Bilim - Teknik - Teknoloji

Bilim ve Teknoloji Haberleri, Bilim Teknik Konuları,Yararlı Programlar Hakkında Bilgiler, Bilgisayar Dünyası, Donanım İncelemeleri, Bilimsel Olaylar, Sağlık Bilgisi…

Pages

  • Home
  • Bilim Adamları
  • Önemli İcatlar

Search

Sponsor

Meta

  • Login
  • Valid XHTML
  • XFN
  • WordPress

Subscribe

  • Complete Feed
  • Comments

Archive for March, 2008

« Previous Entries
Next Entries »

Windows Vista’da İndirim Başlıyor

Categories: Teknoloji Haberleri, Yazılım | March 2nd, 2008 | by admin | no comments

Microsoft son dönemde artırdığı korsan yazılımla mücadelesini, Vista fiyatlarında yapacağı indirimle destekliyor.
Microsoft, aldığı kararla Windows Vista işletim sistemi ürünlerinde idirime gideceğini açıkladı. İşletim sisteminin hem terfi hem de kutu ürünlerinde gerçekleşek olan indirimin, yaklaşık olarak, Vista Ultimate’de yüzde 25, Home Premium ürününde ise yüzde 19 oranında gerçekleşmesi bekleniyor.

Microsoft’un, korsan yazılımla yoğun mücadele ettiği bir dönemde gelen ve geleneksel indirimlerine oranla daha yüksek olan indirimin zamanlaması, korsan yazılım kullanıcılarının, lisanslı ürüne geçmesini tetikleyecek bir hamle olarak yorumlanıyor.

Read Full Post »

IBM Işık Hızına Ulaştı

Categories: Teknoloji Haberleri | March 2nd, 2008 | by admin | no comments

IBM, yongalar arasındaki bilgi akışını kablolar yerine ışıkla taşımayı başardı. Yeni teknolojiyle 5.000 video dosyası, 1 ampulun tükettiği enerji kullanılarak 1 saniye içinde transfer edilebilecek

IBM, yongalar içerisindeki bilgi akışını kablolarla yerine ışık ile göndermenin yolunu buldu. Henüz prototip aşamasında olan yeni teknoloji, çok büyük hacimli dosyaların saniyeler içerisinde transfer edilebilmesinin yolunu açıyor.

Yeni teknoloji ile 100 wattlık standart bir ampulün tükettiği enerji kullanılarak, yaklaşık 8 terabyte’a denk gelen, 5.000 yüksek çözünürlüklü video dosyasının 1 saniye içinde transfer edilebilmesini sağlıyor. Işıkla çalışacak yongaların, cep telefonlarından süper bilgisayarlara kadar tüm iletişim ve bilgi teknolojisi cihazlarında devrim yaratacak değişiklikler getirmesi bekleniyor.

Mevcut yonga setlerinden 100 kat daha düşük enerji tüketen yeni teknolojinin, tüketici elektroniğinden süper bilgisayar uygulamalarına kadar geniş bir alanda kullanılacağı öngörülüyor. Yeni teknolijinin, özellikle video servisi sunan sitelere hız katacak, yüksek çözünürlüklü video (HD) uygulamalarındaki bant genişliğini artırma, cep telefonlarının HD içeriğini başka cihaza gerek duymadan, kendi aralarında paylaşma gibi gelişmelerin önünü açacak.

Işıkla çalışan küçük mikroçipler, tüketici elektroniği alanında, örneğin cep telefonlarının yüksek çözünürlüklü tam bir film dosyasını başka herhangi bir cihaza gerek duymadan birbirleri arasında aktarabilmesini sağlayacak.

IBM, süper bilgisayarlarda devam eden tıp, iklim ve moleküler araştırmalara da hız kazandıracak teknolojinin ilk prototip yongasının, 2 yıl içerisinde pazara sunulabilecek düzeyde olduğunu belirtiyor.

Read Full Post »

Türk Mühendislerden Kurtarma Desteği Helikopteri

Categories: Bilim Teknik, Teknoloji Haberleri, İcat ve Buluşlar | March 2nd, 2008 | by admin | no comments

İki türk mühendisi Microsoft Robotics ve haritalama yazılımları kullanarak kurtarma desteği sağlayacak bir helikopter prototipi tasarladı.

Türkiye’nin kuzeybatısında 1999′da yaşanan 7.4 büyüklüğündeki depremde 45 binin üstünde insan ölmüş ve milyonlarca insan evsiz kalmıştı.

Felaket nedeniyle beş gün boyunca yerel otoriteler arasında iletişimde sorunlar yaşanmıştı.

Oğuz Bayrakdar ve Ömer Çelik isimli Türk mühendisler RobotTurk adını verdikleri projeyle doğal afet durumlarında yaşanan iletişim sorununun önüne geçilmesi planlanıyor.

Türk mühendislerin başlangıçta bireysel olarak geliştirdiği proje, kısa zamanda Microsoft Robotics grubunun gözdesi haline geldi. Aynı zamanda İstanbul Belediyesi’nin de desteğini aldı.

