Sigma, Motorola Inc. tarafından, faaliyet alanı ister imalat, isterse hizmet olsun tüm çalışma gruplarının kalite düzeyini ifade edebilecek ortak bir ölçüm birimi olarak geliştirildi. Böylece bir firmada yer alan çok farklı süreçleri tek bir cetvelle değerlendirebilme ve sağlanan ilerlemeyi takip edebilme imkanı doğdu. Süreç performansını ölçmek ve karşılaştırmak için kullanılan bu birim aynı zamanda mükemmel kaliteyi temsil eden yeni bir hedefi ifade etmek için de kullanılır oldu. 6 Sigma, yani milyonda 3.4 hata düzeyi…
Kelime anlamı olarak sigma, sürecin müşteri beklentilerini karşılayacak mükemmellikten ne kadar uzakta olduğunu gösteren istatistiksel bir terimdir. Milyonda 3,4 hataya denk bir performans düzeyini ifade eden Altı Sigma zamanla bunu gerçekleştirmeye yönelik vizyonu ve sistemi de anlatan bir terim haline gelmiştir. En geniş anlamıyla Altı Sigma yı, müşteri ihtiyaçlarını kusursuza yakın bir düzeyde karşılama, daha fazla müşteri tatmini, karlılık ve rekabetçi pozisyon için kültürel değişim gayreti olarak tanımlamak mümkündür.
Altı Sigma düzeyi, müşteri ihtiyaçlarının yakından anlaşılması, olayların, verilerin ve istatistik analizlerin sistematik kullanımı, ana süreçlerin yönetimi, iyileştirilmesi ve tekrar yapılandırılması ile sağlanır.
Altı Sigma çoğu kez mühendis ve istatistikçiler tarafından ürün ve süreçlerin mükemmelleştirilmesi için kullanılan teknik bir yöntem olarak algılanır; ancak temelde iş başarısını sağlamak, sürdürmek ve maksimize etmek için kullanılabilecek kapsamlı ve esnek bir çalışma sistemdir. İstatistik bu sistemin en önemli ögesidir çünkü sezgilerin bizi yanlış yönlere sürükleyebileceği durumlarda istatistiksel analiz doğruyu bulmamızı sağlar.
Altı Sigma uygulayan şirketlerde verimsizlik yaratan ve sigma seviyesinin düşmesine sebep olan problemler iyileştirme projelerini tetikler. Bu projeler Kara Kuşaklar önderliğindeki takımlar tarafından hedeflerine ulaştırılır. Birer problem çözme ve veriye dayalı karar verme uzmanı olarak yetiştirilen Kara Kuşaklar üstün yetenekleri ve bilgileri sayesinde değişim yönetiminin öncülüğünü yaptıkları gibi geleceğin yönetici kadrosunu da oluştururlar. İyileştirme takımı üyelerine ise Yeşil Kuşak adı verilir. Yeşil Kuşaklar temel ölçüm/analiz yöntemleri ve bu analizler sırasında kullanacakları bilgisayar yazılımları konusunda yetiştirilirler.
Altı Sigma ve Problem Çözümünde İzlenen TÖAİK Çevrimi ( Tanımlama, Ölçme, Analiz, İyileştirme, Kontrol )
Tanımlama aşamasında projenin amaç ve kapsamı tanımlanır. Süreç ve müşteri hakkında bilgi toplanır. Sürecin verimini ve etkinliğini arttıracak, en yüksek müşteri memnuniyetini en uygun maliyetle sağlayacak projeler seçilir. Bu aşamanın çıktısı;
Planlanan iyileştirmenin ayrıntılı tanımı,
Müşteri açısından kritik değer taşıyan kalite faktörlerinin listesi,
Sürecin akış diyagramı yardımı ile detaylı gösterimidir.
