük patlamaların neden olduğu kuzey ışıklarının çok az da olsa ülkemizin olduğu enlemlere inme şansı vardır. Kuzey ışıklarının gözlenebildiği enlemlerde değişik renklerin gökyüzünü sanki bir perde gibi süslediği görülebilir.

İlk güneş lekesi milattan önce 325 yılında Yunanlı bilimadamı Theophrastus tarafından fark edilmiştir. Güneş üzerindeki ilk güneş patlaması ise 1 Eylül 1859 tarihinde Richard C. Carrington and Richard Hodgson adlı iki bilimadamı tarafından aynı anda gözlenmiştir. Güneş üzerindeki bu patlamalar 11 yıllık bir döngüyle birbirini takip etmekte ve bu dönem içinde maksimum seviyeye ulaşmaktadır .

Güneş’inde tıpkı dünyamız gibi mevsimleri vardır ama güneşin bir yılı 11 yılda tamamlanır. Bu 11 yıllık döngü içerisinde güneş lekelerinin hızlı bir şekilde arttığı zamanlar güneşin etkinliğinin en fazla olduğu anlardır. Güneş lekelerinin sayısı azaldıkça güneşin etkinliğide azalır. Güneş bu 11 yıllık dönem içerisinde maksimum etkinliğine genellikle bir kere ulaşır. Şu anda içinde bulunduğumuz devre 1996 yılında başlamış olup 2007 yılında sona erecektir. Bu dönem içinde güneş maksimum etkinliğine 2000 yılında ulaşmış ve patlamalar sonucu Dünya çapında iletişim uydularında bazı aksaklıklara neden olmuştu 2000 yılından sonra gitgide etkinliğini kaybeden güneş 2002 yılıyla birlikte tekrar aktif hale geçti ve güneş lekeleri artmaya başladı. Yeniden uyanan Güneş’te sık sık patlamalar olmaya başladı. Bilim adamlarının yaptığı açıklamalara göre içinde bulunduğumuz döngü çift zirveli yani güneşin iki kez maksimum etkinliğe ulaştığı devre olarak tanımlanıyor. Güneş üzerinde şimdiye kadar oluşan en büyük patlama ise 4 Kasım 2003 tarihinde gerçekleşti. Bu patlamanın hızı yaklaşık saniyede 2300 kilometreye ulaştı ama patlamanın olduğu yön dünyaya uzak olduğu için dünyamız bu patlamadan çok fazla etkilenmedi.

Güneş yaşamımız için gerekli ısı ve ışığı sağlayarak dünyayı yaşanır bir hale getiren bizim için çok önemli bir yıldızdır fakat her an güneş fırtınaları bu dengeyi bozabilir ve dünya üzerindeki yaşamı yok edebilir. Güneş üzerinde meydana gelebilecek büyük bir patlama ve beraberinde getirdiği yüklü parçacıklar dünyanın manyetik alanına zarar verek atmosferde ani değişikliklere ve ozon tabakasının delinmesine neden olabilir. İşte o zaman dünyamız güneşten ve uzaydan gelen radrasyona maruz kalıp yok olmanın eşiğine gelebilir. Bizim ise kendimize sormamız gereken soru şu acaba güneşimiz bize ne kadar dost ? Veya daha ne kadar dost kalacak ? Sanırım bu iki soruyada cevap bulmak için beklememiz gerekecek.

Read Full Post »

Mıknatıslanma Olayı Nasıl Olur?