RobotTurk (Afet Acil Video Sistemi) projesi, insansız hava araçlarının kameralarla donatılması ve yer kontrol sistemi vasıtasıyla afet yaşanan bölgelerden canlı video yayını yapması ve fotoğraf göndermesi ilkesine dayanıyor.
Bu amaçla tasarlanan helilkoptere, Microsoft Robotics Studio’yla çalışan bir bilgisayar ünitesi olan eBox adlı bir platform yerleştirildi.

Bayraktar’ın helikoptere monte ettiği program, yer istasyonu tarafından yayınlanmış komutların robot tarafından yapılmasına izin veriyor, pilotsuz otomatik uçmayı ve güvenli inişi sağlıyor.

Helikopter Microsoft’un sanal haritasındaki haritalama araçlarının yardımıyla direkt olarak felaket bölgesine ulaşarak komuta merkezine buradan elde ettiği görüntüleri iletebilecek şekilde tasarlandı.

Yer istasyonu helikopterden iletilen videonun akışı, oluşturulması ve kaydedilmesi işlemleri için Windows Server 2008 Media Services’ten yararlanıyor.

Microsoft’tan yapılan açıklamada RobotTurk’ün son kullanıcı tarafından da satın alınabileceği bildirildi.

Read Full Post »

Arşimet Tekniği Antik Hamama Uygulandı

Categories: Arkeoloji, Teknoloji Haberleri | March 2nd, 2008 | by admin | no comments

Akdeniz Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Taner Korkut, Muğla’nın Fethiye ilçesindeki Tlos Antik Kenti’nde bulunan hamamdaki havuzun suyunun, Arşimet teorisi kullanılarak tahliye edildiğinin belirlendiğini söyledi.

Doç. Dr. Taner Korkut, Fethiye yakınlarındaki Tlos Antik Kenti’ndeki kazı çalışmalarına 2005 yılında başlandığını ifade etti. Kazının Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle yürütüldüğünü anlatan Korkut, antik kentin tarihinin şu andaki verilere göre Milattan Önce 2000 yıllarına dayandığını belirtti.

Çalışmalar çerçevesinde geçen yıl yürütülen kazılarda hamam yapısının ortaya
çıkarıldığını bildiren Doç. Dr. Korkut, hamamda en dikkat çekici özelliğin, yapının havuz bölümündeki suyun tahliyesi için kullanılan sistem olduğunu ifade etti.

Doç. Dr. Taner Korkut, sistemin, Arşimet’in suyun kaldırma kuvveti teorisi kullanılarak inşa edildiğine dikkati çekerek, havuza giren kişinin kütlesi kadar suyun, bu tahliye sistemi aracılığıyla yeraltındaki dehlizlere gittiğini vurguladı. Korkut, “Arşimet teorisi bugüne kadar, fizikçiler, matematikçiler tarafından kullanılıyordu.

Ancak bu teorinin ilk kez arkeolojik alanda kullanıldığını belgelemiş oluyoruz. Bu da bize o dönemde yaşayan insanların bilim ve teknik yönden ne kadar ilerlemiş olduğunu gösteriyor” dedi.

Milattan Önce 287-212 yıllarında yaşayan Arşimet, matematikçi, fizikçi, astronom, filozof ve mühendisti. Arşimet, kendi adıyla tanınan sıvıların dengesi kanununu bulmuştu.

Read Full Post »

Yalan Makinesinin İcadı

Categories: İcat ve Buluşlar | March 1st, 2008 | by admin | no comments

Televizyondan veya gazetelerden, bizde pek olmasa da ABD’de polis sorgulamalarında gerektiğinde bir sanığın yalan makinesine bağlanarak, doğruyu söyleyip söylemediğinin kontrol edildiğini görmüş veya okumuşsunuzdur. Hatta ABD’de FBI veya CIA gibi çok önemli devlet görevlerine alınmaya aday memurlara da bu test uygulanmaktadır.

‘Polygraph’ denilen bir alet ile sanığa 4-6 adet sensör bağlanır. Bu sensörlerden gelen çeşitli sinyaller, dönmekte olan bir kağıdın üzerine grafik olarak kaydedilir. Bu sensörlerle sanığın,

o Nefes alış hızı.
o Nabzı.
o Kan basıncı (tansiyonu).
o Terleme miktarı.

kayda alınır. Bazı yalan makinelerinde kol ve bacak hareketleri de kaydedilir.

Yalan makinesi testi başladığında, sanığa önce 3 veya 4 basit soru sorulur. Bu şekilde sanığın verdiği sinyallerin düzeni öğrenilir. Daha sonra gerçek sorular sorulmaya başlanılır ve sinyaller kayda alınmaya devam edilir.

Test süresince ve sonrasında bir uzman grafikleri sürekli kontrol altında tutarak, hangi sorularda sinyallerin değiştiğini tespit eder. Kalp atışının hızının artması, tansiyonun yükselmesi ve terleme genellikle yalan söylemenin belirtileridir. İyi eğitilmiş bir uzman grafiklere bakınca nerede yalan söylendiğini derhal anlayabilir.

Her şeye rağmen, insanların soruları yorumlamaları ve tepkileri farklı olduğundan, yalan söylerken farklı davranabildiklerinden, bu test mükemmele ulaşmış değildir, bazen yanıltıcı olabilir ve kesin delil kabul edilmez.