Ölçme aşamasında mevcut durumu detaylı şekilde ortaya koyan veriler toplanır. Amaç, sağlıklı ölçümlerle sürecin mevcut performansını saptamak, yapılan iyileştirmelerin etkilerini belirleyebilmek ve karşılaştırma yapabilmek için bir temel oluşturmaktır. Bu aşamanın çıktısı;
Sürecin mevcut performansı,
Problemin etkilerini yorumsuz ortaya koyan veriler,
Problemin verilerle detaylandırılmış aktüel bir tanımıdır.
Analiz aşamasında problemin kök nedenleri tanımlanır ve bunların nedenlerini verilerle doğrulanır. Bu aşamanın çıktısı test edilen ve doğrulanan bir hipotezdir. Doğrulanan hipotez, bir sonraki aşamanın girdisini oluşturur.
İyileştirme aşamasında problemin kök nedenlerini ortadan kaldıracağı düşünülen çözümler pilot uygulamalarla denenir ve uygulamaya konulur. Bu aşamada ayrıca sonuçların bir sonraki aşamada nasıl değerlendirileceğini açıklayan bir plan oluşturulur.
Kontrol aşamasında, uygulanan iyileştirme planı ve sonuçları değerlendirilip elde edilen kazanımların sürekliliği ve geliştirilmesi için yapılması gerekenler ortaya koyulur. Bu aşamanın çıktıları;
Sürecin son durumu,
Sağlanan kazançlar,
Kazançları sürekli kılmak için tavsiyeler
Süreci daha da geliştirmek için ortaya çıkan yeni fırsatlardır.
IQ: Kişisel zekamızdır. Bunu birçok yerde duymuş, bunun ile ilgili yazılar okumuşuzdur. Beyinsel zekamız olarak değerlendirebiliriz. IQ bizim karşımızdaki konuyu anlamamıza yardımcı olur. Doğuştan gelen bir özelliktir daha sonra bunu yükseltme oranımız diğer zekalara göre daha az konumdadır.
IQ’nun beynimizin sol lob’undan kaynaklandığını söyleyebiliriz. Çünkü sol lob ta beynimizin sayısal kısmında kullanılır. IQ su yüksek olan kişiler daha çok sayısal konularda başarılı oldukları gözlenmiştir. Bunu geliştirmek için sayısal sorular çözebiliriz.
EQ: Kişilerin duygusal zekası olarak tanımlanır. Sözel konularda daha başarılı olurlar ve beyinin sağ lab. kullanılır. Kişilerin çevre ile iletişimini sağlaması EQ’nun genel özelliklerinden olmaktadır. Kişilerle olan ilişkimizi düzenlemekte bunu kullanabiliriz. Anlaşılacağı gibi duygusal zeka IQ ya göre daha fazla arttırabilmek imkanımız var. Bunu çocuklukta etrafı konuşmayan bir kişinin ilerde çevresi ile daha iyi ilişkiler kurduğunu fark etmişizdir. Buna örnek olarak kendimizi de gösterebiliriz. Gün geçtikce çevremiz ile daha iyi diyaloglar kurabiliyoruz. Buda EQ nun daha rahat geliştiğini gösteriyor. Çevremiz ile diyaloglara özen gösterip sorunları çözebiliriz.
SQ: Kişilerin ruhsal zekası olarak tanımlanır. Kişiler bunu kendi içlerindeki ruhsal denge, ruhsal zeka olarak da tanımlayabiliriz. SQ, bizim IQ ve EQ değerlerinin toplamı olarak da değerlendirebiliriz. Çünkü ruhsal dengemizi sağlamak için IQ ve EQ nun düzenli olması gerekir. Yine aynı şekilde eşitliğin diğer tarafı yani SQ arttığı takdirde IQ ve EQ düzeyinde de artma meydana gelecektir. Bunu ise EQ ya göre daha çok yükseltebiliriz. Bunun için sözel zeka soruları çözebiliriz. Bu hem hayal gücümüzü hem de sayısal zekamızı kullanarak artmasını sağlar.