Categories: Bilimsel Olaylar | March 1st, 2008 | by admin | no comments

Demir ile çelik ferromanyetik malzemelerdir. Manyetik momentler bu malzemelerin içinde raslantısal bir yönelime göre küçük bölgeler halinde sıralanır. Bir dış alan uygulandığında, her bölge momentini alanla aynı sıraya sokma eğilimi gösterir. Bölgelerin çeperleri az çok tersinir bir şekilde yer değiştirir; bu olgu almaşık menyetik alanların için her bölgenin farklı değerler aldığı bir mıknatıslanma biçiminde ortaya çıkar. Histerezis çevrimi de bu durumu temsil eder ve uygulanan alan göre mıknatıslanmanın değşimlerini gösterir. Dar çevrim  “yumuşak”  bir malzemede görülür. Bir mıknatıs veya bilgisayar belleği için  “sert”  malzeme (geniş çevrim) kullanılır; bu malzemeler büyük alan değişimleri halinde sabit mıknatıslanma gösterir.  Ferromanyetik maddeler alan çizgilerini belirli bir yöne sevk etme eğilimdedir. Bu olay elektromıknatıslarda veya teyp okuyucu (veya kaydedici) kafalarda kullanılmaktadır. Çekirdek aralığındaki (devrenin açıklığı) akım şiddetiyle devreyi çevreleyen bobin içindeki akım şiddeti doğru orantılıdır. Böylece, çekirdek aralığı önünden geçen manyetik bandın parçacıklarını akımın şiddeti değiştirilerek az çok yönlendirmek mümkün olur.

Read Full Post »

Big Bang (Büyük Patlama) Teorisi Nedir?

Categories: Bilim Teknik, Bilimsel Olaylar | February 28th, 2008 | by admin | no comments

Bilim adamları böylesine kompleks bir yapıya sahip olan evrenin oluşumu hakkında tarih boyunca değişik fikirler ve teoriler ortaya atmışlardır. Fakat diğer konulardaki anlaşmazlıklara rağmen günümüzde evrenin başlangıcı konusu, bilim adamları arasındaki tam bir fikir birliği ile “Big Bang” adı verilen teoriye dayandırılmaktadır. Bu teori evrenin 10-20 milyar yıl önce “yoktan var edildiğini” ileri sürmektedir. Yani zamanımızdan 10-20 milyar yıl önce madde ve zaman yokken “Big Bang” adı verilen büyük bir patlama ile aniden madde ve zaman yaratılmıştır. “Big Bang” teorisi ilk olarak 1922 yılında Alexander Friedmann tarafından ortaya atıldı. O güne kadar evrenin durağan olduğunu savunan bilim dünyasının bu yeni teoriyi kabullenmesi hiçte kolay değildi. Çünkü bu teori evrenin, zaman ve maddeden bağımsız olan tüm boyutların üzerindeki bir güç tarafından yaratıldığı anlamına geliyordu. Aynı zamanda “maddenin sonsuzdan gelip sonsuza gittiğini” iddia eden materyalist felsefe kökünden çürütülmüş oluyordu. Özellikle materyalist bilim adamları bu teoriyi kabul etmek istemedi. Fakat “Big Bang” gerçeğini görmezlikten gelmek çok zordu. Ünlü astronom Edwin Hubble 1929 yılında yaptığı gözlemler sonucunda evrenin devamlı genişlemekte olduğunu ispatladı, bu ispat Big Bang teorisi için çok büyük bir kanıttı. Hubble’ın bu buluşu teorinin büyük bir bilim kesimi tarafından kabul görmesini sağladı, teoriyi kabullenmek istemeyen ve genişleyen evren modeline uygun değişik teoriler oluşturmaya çalışan bir kaç bilim adamı ise ancak1989 yılındaki “Big Bang” teorisinin kesin zaferine kadar dayanabildiler. Teorik hesaplamalara göre büyük patlamadan arda kalması gereken radyasyonu araştırmak üzere NASA tarafından 1989 yılında fırlatılan CUBE uydusu bu radyasyonu fırlatılışından sekiz dakika sonra belirleyerek “Big Bang” teorisini kesin olarak kanıtladı. Bu kanıttan sonra artarda gelen diğer kanıtlar teoriyi desteklemeğe devam etti. Evrendeki enerjinin bilinen kısmının büyük bölümü yıldızlarda, Hirojenin (H), füzyon sayesinde Helyuma (He) dönüşmesi ile oluşmaktadır. Bu enerji dönüşümü evrenin başlangıcından bu yana devam eden bir süreçtir. Eğer evren sonsuzdan beri var olsaydı hidrojenin tümünün helyuma dönüşmüş olması gerekirdi. Fakat şu an evrende var olan hidrojen, helyum oranı teorik hesaplamalara göre “Big Bang” ‘den bu yana olması gerektiği gibidir. Bu ve benzeri bir çok delil “Big Bang” teorisinin güçlenerek ilerlemesini sağlamaktadır.