Read Full Post »

Termometrenin İcadı ve Termometre Çeşitleri

Categories: İcat ve Buluşlar | March 1st, 2008 | by admin | no comments

Herkesin bildiği gibi, termometrenin görevi ısıyı ölçmektir. Başka türlü söylemek gerekirse,soğuğun veya sıcağın ne kadar olduğunu (kaç dereceyi bulduğunu) göstermektir.

Termometre kelimesi,”ısı” anlamına “thermo” ve “ölçü” karşılığı “meter metre” kelimelerinden meydana gelmiştir. Yani bileşik bir kelimedir. İnce cam borudan yapılır. Borunun alt ucu şişkincedir, buraya alkol ya da civa doldurulur.

Bir termometrenin yapı ve görevindeki esas,aynı ısıda, daima aynı dereceyi göstermesidir. Bu alandaki ilk çalışmalar da,Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfinden 100 yıl sonra, 1592 yılında Galileo (Galile) adındaki bilgin tarafından yapılmıştır. Galile,gerçekte bir “hava termoskopu” diye tanımlanması gereken bir tür termometrenin yapımını tasarlamış ve bunu başarıyla gerçekleştirmiştir. Galile’nin yaptığı termoskop (ısı gösterici),bir ucunda oyuk bir ampulcük bulunan cam bir tüptü. Dar bir boru görünüşündeki cam tüpün içinde hava vardı. Tüp ve ampulcük,içindeki havanın genleşmesi için ısıtılıyordu. Sonra açık olan uç, su gibi bir sıvının içine sokuluyordu.

Tüpteki hava soğuyunca hacmi büzüşüyor, küçülüyor ve onun yerine, açık uçtan giren su yükseliyordu.Kısacası, ısı değişikliği tüpün içindeki sıvının (suyun) yükselip alçalmasıyla fark ediliyordu. Ancak, burada sadece havanın genleşip büzülüşü sayesinde ısı değişiklikleri görülüyor,fakat ısının ölçülmesi mümkün olmuyordu. Gene de,ısı değişimlerinin atmosfer basıncıyla ilişkisi esası ortaya çıkarılmıştı.

Günümüzde kullanılan modern termometrelerde,ısıyı ölçmek için,hava değişimlerine göre genleşip büzülen bir sıvı kullanılır. Söz konusu sıvı,ince cam boruya titiz bir dikkatle bağlantılı camdan ve çok küçük bir yuvarlağın içindedir. Yüksek ısıyla (sıcakla),sıvı genleşir. Cam boruda yükselir. Alçak ısıyla (soğukla), büzüşür, aşağı doğru çekilir. Cam borunun üstündeki taksimetre (dereceleme),bize ısının ne olduğunu belirtir. Bugün kullanmakta olduğumuz termometreler, 1742 yılında Andres Celsius tarafından bulunmuştur.

Termometreler, genel olarak, ince bir cam tüp halindedirler. Bu tüpün alt tarafında şişkince olan bölümde, cıva deposu vardır. Sıcaklık karşısında genişlemeye uğrayan cava, bir sütun halinde, cam tüp içinde yükselir, önceden tespit edilmiş derece miktarlarına göre, civanın bu yükselmesine sebep olan sıcaklık, tespit edilmiş olur.

Genel olarak Santigrat, Fahrenheit, Reomür olmak üzere üç çeşit termometre vardır. Bunlar, genel yapı bakımından birbirlerinin aynıdır. Değişik olan, üzerlerinde bulunan rakamlardır. Bu da, kaynama derecesinin, her üçünde değişik olarak alınmasından ileri gelmektedir. Suyun donma derecesi, her üç termometrede 0 olduğu halde, kaynama derecesi, Santigratta 100, Fahrenheltta 212, Reomürde 80 olarak kabul edilmiştir.Oiva termometrelerinden başka madensel ve alkollü termometreler de yapılmıştır.
Üzerinde derece çizgileri bulunan ince uzun kısmın içindeki hava boşaltılır, sonra ağzı kapatılır. Böylece ısı arttığı zaman tüpün içindeki sıvı genleşir ve yavaş yavaş yükselir.

CELCİUS DERECELERİ

İsveçli fizikçi Anders Celcius (1701-1744), termometrenin derecelenmesinde «yüzlük» bir sistem önerdi; bugün birçok Avrupa ülkesinde ve Türkiye’de bu sistem kullanılmaktadır. Celcius, önce civalı termometre üzerinde iki nokta saptadı: buzun ergime noktasını 0, kaynama noktasını 100 olarak işaretledi. Sonra 0 ile 100 arasını 99 eşit parçaya böldü; bunlara Celcius dereceleri dendi. Daha sonra yazıcı termometre (sıcaklık değişimlerini otomatik olarak bir kâğıda kaydeder) ile maksimumlu ve minimumlu termometre (belli bir zaman aralığında en düşük ve en yüksek sıcaklıkları kaydeder) yapıldı.