Şimdi bunları karşılaştırmak gerekirse zeki ama başarısız insan görmek çok zor değildir bunun sebebi ise EQ dur. Çünkü çevresi ile iyi bir iletişim kurmadığından dolayı ders çalışması gerektiği konularda başarısız kalır. Çevremizde zeki olmayan fakat başarılı kişilerin temel kaynağı da buna dayanmaktadır. Peki çevre ile ilişkileri iyi olan ve EQ du yüksek olan kişilerde de başarılı olamadıkları olur bunun sebebi nedir? Bunun sebebi ise SQ dur. Yani ruhsal dengesini sağlayamadığından dolayıdır.
IQ sorunlarda tepkisiz kalır. Tepki vermez.
EQ şaşırır ama ne yapacağı konusu tam olara çözemez.
SQ bu iki zekanın kavramı olduğundan dolayı sorunu çözer.
Çok fazla karıştırılan bu konuları kısaca böyle tanımlayabiliriz.
Tabi zeka çeşitleri bununla sınırlı değildir. Daha bir çok zeka çeşitleri bulunmaktadır. Ama en çok karşımıza çıkan ve bize gerekli olan bu üç zeka çeşididir.
Unutmayalım kullanılan özeliklerimiz artar, kullanılmayanlar azalır.
kaynak: donusumkonagi.net
Hipnoz, yapılandırılmış ortamda, telkine açık derin uyku, trans halidir.
Hipnozun psikoterapide bir tedavi yöntemi olarak kullanılması yönünde ilk çalışmalar Franz Anton Mesmer (1734-1815) tarafından denenmiş olup Mesmer’in hipnotizma uygulamaları hakkında bir de kitabı vardır.
Hipnoz, yunanca “uyku” anlamına gelmektedir. Ancak tam olarak bir uyku durumu olduğu söylenemez. Hipnoz sırasında bilinç ile bilinçaltı arasında ince bir çizgide bulunulur ve genellikle hasta, kendisine verilen telkinleri gayet iyi hatırlar. Hipnozda kişiye normal hayatta nefsine hakim olamadığı için reddedeceği şeyler kabul ettirilebilir(sigara, alkol kullanmama vs). Ancak hipnoz halindeyken kişiye ahlak anlayışına uyuşmayan şeylerin telkin edilmesi işe yaramaz.
Hipnozun ikinci bir türü ise ilaçlı(enjeksiyonla) hipnozdur, bu yöntem ise çok daha etkili olup genelde sinir hastalarına uygulanır. Çok daha etkilidir, normal hastalara tavsiye edilmez.
Hipnozu sadece belirli bir kesim yapabilir: Psikiyatristler(+Tüm doktorlar), diş hekimleri, psikologlar. Bu kesim dışındakilerin hipnoz yapması suç teşkil eder. Bununla birlikte izin verilen kişilerin TV’de gösteri maksatlı hipnoz yapmaları da yasaktır.
Hipnozda geçmişe dönme tekniği geri dönülmez sonuçlara yol açabilir, o yüzden uzman olmayan kişiler tarafından bu yöntem kullanılmamalıdır.
Hipnoz aynı zamanda günümüzde kaçılan bir yöntem olup pekte kullanılmamaktadır nedeni unutuldumu yada tehlike içerdiğinden kaynaklımı bilinmez ancak günümüzde hipnoz ile ilgili çalışmalar hala devam etmektedir buna örnek olarak bir bilgisayar yazılı vardır “vhypno55″ açık kaynak kodlu bir yazılımdır.
Altı yıl içerisinde evler baştan sona teknolojiyle donatılacak. Kapılar parmak iziyle açılacak. İşte geleceğin evleri…
Vatan’ın haberine göre, Microsoft şimdi de geleceğin evini tasarladı. 60 milyar dolarlık servetiyle dünyanın en zengini olan Microsoft’un patronu Bill Gates, birkaç yıl içinde evlerimizde yaşanacak değişimi anlattı. Söylediklerine inanmayanları da “İnanmıyorsanız gelin bakın” diyerek Disneyland’de görücüye çıkan “Geleceğin Evi” ne davet etti.