Read Full Post »

Dünyamızın Şekli ve Sonuçları

Categories: Bilim Teknik, Bilimsel Olaylar | February 28th, 2008 | by admin | no comments

Dünyamız Samanyolu Galaksisi’ndeki yıldız sistemlerinden güneş sisteminde yer alır. Bütün gezegenler elips şeklinde bir yörüngede hareket ederler.

AY VE ÖZELLİKLERİ

Ay dünyamızın 1/50’si kadardır. Bu sebeple Ayda yerçekimi azdır (dünyadakinin 1/6’sı kadardır).

Ayda atmosfer yoktur. Bunun sonucunda; hava ve su yoktur. Meteorolojik olay (iklim) görülmez. Meteorlar doğrudan ay yüzeyine düşer. Sonuçta büyük krater çukurlukları oluşmuştur. Günlük sıcaklık farkı fazladır. Bu sebeple mekanik çözülme fazladır. Canlı hayatı yoktur. İç ısısını kaybetmiştir. Bundan dolayı volkanik olay görülmez.

AYIN HAREKETLERİ

1) Kendi ekseni çevresindeki hareketi

2) Dünya çevresindeki hareketi

3) Dünya ile birlikte güneş çevresindeki hareketi

*** Ay hem kendi hem de dünya çevresindeki bir turunu aynı sürede (29,5 gün) tamamladığı için dünyadan ayın sürekli aynı yüzeyi görülür.

Ay günü: Dünyadaki herhangi bir meridyenin ard arda iki kez Ayın karşısından geçinceye kadar geçen süredir. Bu süre 24 saat 50 dakikadır.

Güneş günü: 24 saattir.

*** Ay günü ile güneş günü arasındaki zaman farkından dolayı bir yerde Ay her gün bir önceki güne göre daha geç gözlenir ve gel-git olayı daha geç oluşur.

AYIN EVRELERİ

Ayın aydınlık yüzünün dünyadan görünüşünde bir ay boyunca meydana gelen değişikliklerdir.

Yeniay ve dolunay evrelerinde büyük gel-git yaşanır. Sebebi dünya, ay ve güneşin aynı doğrultuda olmasıdır. İlk ve son dördünde ise küçük gel-git yaşanır.

Güneş tutulması, Ayın Güneş ile Dünya arasına girmesi ve bazı özel koşulların sağlanmasıneticesinde meydana gelir.Tutulmanın olabilmesi için, Ayın, Dünya etrafındaki yörüngesiyle Dünyanın Güneş etrafındaki yörüngesinin kesişim yerlerini belirleyen düğüm noktalarında veya bu noktalar civarında (Yeniay safhasında) bulunması gerekir.

Bilindiği üzere bir yıl içerisinde Ay, Dünya etrafında 12 kez dolanır. Dolayısıyla, eğer Ayın yörünge düzlemi Dünya’nınkiyle çakışık olsaydı, bir yılda 12 kez Güneş tutulması meydana gelebilirdi. Fakat durum böyle değildir. Ayın yörünge düzlemi ileDünya’nınki arasında yaklaşık 5° 9’ lık bir açı vardır. Bu açı nedeniyle Dünya, Ay ve Güneş, Ayın Dünya etrafındaki her dolanımında tam olarak aynı doğrultuda bulunmazlar. Böylece her ay bir Güneş tutulması oluşması engellenmiş olur. Nitekim bir yılda en az iki, en çokbeş Güneştutulması meydana gelebilir.

Ay dünya etrafındaki yörüngesini tamamlarken, dünyanın güneş ve ay arasında kalmasına neden olabilir. Bu durumda ay yüzeyine düşen güneş ışınları dünya tarafından engellenmiş olur. Karanlıkta kalan ay kısa süreli de olsa dünyadan gözlenemez bu olaya ay tutulması adı verilir. Bulutsuz bir gecede çıplak gözle rahatlıkla fark edilebilen bu olay, güneş tutulmasına göre, dünya yüzeyinde daha geniş bir alandan gözlenebilir. Ay tutulmasının dünya yüzeyinden gözlenebildiği alan dünyanın yarısından 24º kadar fazladır.

DÜNYANIN ŞEKLİ VE SONUÇLARI

Dünyamızın Ekvatorda şişkin, Kutuplarda basık olan kendine has şeklineGEOİD denir.