CİVALI VE İSPİRTOLU TERMOMETRELER

Her zaman karşılaşılan sıcaklıkları ölçmek için yeterli olan civalı ve ispirtolu termometrelerin ölçme alanı çok dar ve sınırlıdır. Daha düşük sıcaklıkları ölçmek için tolüen ve pentan gibi değişik sıvılar kullanılır. Yüksek sıcaklıklar gazlı termometrelerle ölçülür. Çok incelik isteyen sıcaklık ölçümlerinde, laboratuvarlarda elektrik dirençli termometreler ve termoelektrik termometreler kullanılır.

AZOTLU TERMOMETRE

Azotlu termometre ile l 600 dereceye kadar olan sıcaklıklar ölçülebilir. Bunun üstündeki sıcaklıkları ölçmek için pirometrelerden yararlanılır. Bu âletin, sıcaklığı ölçülecek cisme değmesine gerek yoktur, yalnızca cismin ışımasını ölçmesi yeterlidir.

TERMOSTAT

Termostat, kapalı bir ortamda termometrenin verilerine dayanarak sıcaklığı sabit tutan bir âlettir. Üzerinde, istenilen sıcaklığı elde etmek için ayarlanabilen bir düğmesi vardır; bir ısıtma aygıtına elektrikle bağlanan termostat,, aygıtın verdiği sıcaklığı arttırmağa ya da azaltmağa yarar.

FAHRENHEİT’İN ESERİ

XVI. yy.da ısı, içi hava dolu bir balonla ölçülüyordu. Ancak atmosfer basıncındaki değişiklikler nedeniyle bunun verdiği bilgi yanlış oluyordu. XVII. yy.da Floransa’da ilk ispirtolu termometre yapıldı. 1721′de Alman fizikçisi Fahrenheit, civalı termometreyi gerçekleştirdi. Bugün Anglo-Saksonların kullandığı termometre derecesi onun adını taşır. Bu termometrede 32°F, buzun ergime noktasını; 212°F ise, suyun kaynama noktasını gösterir.

Read Full Post »

Makineli Tüfeğin İcadı

Categories: İcat ve Buluşlar | March 1st, 2008 | by admin | no comments

Hızlı ateşlemeli silahlar on dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru gelişmeye başlamıştı. Fransızlar 1870′de mitralyözle ve Birleşik Devletlerde Gatling kendi adıyla anılan tabancasıyla ortaya çıktı. Silahlar İngiliz ordusunun hemen dikkatini çekti ama bu silahlardan edinmede başarılı olamadılar. Bu başarısızlık I. Dünya Savaşı’nda binlerce yaşama neden oldu.

1871′de İngiliz Savaş Dairesi tarafından yeni hızlı ateşlemeli silahların değerini belirlemek üzere bir komite oluşturuldu. Sonuçlar net ve kesindi; tarihte ilk kez insan gücünün yerine silahların ateş gücü konabilecekti. Bu vakte kadar silah sayısıyla asker sayısı eşitti. Savaş alanında kullanılabilen ve askerleri toplu olarak öldürebilen tek silah büyükçe toplardı. Önden doldurmalı toplar için bile bir düzine adam ve birçok at gerekiyordu. Mesaj tanı zamanında gelmişti ve ne kadar önemli olduğu çok açıktı. Birkaç savaşta ne kadar işe yaradıkları ortaya çıkmıştı. Ama tabii ki tamamen görmezden gelinmişti.

Makineli silahların kullanılmasına karşı çıkılmasının nedeni çok ikna ediciydi. Savaş Dairesinin bu konuda öne sürdüğü neden çok fazla mermi gidecek olmasıydı. Dahası, makineli silahların hareketli bir savaş için fazla ağır geldiği sonucuna ulaşılmıştı. (Custer’ı hatırlayın.)

Fazla pahalı ve fazla karışık. En lanet neden ise makineli tüfeğin fazla savunmaya yönelik olduğuydu. Askerlerdeki “saldırgan asker ruhu”nu öldüreceğinden korkuluyordu. Tüm generaller bir askerin sahip olduğu erdemler arasında en üste bunu koyuyorlardı. Silah dairesi sorumlusu John Adye bu makineli tüfeklerin çok sınırlı bir kullanım alanı olduğunu savunuyordu ve ona göre pek yaygınlaşmayacaktı. Bu durumda ordu savaşta yanında götürebildiği sınırlı taşıma olanaklarını daha mantıklı şekilde değerlendirebilirdi.

Boer Savaşı gösterdi ki, iyi yerleştirilmiş askerler makineli tüfekleri olmadan da bir orduyu yenebilirdi. Makineli tüfeklerin savaşın kaderini nasıl değiştirebileceği sorusuyla uğraşmaktansa, o zaman kullanılan ateş gücünün makineli tüfekler kadar zarar verebileceği ve makineli tüfeklere gerek olmadığı sonucuna varıldı.

Sonra Rus-Japon savaşı başladı ve Japonlar Arthur limanı çevresinde mevzilenmiş Ruslara saldırdı. Rus tarafında çok miktarda makineli tüfek vardı. Bu da Savaş Dairesinin, makineli tüfeklerin savunmada bile savaşların kaderini belirlemediği fikrini pekiştirdi. Avrupalı güçlerin burada gözden kaçırdığı nokta Japonların verdiği büyük kayıptı. Japonlar bu savaşta kendini feda ederek saldırma yöntemi olan süngü savaşına bile sıcak bakmaya başlamışlardı.