İşte 6 yıl sonra eviniz:
- Geleceğin evinde kapı anahtar yerine, parmak izi, göz retinasını tarayıcısı ya da cep telefonunuz ile açılacak.
- Duvardaki ekrandan size bırakılan mesajları okuyabilir, LCD ekrandan evinizdeki herşeyi kontrol edebileceksiniz.
- “Grace” adlı merkezi bilgisayar hem sekreteriniz olacak, hem de sizin hayatınızı kolaylaştıracak. Hava durumunu ve nasıl giyinmeniz gerektiğini söyleyecek.
- Duvar kağıtları bir tuşta değişecek. Kumandaya basıldığında duvar bir boğaz manzarasına, ya da dev bir akvaryuma dönüşecek.
- Seçtiğiniz tüm TV programları önceden kaydedildiği için istediğiniz programı istediğiniz zaman seyredeceksiniz.
- Bilgisayar bütün yemek tariflerini uygulamalı olarak size göstereceğinden yemek yapmak çocuk oyuncağı olacak.
- Evdeki robot, siz işteyken temizlik yapacak, çamaşırlarınızı yıkayacak hatta evde hasta varsa onun ilaçlarını bile verecek.
- Uyurken duvarları karartıp, tavana yıldız ekleyerek gece atmosferi yaratabileceksiniz.
ÖNCEKİ TAHMİN DOĞRU ÇIKTI
Disneyland, bundan 50 yıl önce de geleceğin evi projesi hazırlamış ve bütün tahminleri gerçek olmuştu. 1957 yılında yapılan ve California eyaletindeki Disneyland’de sergilenen geleceğin evinde, telsiz telefon, elektrikli diş fırçası, plastik sandalye, mikrodalga fırın gibi yeniliklere yer verilmiş ve bunların 1985 yılına kadar gerçekleşeceği öngörülmüştü.
Türk bilim adamları dünyada ilk defa uygulanan bir yöntemle kağıt fabrikalardan çıkan atık suyu elektrokimyasal olarak arıttı.
Yeni yöntemle biyolojik olarak mikroorganizmalar tarafından parçalanamayan ve dere, nehir ve kanalizasyona verilerek çevre kirliliği yaratan atık sular, daha da arıtılabiliyor.
Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Mühendislik Fakültesi, Kimya Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Abdurrahman Tanyolaç, A.A muhabirine yaptığı açıklamada, Avrupa’da kağıt fabrikalarının arıtılmış atık sularında atık madde oranının litrede 100-150 miligram olmasına karşın Türkiye’de 600-700 miligram olduğunu belirterek, geliştirdikleri yöntemle bu değeri 350 miligrama kadar düşürebildiklerini kaydetti.
Kağıt fabrikalarının atık sularını önce “çökeltme havuzlarına” aldıklarını, burada suda erimeyen kağıt elyafı gibi maddeleri toplayarak yine kağıt ve karton yapımında kullandıklarını, geri kalan suyu da biyolojik arıtmadan geçirdiklerini anlatan Tanyolaç, klasik biyolojik arıtmanın bazı kağıt üretimlerinde atıkları en fazla 600 miligram/litre seviyesine düşürülebildiğini belirtti.
Kağıt üretiminde kullanılan kimyasalların hepsinin biyolojik olarak parçalanamadığını anlatan Tanyolaç, Türkiye’de kanalizasyon deşarj sınırının 1000 miligram/litre gibi yüksek bir değerde olduğunu, bu nedenle Türkiye’deki kağıt fabrikalarının litrede 600-700 miligram kirliliğin bulunduğu arıtılmış sularını kanalizasyona verebildiklerini kaydetti.