DÜNYANIN BOYUTLARI

*Ekvator çevresi: 40.076 km
*Kutuplar çevresi: 40.009 km
*Ekvator yarıçapı: 6378 km
*Kutuplar yarıçapı: 6357 km
*Karalar yüzölçümü:149 milyon km2(%29)
*Denizler yüzölçümü: 361 milyon km2(%71)
*KYK’de karalar %39 denizler %61
*GYK’de ise karalar %19 denizler %81 dir.

DÜNYANIN ŞEKLİNİN SONUÇLARI

*Ekvatorun uzunluğu tam dairelik bir meridyenin uzunluğundan fazladır.
*Paralellerin uzunluğu kutuplara doğru azalır.
*İki meridyen arasındaki uzaklık kutuplara doğru azalır.
*Güneş ışınlarının düşme açısı kutuplara doğru azalır.
*Yer şekilleri haritaya gerçeğe tam uygun olarak aktarılamaz.
*Aynı anda Dünyanın yarısı aydınlık (gündüz) yarısı karanlık (gece) olur.
*Dünyanın çizgisel dönüş hızı kutuplara doğru azalır.
*Yer çekimi kutuplara doğru artar.

*Dünyanın çizgisel dönüş hızı kutuplara doğru azalır.
*Yer çekimi kutuplara doğru artar.

DÜNYANIN HAREKETLERİ VE SONUÇLARI

*Gece gündüz olayı ardalanır (birbirini takip eder).
*Güneş ışınlarının düşme açısı günün her saatine göre değişir.
*Yerel saat farkları oluşur.
*Günlük sıcaklık farkları oluşur. Buna bağlı olarak meltem rüzgarları oluşur. Mekanik çözülme olur.
*Sürekli rüzgarların esme yönünde sapmalar olur.
*Okyanus akıntılarında sapmalar ve halkalar olur.
*Dinamik basınç merkezleri oluşur. Yönler belirlenir. Fotosentez meydana gelir.

DÜNYANIN EKSENİ ÇEVRESİNDE DÖNÜŞÜNDE DOĞAN HIZLAR

1) ÇİZGİSEL HIZ VE SONUÇLARI (Enleme bağlı)

*Çizgisel hız en fazla Ekvator üzerindedir (1670 km/h) . Bu hız kutuplara doğru azalır. Bunun sonucunda;
*Güneşin doğuş ve batış süresi kutuplara doğru uzar.
*Gece gündüz arasındaki fark kutuplara doğru artar.
*Atmosferin kalınlığı Ekvatorda fazla, kutuplarda azdır.
*Ekvatorda yerçekimi az, kutuplarda fazladır.

2) AÇISAL HIZ VE SONUÇLARI (Boylama bağlı)

Dünyanın açısal hızı;

24 saatte: 360°
1 saatte : 15°
4 dakikada :1° dir.

*** Açısal hız her enlemde aynıdır. Açısal hız sonucunda yerel saat farkları oluşur.

DÜNYANIN YILLIK HAREKETİ VE SONUÇLARI

Dünyanın güneş çevresinde dönerken izlediği yola yörünge, meydana getirdiği düzleme de yörünge düzlemi (ekliptik düzlem) denir. Dünyamızın yörüngesi elips biçimindedir.

ELİPS BİÇİMİNDEKİ YÖRÜNGENİN SONUÇLARI

Dünyamız güneşe bazen yaklaşır, bazen güneşten uzaklaşır. Dünyanın güneşe en yakın olduğu tarih 3 ocaktır. En uzakta olduğu tarih ise 4 temmuzdur.

Dünya güneşe yaklaşınca güneşin çekim kuvveti artar. Böylece dünya güneş çevresinde daha hızlı dönmeye başlar. Sonuçta şubat ayı 28 gündür. Yani K.Y.K ‘de kış mevsimi iki gün kısa olmaktadır.

Dünya güneşten uzaklaşınca çekim kuvveti ve hız azalır. Sonuçta yaz mevsimi K.Y.K.’de iki gün daha uzun olmaktadır.

*** Kısacası elipsoid yörünge mevsim sürelerinin farklı olmasında etkilidir. Dünyamızın yörüngesi daire biçiminde olsaydı; mevsim süreleri birbirine eşit olacaktı.