Makineli tüfeklerin değerini anlayan subaylar da vardı. Ufku geniş yüzbaşı J. F. C. Fuller “Süzülme Taktikleri” adlı makalesinde 1914 Alman saldırı tekniklerini inanılmaz derecede doğru tahmin etmişti. Birinci Dünya Savaşı’nda saf cesaret ve süngü savaşı makineli tüfeklerin üstesinden gelmişti.

Loos’daki çatışmada İngiliz orduları dört koldan makineli tüfeklerle açılan yaylım ateşine doğru ilerlemiş ve askerlerin yüzde 80′i ölmüştü. Alman tarafı ise hiç kayıp vermemişti. Bu durum her şeyi açıkça ortaya koyuyordu. Ama İngilizler anlamamıştı. Bir yıl kadar sonra Sir Douglas Haig Savaş Dairesi’ne bir mektup yazıp “Makineli tüfekler abartılmış silahlardır. Her mangaya iki silah yeterlidir” dedi. Ancak eğitimlerde askerler süngülü makineli tüfek alımları için bastırdılar. Cesaretin ateş gücüne üstün gelebileceği fikri bir milyon askerin kaybından sonra giderek zayıflamaya başladı.

Cesaret bir asker için önemlidir ancak bunu mantık kurallarının üzerine çıkarmak ve eski tip tüfeklerle askerleri savaşa sokmak sadece ve sadece Birinci Dünya Savaşı’nda ateş hattının çok daha gerisinde durup emirler veren kumandanlara makul geliyordu

Read Full Post »

Balonun İcadı

Categories: İcat ve Buluşlar | March 1st, 2008 | by admin | no comments

Buhar sorununu bilimsel yönden geliştirmesinden ötürü Watt, bu devrimlerin kaynağı sayılmalıdır. Ondan önce Newcomen’in makinesi ağır ve zor ilerliyor, teknik yerinde sayıyordu. Watt’ın aracılığıyla bilimin işi ele alması üzerine bu yavaş gidişte birden bir canlanma görüldü. Tekniğin ilerleyişi bir devrim niteliğini aldı, olayların akışı büyük bir hız kazandı. Bilim, insanlık tarihinde üçüncü defa müdahalede bulunuyordu, ama bu müdahalesi, toplumda bundan böyle büyük bir rol oynayacağını kanıtlayacak nitelikteydi.

Şimdilik bütün rolü, yalnızca icat edilmiş bir makinenin geliştirilmesi ve mükemmelleştirilmesiydi. Ama bundan sonra tam tersine bir oluşumla karşılaşılacağı anlaşılıyordu. Çünkü bilim bazı dallarda tekniğin kendisinden önce davranmasına meydan vermeyecek kadar ilerlemişti. Artık mucite hangi yönün daha elverişli ve hangi bulguların daha yararlı olacağını bilim gösterecekti. Söz hakkı, usta teknisyenlerin değil, bilimsel düşünce ve deneylerle ilerleyen bilim adamlarınındı. Bu dönemin bilimi en çok gazlar konusunda, ilerlemiş bulunduğuna göre, en göz kamaştırıcı icadını da elbette bu alanda verecekti.

Bu döneme kadar “gaz teorisi”ni kuranlar fizikçiler olmuştu; yani gazların yalnız fiziksel özellikleri üzerinde durulmuştu. XVII. yüzyılın ortalarına doğru kimyacılar da bu konuya ilgi göstermeye başladılar, o güne kadar yalnız bir tür “hava” var sanılıyordu; o da soluk aldığımız hava; Fransa’da Lavoisier ve Berthollet; İngiltere’de Cavendish ve Priestley; İsveç’te Scheele; Rusya’da Lomonosov genel olarak kullanılan “hava” teriminin birçok gazları kapsadığını kanıtladılar; 1772′de Priesley, bu konuda yazdığı bir eserinde gazların bir dökümünü yaptı. Saydığı gazlar şunlardır: “ateş havası” (oksijeni kastediyordu.) “sabit hava” (karbonik gaz), “güherçileli hava” (azot bioksidi), “yanar hava” (hidrojen), “flogistikli hava” (azot) vb. Ayrıca bunların yanarlığı, yoğunluğu gibi özelliklerini de açıklıyor; “sabit hava”nın deney kabının dibinde kalan ağır bir gaz, “yanar hava”nın hafif ve uçucu olduğunu anlatıyordu.

Briestley’in keşiflerinin yarattığı heyecana kapılanlar arasında Etienne Montgolfier (1745 . 1799) adlı Annonayli bir Fransız da vardı. Tanınmış bir kâğıt fabrikatörünün oğlu olan Montgolfier, Soufflot ile birlikte Paris’te mimarlık öğrenimi gördükten sonra babasının fabrikasında çalışmak üzere ülkesine dönmüştü. Fransa’da bilimsel zekâsını kullanmak, yeni yöntemler keşfetmek ve Fransız kâğıtçılığına yenilikler getirmek fırsatını buldu.