Avrupa’daki fabrikaların, mevzuatları gereği, bu değeri litrede 100-150 miligrama düşürmek zorunda olduğunu belirten Tanyolaç, biyolojik arıtmadan sonra pahalı sistemler kurularak ozonlama ve ardından ikincil biyolojik arıtma gibi yöntemlerle istenilen değere düşürebildiklerini anlattı.
“Kağıt fabrikası atık suyunda karboksilik asit, sakkarit ve fenolik bazlı bir çok kimyasal bulunuyor ve bu maddelerin bazıları mikroorganizmalar tarafından yok edilemiyor. Biyolojik olarak mikroorganizmalar tarafından parçalanamayan maddeleri elektrokimyasal olarak biz burada parçalıyoruz” diyen Tanyolaç, geliştirdikleri yöntemin biyolojik arıtmanın ardından destekleyici olarak kullanması gerektiğini bildirdi.
Geliştirdikleri yöntemde kağıt atık sularında biyolojik olarak arıtılamayan maddelerin demir elektrotlar üzerinde reaksiyona girmesini sağladıklarını anlatan Tanyolaç, bunun ozonlama yöntemine göre daha avantajlı olduğunu dile getirdi. Prof. Dr. Abdurrahman Tanyolaç, “Bu yöntemin ozona göre avantajı; hidroksil radikalleri üretmesi ve ucuz olması. Hidroksil radikallerinin parçalama gücü ozon gazından daha fazla, dolayısıyla daha verimli” dedi.
Tanyolaç, “AB çevre mevzuatı Türkiye’de uygulanmaya başlayınca kağıt fabrikaları litrede 650-700 miligrama düşürebildikleri atık miktarını 100-150 miligrama düşürmek zorunda kalacak. Bu yöntemle kirlilik değerini 1 litrede 350 miligrama kadar düşürdük, daha da düşürmek için çalışıyoruz” diye konuştu.
8 yıl önce Nijer’de Sahra çölünde bulunan fosillerin 2 yeni etobur dinazor türüne ait olduğu ortaya çıktı.
Nijer’de, Sahra çölünde ortaya çıkarılan fosillerin önceden bilinmeyen 2 yeni etobur dinozor türüne ait olduğu bildirildi.
“Acta Palaeontologica Polonica” dergisinde yayımlanan yazıya göre, Amerikalı araştırmacılarla çalışan Bristol Üniversitesi’nden bir araştırmacının tanımladığı bu iki yeni türden birinin sırtlanlar gibi leşle beslendiği, diğerininse avcı olduğunun tahmin edildiği belirtildi.
110 milyon yaşındaki fosillerin, Chicago Üniversitesi’nden doktor Paul Serano tarafından, 8 yıl önce Nijer’de, Sahra çölünün Tenere bölgesinin batı kesiminde ortaya çıkarıldığı kaydedildi.
“Kryptops palaios” ya da “gizli yaşlı yüz” adı verilen dinozorlardan birinin yaklaşık 8 metre uzunluğunda ve üzerinde boynuzumsu bir kaplamanın bulunduğu kısa burunlu olduğu belirtildi. Bu dinozor türünün, Güney Amerika ve Hindistan’da “abelisaurids” olarak bilinen dinozor grubu üyeleri gibi kısa ve zırhlı çenesiyle leşlerin iç kısımlarını yiyebildiği kaydedildi.
“Eocarcharia” ya da “kötü bakışlı şafak köpek balığı” adı verilen diğer tür, en büyük yırtıcı olarak bilinen “Tyrannosaurus rex” gibi yırtıcıların bulunduğu “Carcharodontosaurids” grubundan ve 12 metre uzunluğunda.
Bu yırtıcı tür sahip olduğu bıçak gibi keskin dişleriyle avını parçalarına ayırarak besleniyor. Araştırmacılar, “Eocarcharia”nın gözlerinin üzerindeki kabarık kemikli kaşlarının bu türe vahşi bir görüntü verdiğini ve çiftleşme döneminde rakiplerini korkuttuğunu tahmin ediyor.