EKSEN EĞİKLİĞİ VE SONUÇLARI

(Ekvator düzlemi ile ekliptik arasında 23°27′ , yer ekseni ile ekliptik arasında 66°33′ açı olması)

Dönenceler meydana gelir. Dönence: kuzey ve güney yarım kürelerde güneş ışınlarının en son dik geldiği noktalara denir.

Matematik iklim kuşakları oluşur.

Güneş ışınlarının düşme açısı yıl boyunca değişir. Güneş ışınları yıl içinde dönencelere birer kez, dönenceler arasına da ikişer kez dik açıyla düşerler. Dönenceler dışında hiçbir yere güneş ışınları dik olarak düşmez.

Mevsimler oluşur. Dört mevsimin tek yaşandığı kuşak ılıman kuşaktır. Sebebi: güneş ışınlarının düşme açısında yıl boyunca değişikliğin fazla olmasıdır.

Aynı tarihlerde kuzey ve güney yarımkürelerde farklı mevsim yaşanması.

Gece gündüz uzunluğunun sürekli değişmesi.

Güneşin doğuş ve batış konumu ile saatinin değişmesi.

Muson rüzgarlarının oluşması.

Aydınlanma dairesinin sürekli değişmesi.

Kutup bölgelerinde 24 saatten uzun gece ve gündüzlerin oluşması. Örnek: Kutup noktalarında 6 ay gündüz, 6 ay gece yaşanması.

*** Dönence ve matematik iklim kuşaklarının oluşmasında sadece eksen eğikliği etkilidir. Diğerlerinin oluşmasında eksen eğikliği ile birlikte yıllık hareketin de etkisi vardır.

EKSEN EĞİKLİĞİ OLMASAYDI; (Ekvator düzlemi ile ekliptik üst üste çakışsaydı veya yer ekseni ekliptiği dik olarak kesseydi)

*Dönenceler oluşmazdı.
*Mevsim değişmesi olmazdı.
*Güneş ışınları sadece Ekvatora dik gelirdi.
*Aydınlanma dairesi sürekli kutup noktalarına teğet geçerdi.
*Gece gündüz süreleri birbirine eşit olurdu.
*Güneşin doğuş-batış konumu ve saati değişmezdi.

EKSEN EĞİKLİĞİ 20°OLSAYDI:

*Güneş ışınlarının dik geldiği alan daralırdı.
*Kutup kuşağı ve tropikal kuşağın alanları daralırken, ılıman kuşak genişlerdi.
*Yurdumuzda yazlar daha serin, kışlar daha ılık olurdu.
*Kutup ve ılıman kuşakta sıcaklık ortalaması azalırken tropikal kuşakta sıcaklık ortalaması artardı.
*Gece-gündüz arasındaki zaman farkı azalırdı.

*** Eksen eğikliğinin 23°27′ dan daha büyük olması durumunda yukarıdakilerin tam tersi bir durum yaşanırdı.

Read Full Post »

Kar nasıl oluşur?

Categories: Bilimsel Olaylar | February 28th, 2008 | by admin | no comments

Kar, bulutları oluşturan minicik su tanelerinin çok soğuk hava ile karşılaşması sonucu, çok ince buz parçalarına dönüşmesidir. Bu, o kadar çabuk olmuştur ki, su tanesi yağmur olamadan kara dönüşmüştür. Aslında kış mevsiminde bulutlar hemen her zaman, havadan da hafif olan minik buz parçacıkları içerirler. Ama kar yağması için belli etkenlerin bir araya gelmesi gerekir. Bu etkenler, düşük ısı ve hava akımlarıdır, işte bu ortam, buz parçacıklarının birleşerek kar seklinde yağmasına yol açar.

Read Full Post »

Bulutlar Nasıl Oluşur?