Deneylere güvenen, zeki, metotlu ve sakin bir insandı. Bu kişiliğiyle de ağabeyi Joseph’in tam karşıtıydı. Kardeşi kadar yaratıcı ve parlak bir zekâya sahip olan Joseph (1740-1810), hayalci, iradeli ve ateşli bir gençti. Aslında bu iki zıt yaradılış birbirlerini tamamlıyordu. Joseph garip bir fikir ortaya attı mı, Etienne onu hemen dengeler, yoluna koyar ve uygulardı. Vivarais dağının doruğunda uçuşan bulutları kıskanmak, “suni bulut” meydana getirmeyi ve onun asılları gibi uçuştuğunu düşlemek ancak Joseph gibi birinin aklına gelebilirdi. Çevresindekiler varsın kahkahayla gülsünler… Buna bir Etienne gülmemişti; çünkü Priestley’in kitabında “havadan daha hafif ve daha ağır ofan gazlar” olduğunu okumuştu. Bunlardan biri, bir zarfa doldurulabilse havada yükselemez miydi?

Bu zarfın atmosferde, hiç değilse kendi yoğunluğuna eşit bir gaza rastlayıncaya kadar yükselmesi mantık gereğiydi. Hemen deneylere girişerek kağıttan bir kese yaptı, bunu demir parçaları üzerine sülfirik asit dökerek elde ettiği “yanar hava”yla (hidrojen) doldurdu. Kesekâğıdı bir süre uçtuktan sonra düştü. Gaz çok inceydi, kâğıttan geçip havaya karışmıştı. Daha elverişli bir gaz bulmak gerekliydi.

İki kardeş, bu defa nemli samanla yün yaktılar, çıkan gazla doldurulan kese tavana kadar yükseldi. Bu yükselişin nedeni, o günlerde sanıldığı gibi, saman-yün karışımının kimyasal bir özelliğinden ileri gelmiyordu. Isınan havanın daha hafif olduğunu İsviçreli fizikçi Horace de Saussure (1740-1799) o yıllarda kanıtladı.

Bu olaylar sırasında, iki kardeş ipekten paralelyüz biçiminde iki metre küplük bir zarf imal ettiler. Bunu sıcak havayla doldurunca uçtuğunu ve tavana gidip yapıştığını gördüler. Bu deneyden cesaret alarak yirmi metre küplük bir zarf imal etmeye koyuldular. Bu defa, deneylerini açık havada yaptılar. “Balon,” kendisini ateşin üstünde tutan ipleri kopartarak havalandı ve 300 metreye yükseldi. Böylece Montgolfier kardeşler kendilerini var güçleriyle çalışmalarına verdiler. Hemen 11.50 metre çapında, 750 metre küp hacminde yeni bir balon imal ettiler. Bu balon ambalaj bezinden yapılmış ve kâğıtla astarlanmıştı. 215 kilo geliyor, ayrıca 200 kilo da yük alıyordu. Başarılarının daha geniş yankılar yapması ve daha çok kişi tarafından izlenebilmesi için deneylerini Vivarais Meclisinin toplanacağı 5 Haziran 1783′te uygulamaya karar verdiler.

O gün bütün şehir halkı alanda toplanmıştı. Tam ortada içi boş şekilsiz bir balon durmaktaydı. Montgolfier kardeşlerden biri, resmi kişilere doğru ilerledi. “Sayın meclis üyeleri, bu büyük keseyi buharla dolduracağız. Az sonra göklere yükseldiğini göreceksiniz,” dedi. Kesenin altında samanla yün yaktılar. Seyirciler, kesenin kırışıklarının açılıp şiştiğini ve kusursuz bir küre biçimini aldığını gördüler. Bunu sekiz kişi zor zaptediyordu; derken ansızın bıraktılar! Kalabalığın soluğu kesilmişti. Balon yükselmeye başladı; 2.000 metre kadar gittikten sonra birden söndü ve hareket noktasından 4 km. uzakta bir bağa ağır ağır düştü.

Bu olay yalnız bilim dünyasında değil bütün dünyada büyük bir heyecan yarattı. Ezeli düş gerçek olmuş, ağırlık yenilmiş, insan dehası göklerin egemenliğini ele alarak bulutlarla, kuşlarla boy ölçüşür duruma gelmişti. Bilimler Akademisi, böyle olağanüstü bir olaya tanık olmak istedi. Deneyin masraflarını yüklenerek tekrarlanması için Montgolfier kardeşleri Paris’e çağırdı; bir yandan da uzmanları deneyin ayrıntılarını hazırlamakla görevlendirdi.

Jeolog Faujas de Saint-Fond deneye katılma kaydı açtı; yapımcı Anne-Jean Robert (1758-1820) balonun imalini ele aldı; tanınmış Fizikçi Jacques Charles (1746-1823) de girişimin bilimsel yönetimine atandı.