Son 25 yılın buluşları listesi, önemlerine göre şöyle sıralanıyor:
1) İnternet
2) Cep telefonu
3) Kişisel bilgisayar
4) Fiber optik
5) E-posta
6) Ticari GPS (Küresel Konuşlandırma Sistemi)
7) Taşınabilir bilgisayarlar
8- Hafıza depolama disketleri
9) Tüketicilere yönelik dijital fotoğraf makinası
10) Radyo frekanslı kimlik etiketleri
11) MEMS (MikroElektroMekanik Sistemler)
12) DNA testleri
13) Hava yastıkları
14) ATM
15) Gelişmiş piller
16) Melez (Hibrid) otomobiller
17) OLED (Organic light-Emitting diode: Organik ışık-Yayıcı diyot)
18) Görüntü panelleri
19) HDTV (Yüksek çözünürlüklü televizyon)
20) Uzay mekiği
21) Nanoteknoloji
22) Yapay hafıza
23) Sesli posta
24) Modern işitme cihazları
25) Kısa Menzilli, Yüksek Frekanslı Radyo.
Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan ’sıradışı’ olarak tanımlanan bu kemirgen, bilimadamlarınca bir ilk olarak nitelendirildi.
Daily Mail’de yer alan habere göre koca kulaklı, fareyi andıran kemirgen jerboa, ilk görüntüleriyle karşımızda. Ancak birkaç ay önce Denizli’nin Acıpayam ilçesine bağlı Gümüş köyünde bulunan Arap tavşanıyla benzerliği de kafaları karıştıracak gibi görünüyor.Yabancı basında, bilim adamlarının ilk defa böyle bir yaratığa rastladıkları söylenirken, Türkiye’de bulunan yarı tavşan yarı fare görünümlü yaratığın da koca kulaklı bir kemirgen olduğu ve birbirlerine oldukça benzediği dikkat çekici.Gazeteport adlı internet sitesinin haberine göre, Kanguru gibi hareket eden ve uzun kulaklı bir fare görünümünde olan bu yeni kemirgen, Moğolistan ve Çin’in belli bölgelerinde yaşıyor. Hakkında çok az bilimsel veri bulunan kemirgenin en önemli özelliği kulaklarının kafasından üçte bir oranında daha büyük olması. Bu özelliğiyle, dünyanın vücuduna göre en büyük kulaklara sahip hayvanı.
Boya sanayinden, tekstil ve otomotive kadar hemen her alanda yenilikler vaat eden Nano teknolojisi Türkiye’ye getirildi.
Otomobilinizin yakıt tüketimini yüzde 20’ye kadar azaltabileceğinizi söylesek ne dersiniz? Peki ev, işyeri ya da hastanelerin kirlenmeyen, uzun ömürlü ve bakterilerin üremesini önleyen boyalarla boyanabileceğini söylesek? Ayakları koku yapanlara da bir müjdemiz var: anti bakteriyel ve kan deveranını artırıcı etkisi ile ayak kokusuna son veren ayakkabı tabanı bu soruna çare oluyor. Yepyeni bir devrimin (biraz geç kalmış olsak da) kapısındayız: Nano teknolojisi.
Sanayide meydana gelen devrim niteliğindeki gelişmeler arasında buharlı makinenin icadı, motorun icadı, İnternet’in geliştirilmesini takiben şimdi de dördüncü basamağı oluşturduğuna inanılan Nano teknolojisi insanlığın yaşam kalitesini artırmada yeni ufuklar vaat ediyor.
Nano, metrenin milyarda birini ifade etmek için kullanılan ölçü birimi. Nano teknolojisi sayesinde maddelerin nano boyutlara indirgenip işlenebilmesi mümkün hale geliyor. Bir örnek vermek gerekirse, bildiğimiz doğal kil ya da seramiği nano boyutlarda toz zerrecikleri haline getirebilir ve bunu nano polimerlerle işleyebilirsek, doğal ortamda karşılaşamayacağımız sertlikte ve dayanıklılıkta malzemeler imal edebiliriz.