Categories: Bilimsel Olaylar | February 28th, 2008 | by admin | no comments

Suyun buharlaşması ve güneş ısısı, havada nem oluşturur. Buharlaşmanın miktarı, güneş ısısının derecesi ile su miktarına bağlıdır. Nemin oluşmasında rol oynayan etkenlerden biri de nefes alan varlıklardır. Böylece oluşan su buharı, sürekli olarak yeryüzü ve denizden havaya doğru yükselip orada yoğunlaşarak bulutları oluşturur. Bulutların sınıflandırılması, ilk olarak 1603 yılında Luke Howard tarafından yapıldı. Bu sınıflandırma tüm milletlerce kabul edilmiştir. Sınıflama, bulutların deniz seviyesinden yükseklikleri temel alınarak yapılmıştır. 5 bin-14 bin metre yükseklikte olan sirrus, sirrokümülüs ,sirrostratus, 2 bin-7 bin metre arasındaki bulutlar altokümülüs, altostratüs, nimbostratüs, 2 bin ve daha az yükseklikler ise stratokümülüs ve stratüs adlarını alırlar. Havadaki su buharı yoğunluğu belli bir limitin altına inince, bulutlar, yağmur veya kara dönüşür.

Read Full Post »

Rüzgar Nasıl Oluşur?

Categories: Bilim Teknik, Bilimsel Olaylar | February 28th, 2008 | by admin | no comments

Rüzgar aslında hava moleküllerinin hareketidir. Rüzgarlara;
1- hava,
2- hava basıncı yol açar.
Hava, azot molekülleri (hacim olarak yüzde 78), oksijen (yaklaşık yüzde 21), su molekülleri ve az miktardaki diğer elementlerden oluşur. Bütün bu hava molekülleri hızlı bir şekilde hareket ederken birbirleriyle ve yer seviyesindeki diğer nesnelerle çarpışır.

Hava basıncı ise bu moleküllerin belirli bir alana verdiği kuvvet miktarıdır. Genel olarak ne kadar çok hava molekülü varsa hava basıncı da o kadar yüksek olur. Rüzgar, buna bağlı olarak, basınç değişim kuvvetidir.
Fırtına sistemleri dinamiklerinin ve güneşin farklı derecelerdeki ısısının neden olduğu hava basıncındaki değişiklikler, belirli bir yatay alanda, hava moleküllerini görece olarak daha yüksek hava basıncından daha alçak basınç alanına doğru sürükler.

Hava durumu haritalarında gösterilen yüksek ve alçak basınç bölgeleri arasındaki hava akımları, sık sık karşılaştığımız hafif rüzgarları oluşturur.  Bu rüzgarın ardında yatan basınç farkı, toplam atmosferik basıncın yalnızca yüzde 1′i kadardır. Oysa şiddetli fırtınalar daha büyük ve daha yoğun basınç değişikliklerinin yaşandığı bölgelerde ortaya çıkar.

Read Full Post »

« Previous Entries

Son Eklenenler

  • Duyu Organlarımız
  • Viera Plazma ve LCD Televizyonlar Türkiye’de
  • LCD ve Plazma Televizyonlar Tarih Oluyor
  • Sıtmaya Dayanıklı Sivrisinek Üretildi
  • Kuyrukluyıldız Nedir?
  • Fotosentez Nedir? Nasıl Gerçekleşir?
  • Coğrafya Terimleri ve Anlamları
  • Güneş Sistemi Yapısı ve Oluşumu
  • Pluton Gezegeni Yapısı ve Özellikleri
  • Neptun Gezegeni Yapısı ve Özellikleri

Categories

  • Arkeoloji (2)
  • Astronomi Uzay Bilimleri (39)
  • Bilgisayar Dünyası (26)
  • Bilgisayar Sorunları (4)
  • Bilim Adamları (20)
  • Bilim Teknik (80)
  • Bilimsel Olaylar (45)
  • Cep Telefonu Haberleri (1)
  • Coğrafya (1)
  • Donanım İncelemeleri (13)
  • Elektrik - Elektronik Dünyası (23)
  • Hayvanlar Alemi (4)
  • İcat ve Buluşlar (13)
  • İnternet Haberleri (3)
  • Otomobil Haberleri (3)
  • Sağlık Bilgisi (26)
  • Teknoloji Haberleri (66)
  • Yazılım (3)

Archives

  • May 2008 (1)
  • April 2008 (16)
  • March 2008 (24)
  • February 2008 (110)
  • January 2008 (66)
  • Blogroll

    • Güzel Resimler
    • Güzel Resimler
    • Kral Oyun
    • Kral Oyunlar
    • Site Tanıtımı
    • Tatil Beldeleri
 

© 2008 Bilim - Teknik - Teknoloji

Haber Siteleri
eXTReMe Tracker
TOPlist