Özellikle gazların genleşmesi konusunda incelemeler yapmış olan Jacques Charles yalnız meslektaşlarının saygıyla eğildikleri bir bilim adamıydı. “Uçan bir makine” meydana getirme işiyle görevlendirildiğinde, bilimsel bir ruhla işe koyuldu ve sıcak hava yerine hidrojeni kullanmaya karar verdi. Ne yazık ki, Robert’in “Mariot Kanunu”ndan haberi olmadığından kusursuz bir küre biçimi vermek için balonu iyice doldurdu. 27 Ağustos 1783′te, Paris halkının yarısının toplandığı Champ-de-Mars’da toplar atılmaya başladı. Bu işaretle havalanan balon, bir anda 1.000 metreye yükselip bulutların arasında kayboldu. İnsan zekâsının bu ‘mucize’si karşısında kalabalık bağırıyor, haykırıyor, kucaklaşıyor, ağlaşıyordu. ne var ki, balon yükseğe çıkınca aşırı gerilmiş, patlamış ve Paris’ ten yirmi kilometre uzağa düşmüştü.

Bu sırada Etienne Montgolfier de, Paris’e gelmiş ve “Montgolfiere” imal etmeye başlamıştı. Bu yine küre biçiminde, altın renkli işlemelerle süslü mavi bir balondu. Altına bir kafes asarak içine bir koyun, bir horoz, bir de kaz koydukları balonu Versay sarayında kral, kraliçe ve saray mensupları önünde salıvermeye karar verdiler. Kararlaştırılan zamandan üç saat önce, sarayın parkları ve civar sokaklar görülmemiş bir kalabalıkla dolmuştu.

Saat ikide halatlar kesildi ve balon ‘yolcularını’ alarak havalanmaya başladı. On dakika sonra da Vaucresson koruluğuna indi. Herkes hayvanların yolculuğu nasıl geçirdiklerini öğrenmek için oraya koşuştu. Hedefe ilk varan Pilatre de Rozier, kafesi açınca hayvanlar sağ salim dışarıya fırladılar. Böylece atmosferin yüksek tabakalarının canlılar için solunuma elverişsiz olmadığı da kanıtlanmış oldu.. Bu gözlem gözü pek bir insan olan Pilatre’i çok heyecanlandırmıştı. İnsanların önlerinde açılan bu yepyeni egemenlik alanının kâşiflerinden yalnız hayvanlar olmasına gönlü razı gelmiyordu. Bu yeni dünyayı insan keşfe çıkmalı ve bu kişi de kendisi olmalıydı.

Pilatre yalnız gözünü budaktan sakınmaz kişi değil, aynı zamanda bir bilim adamıydı da. Montgolfierler onun verdiği ölçüler üzerine, 20 metre yüksekliğinde 16 metre çapında bir balon imal etmeye koyuldular. Sıcak havanın girdiği alt deliğin ağzına sorgun ağacından küçük bir bölme eklediler. Ocağı meydana getirecek olan saman yığınını buraya doldurdular. Deney günü yaklaştıkça sorumlu kişileri bir korkudur alıyordu. Bir insanın kendisini böyle çılgınca bir tehlikeye atmasına izin verilecek miydi? XVI. Louis, “Kurban olarak insan verilmek isteniyorsa, ölüme mahkum kişileri koşsunlar bu işe!” diye emretti. Pilatre bundan gocundu, “Göklere yükselme onurunu aşağılık canilere mi vereceğiz? Hayır, asla bu olmayacak,” diyerek dostlarından D’Arlandes Marki’si François-Laurent’ı kralı ikna etmeye gönderdi.

Deney günü saat 13′te balon gözü pek yolcusunu ve ona katılan D’Arlandes’i de alarak Muette bahçesinden havalandı. Balon ve yolcular 1.000 metre yükseklikten Paris’in üstünde dolaştılar. Sokaklar, balkonlar, hatta damlar insan almıyordu. Balon Butte-aux-Cailles’a yumuşak bir iniş yaptı. Yolcular, yer çekiminin bin yıllık zincirlerini kıran yiğit şövalyelere yaraşır bir zafer alayını artlarına takıp başkente döndüler.

Read Full Post »

Mors Alfabesi Nedir?

Categories: Bilim Teknik | March 1st, 2008 | by admin | no comments

Telgraf haberleşmelerinde mesajların bir yerden bir yere iletilmesinde kullanılan işaret sistemi “Mors Alfabesi” diye tanımlanır. Mors Alfabesi, noktaların ve kısa çizgilerin değişik şekillerde yanyana getirilmesiyle uygulanır. Değişik şekillerde yanyana getirilen noktalar ve çizgiler, bildiğimiz alfabedeki harflerden her birinin karşılığı olarak kullanılır. Mesela bir nokta ve bir çizgi (. -), “A” harfinin karşılığıdır.

Mors Alfabesi, Amerikalı bir ressam ve heykelci olan,sanat öğrenimi için İngiltere’ye gelen Samuel Morse (1791-1872) tarafından icat edilmiştir. Amerika’da Charleston’da doğan Samuel Morse,Philips Akademisi ve Yale Üniversitesi’nde ,okumuştu. Zeki ve ağırbaşlı bir gençti. Sanat kadar kimya ve elektrik konularıyla da ilgileniyordu.Elektrik konusunda kendine has fikirleri olan Morse,haberleşme için elektrikten yararlanılabileceği inanandaydı.Haberlerin elektrik vasıtasıyla bir yerden başka bir yere iletilebileceğini düşünüyordu.