Tayvan’da Nano Baba olarak bilinen Ku Shao-Tu, yüzde 50 Tayvan, yüzde 50 Türk ortak girişimi ile kurulan Nanolight Yüksek Teknoloji Ürünleri şirketinin açılışı için Türkiye’deydi. Aynı zamanda Tayvan Araştırma Merkezi’ne bağlı Nano Bölümü’nün de Başkanı olan Ku Shao-Tu ile nano teknoloji üzerine bir söyleşi gerçekleştirildi ama bizim “QUALİTY TUKİSH MEDİA” mız bu söyleşiye önemsiz haber damgasını vurarak yayınlamadı işte “AkiFB” farkıyla söyleşinin bir kısmı:
Basit bir ifade ile nano teknolojisi nedir?
- Nano ne bir maddedir, ne bir şeydir. Sadece bir ölçüdür. Ölçünün küçültülmüşüdür.
Hayatımızda ne gibi değişikliklere neden olacak?
- Elektronik alanında dünyanın gidişatına bakarsak, 2004 senesinde nano’nun 4. sanayi devrimi olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü nano, sağlığa, tasarrufa ve huzura da hitap etmekte.
Sağlığa ve tasarrufa nasıl yansıyor?
- Aslında her alanda kullanılabiliyor. Ağır sanayide, elektronikte, sağlıkta, tekstilde, ziraatta, her alanda kullanabiliyoruz. Bilhassa Almanya ve İngiltere’de çok revaçta. Nano teknolojisi ile üretilen tekstil ürünleri, vücut ısısını koruyor aynı zamanda kan deveranını sağladığı için vücudun yorulmasını azaltıp rahatlık veriyor.
Tekstil firmalarının ek bir yatırım yapmaları gerekiyor mu bu yenilikten yararlanmaları için?
- Aslında toz bazlı olup, tekstile adapte ediliyor. Sonra tekstil ürünleri imal ediliyor. Esas nano hammaddesi natüreldir. Bir kimya değildir, bir bileşim değildir.
Bu madde sadece Tayvan’da mı üretiliyor?
- Bu bir ölçüdür. Bu bir buluş değil, fark ediliştir. Nanonun olabileceğini ve neler yapılabileceğini fark ettik. Bu teknik şu anda sadece Tayvan’da var.
Dünyada başka örnekleri var mı?
- Almanya, İngiltere, Hollanda ve Amerika’ya yarı mamul halde girmiştir.
Nano ürünler öncekilere göre hangi açılardan farklı olacak?
- Nano teknolojisi, insan hayatında çok büyük değişiklikler yaratabilecek bir gelişmedir. Örneğin, banyodan çıktığınızda, bornozu çıkardığınızda bir soğukluk hissedersiniz, nano ile bunu hissetmeyeceksiniz. Çünkü vücut ısısını bir müddet daha tutuyor. Başka bir örnek, yakıt tasarrufu sağlayan ürünler imal edilebiliyor. Dizel veya benzinli aracın yakıt borusunun üzerine monte edilen (plastik hortuma benzeyen) nano ürünü, yakıt tasarrufu sağlarken, havanın kirlenmesini azaltıyor, kokuyu gideriyor. Bu nedenle Çin’de en büyük vilayetlerden üçünde kullanılması tavsiye ediliyor. Hollanda da bu ürünü kullanmayı öneren bölgeler var.
Bu teknolojinin Türkiye’ye ne gibi katkıları olabilir?