İngiltere’den Amerika’ya döndükten sonra, New Haven’de küçük bir dükkana kapanıp yoğun çalışmalara girişti. Yıllar yılı yoksul,yarı aç bir hayat yaşadı.1837 yılında elektromagnetik telgraf buluşunu tamamlamıştı. İcadının “ihtira beratı” nı almak için gerekli çevrelere başvurdu. Sermaye çevreleri, iş adamları,onun buluşunu pratik görmediler. Samuel Morse, icadını kabul ettirmek amacıyla İngiltere’ye, Fransa’ya, Rusya’ya gitti. Her gittiği yerde anlayışsızlıkla karşılanıyor, ilgi görmüyordu. Sonunda büyük çabalar sonucu,1843 yılında Amerikan Kongresi’nden 30.000 dolarlık bir yardım fonu sağlayabildi. VVashington’la Baltimore arasında bir telgraf hattı kurdu ve 1844 yılı Mayıs ayı içinde bu hatta ilk telgraf mesajını gönderdi.

Mors Alfabesinin pratik uygulamasında,gönderici (verici) cihazın başındaki memur, “maniple” diye tanımlanan bir kola, kısa ya da uzun basışlar yapar. Kısa basışlar nokta (. ),uzun basışlar çizgi karşılığıdır. Böylece, yanyana gelen nokta ve çizgilere göre harfler,bunlardan da kelimeler, cümleler oluşur.

İyi bir telgrafçı bir dakikada yaklaşık olarak 120 harf göndermekte ve aynı sayıda harfi kolaylıkla alabilmektedir. Telgraf mesajının alındığı yerde (alıcı cihazda ), rulo halindeki bir kağıt şerit dönmektedir. Bunun karşısında da,verilen işaretlere göre hareket eden bir kalem vardır. Bu kalem, nokta ve çizgileri kağıt üzerinde çizer. Böylece kelimeler,cümleler meydana gelir. Mesajı alan memur da telgrafı bildiğimiz kelimelere dönüştürür.

Başlangıçta tam bir anlayışsızlıkla karşılanan Mors Alfabesi, insanlığa büyük yararlar sağlayan buluşlardan biridir.

Read Full Post »

Gemiler Nasıl Yüzer?

Categories: Bilim Teknik, Bilimsel Olaylar | March 1st, 2008 | by admin | no comments

Yüzme koşulunu sağlayan her cisim suda yüzer. Yüzme koşulu Arşimet’in “suyun kaldırma kuvveti” ilkesine dayanır. Cismin ağırlığı, taşırdığı suyun ağırlığına eşit olmak zorundadır. Cismin ağırlığı, taşan suyun ağırlığından fazlaysa cisim suya batar. Bu ağırlık, taşan suyunkine eşit ya da ondan daha az ise yüzme gerçekleşir.

Gemi ağırlığının, taşan su ağırlığından az olması da belirli bir oran çerçevesinde tutulur. Teknede ağırlık merkezinin yerinin uygun seçilmesi, teknenin su içindeki dengesinin korunabilmesi açısindan gemi mühendislerinin üzerinde uğraştığı tasarım konularındandır. Bu oran aşılırsa, teknenin salınmasında artış olacağı gibi teknenin yan devrilmesine de yol açabilir. Bu durum, yolcuların veya taşınan yüklerin zarar görmesine neden olur.

Read Full Post »

« Previous Entries
Next Entries »

Son Eklenenler

  • XP’nin Firewall Özelliğini Kapatmak
  • Bilgisayar Kendiliğinden Kapanıyor
  • Popup Sitelerin Açılmasını Önlemek
  • Program Bilgisayardan Kaldırılmıyor
  • ISDN nedir?
  • Avi ve Mpeg Formatındaki Dosyaları Birleştirmek
  • Proxy Sunucusu
  • Windows/Msn messenger Programının Açılışta Çıkmasını Önlemek
  • Silinen Dosyaları Geri Getirme
  • Spy Temizleme

Categories

  • Arkeoloji (2)
  • Astronomi Uzay Bilimleri (39)
  • Bilgisayar Dünyası (26)
  • Bilgisayar Sorunları (29)
  • Bilim Adamları (20)
  • Bilim Teknik (83)
  • Bilimsel Olaylar (45)
  • Cep Telefonu Haberleri (1)
  • Coğrafya (1)
  • Donanım İncelemeleri (13)
  • Elektrik - Elektronik Dünyası (25)
  • Hayvanlar Alemi (4)
  • İcat ve Buluşlar (16)
  • İnternet Haberleri (3)
  • Otomobil Haberleri (3)
  • Sağlık Bilgisi (26)
  • Teknoloji Haberleri (66)
  • Yazılım (3)

Archives

  • September 2008 (26)
  • August 2008 (3)
  • May 2008 (1)
  • April 2008 (16)
  • March 2008 (24)
  • February 2008 (110)
  • January 2008 (66)
  • Blogroll

    • Bilim Teknik
    • Güzel Resimler
    • Güzel Resimler
    • Kral Oyun
    • Kral Oyunlar
    • Tatil Beldeleri
 

© 2008 Bilim - Teknik - Teknoloji

Haber Siteleri
eXTReMe Tracker
TOPlist