- Nano teknolojisi artık sanayide olmazsa olmaz bir ürün oldu. Şimdi bütün ülkelerin yeni araştırmalara, bilhassa insanın hayatı, rahatı, iyi yaşaması için harcadıkları para çok büyük. Ve nano, bu araştırmalar sonucunda elde edilen en iyi teknolojilerin başında geliyor. Buraya gelmemin en büyük nedeni, Türkiye’nin Avrupa, Asya ve Afrika arasında bir ülke olarak, Avrupa Birliği standartlarında bir ülke haline geleceğine inanıyor olmam. Türkiye şu anda ilk sırayı almıyor, ikinci basamakta ama ilk sıraya çıkmasında bizim de katkılarımız olacak. Bu çerçevede, Türkiye’de kurmuş olduğumuz şirket, bölgedeki 70 ülkedeki operasyonun merkezi olacak.
Bunlarda benden extra bilgiler
Nano Teknolojisi Nedir?
Nano metre, metrenin milyarda biridir. Gözle görülemeyecek kadar küçük olan nanonun, yaşama yansıması, işlevleri gözden kaçmayacak kadar büyüktür.
Nano Teknolojisi ile gerçekleştirilen üretimlerde, maddelerin molekülleri çok büyük enerji yaratmaktadır. Bu sayede, çok özel işlevi olan mucize ürünler elde edilmektedir.
Nano Teknolojisi, tekstil, boya, kimya, taş, su arıtma, elektronik, sağlık, otomotiv, bilgisayar teknolojisi ve sanayiinin tüm kollarında devrim yaratacak niteliktedir. NanoLight Ray Türkiye’ye şimdilik tekstil, boya (yüksek ısıya dayanıklı sanayi boyaları, doğal taş-mermer boyaları ve antibakteriyel özellikli boyalar), otomotiv ve medikal sektörlerine hammadde temini, endüstriyel çözümler ve bitmiş ürünler bazında girmiştir.
Nano teknolojisi ile üretilen ürünler global rekabette her geçen gün kendinden daha çok söz ettirmekte, üstün özellikleriyle pazardan aldıkları pay oranını sürekli olarak artırmaktadır.
Nano Teknolojinin Yararları Nelerdir?
Nano teknoloji tasarruf demektir.
Daha az maliyetle, daha çok üretim sağlarsınız.
Enerji kaynaklarından elde edeceğiniz tasarruf ile enerji maliyetlerini düşürürsünüz.
Üretim süreçlerini kısaltarak zaman ve maliyat kaybını önler, rekabet gücünüzü artırırsınız.
Teknolojik yarışta geri kalmaz, öne geçersiniz.
Nano teknoloji yaşam kalitenizin yükselmesini sağlar.
Ürün kalitenizi yükseltirsiniz.
Üretiminizle, insanların yaşam standartlarını ve kalitesini yükseltir, daha sağlıklı ve daha güvenli bir yaşam sunarsınız.
Ulusal gelir düzeyinin yükselmesinde önemli bir rol üstlenirsiniz.
Artık yerde değil gökte trafik yoğunlaşacak! Uçan otomobiller 5 yıl sonra satışa çıkıyor. İşte özellikleri…
İnsanoğlunun 100 yıllık hayali gerçek oluyor. Tek kişilik olan uçak-otomobil 600 kilodan daha hafif ve kurşunsuz benzinle çalışıyor. Hollanda merkezli bir firma tarafından geliştirilen Pal-V, Fiat Uno büyüklüğünde.
Tek kişilik olan uçak-otomobil 600 kilodan daha hafif ve kurşunsuz benzinle çalışıyor. Pal-V’nin havalanması için sadece 50 metrelik bir yola ihtiyacı var. İnmek için ise sadece 4 metreye yeterli oluyor.
Uçma konumuna geçildiğinde tavanındaki pervane açılıyor ve tek motordan beslenen araç helikopter gibi havalanıyor. Karada saatte 200 km hız yapabilen otomobilin havadaki hızı ise saatte 190 km. Menzili 550 kilometre ve 1200 metre yükseğe çıkabiliyor.
5 yıl içinde satışa çıkması beklenen üç tekerlekli uçak otomobilin fiyatının işadamlarının makam araçlarından biraz daha pahalı olacağı tahmin ediliyor.