Bilgisayar Parçaları ve Görevleri
İşlemci (CPU- Central Processing Unit) :Ana işlem Ünitesi, Merkezi işlemci ya da kısaca işlemci. Bilgisayarın program komutlarını bellekten aldıktan sonra kodlarını çözen ve karşılışı olan işlemleri yerine getiren merkez birimi. CPU genellikle bilgisayarın beyni olarak tanımlanır. Çünkü tüm işlemler CPU tarafından yapılır. Bu nedenle bir bilgisayarın işlem yeteneği ve hızı işlemcisinin yeteneği ve hızıyla doğrudan ilgilidir.İşlemci bilgisayarın en önemli parçalarından biridir.Hangi tür bilgisayar kullandığınız sorulduğunda genelde işlemcinizin türünü söylersiniz.(Pentium IV 1,8 gibi?)Bilgisayarınızın performansını etkileyen ve hızını belirleyen en önemli faktör işlemcidir.Bunun için bilgisayar alırken işlemcinize çok dikkat etmeniz gerekir. Günümüzde kullanılan belirli sayıda işlemci üreten firma vardır.Bunlardan en bilineni ve yaygın olanı Intel firmasıdır.Intel dünya işlemci pazarının büyük bir çoğunluğunu elinde tutmaktadır.Intel in yanı sıra Amd ve Cyrix gibi işlemci markalarıda mevcuttur.Her ne kadar işlemci piyasasına Intel hakim olsa da Amd ve Cyrix kaliteli ve Intel e eşdeğer kimi zaman daha iyi işlemciler üreterek işlemci piyasasındaki yerlerini korumaktadırlar. İşlemci modelleri her geçen gün değişmekte ve gelişmektedir.Bugün çok moda olan bir işlemci birkaç ay sonra demodeleşmiş olabilir.Bunun nedeni bilgisayar teknolojisinin hızlı gelişimidir.Şu anda piyasada bulunan ve yaygın bir şekilde halen satılmakta olan işlemci türü Pentium IV’lerdir.Pentium IV ile birlikte bir yaygın işlemci modeli ise Celeron’lardır. Celeron’lar ilk üretildiği sıralarda Pentium II’lere eşdeğer olarak üretilmişti. Ama şu andaki Celeron’lar Pentium IV tabanlı olduğu için Pentium IV ‘e daha yakındır.Amd firmasının ürettiği işlemciler de Intel’e kafa tutacak hatta kimi zaman daha iyi seviyede olabilmektedir.Şu anda Amd’nin XP türü işlemcileri Intel’in Pentium IV’leri ile büyük bir çekişme içerisindedir.
Hız : Bilgisayarınızın işlemcisinin hızıdır.Yani Bilgisayarınızın işlemcisinin türünden sonra zikredilen …Mhz (Mega Hertz)’dir.Mesela Pentium IV 2400 Mhz veya Amd XP 2200 Mhz gibi…
Ana kart (Main board) : Ana kart bilgisayarın en önemli parçalarından biridir.Bilgisayarın hemen hemen bütün parçalarını ana kartın üzerine takılır.Ekran Kartı,ses kartı,tv kartı,fax modem,klavye,mouse…Adında da anlaşılacağı gibi bilgisayarın ana parçasıdır.
Ana kartlar işlemci desteklerine göre değişir.Mesela Pentium III destekli bir ana karta Pentium IV takamazsınız,çünkü bu ana kart Pentium IV teknolojisini desteklemez.Yani her işlemci her ana karta takılmaz.Takacağınız işlemci ana kart ile uyumlu olmalıdır.Bir uyum sorunu da Amd işlemcilerde vardır.Amd işlemcilerin ana kartları Intel işlemcilerinki ile farklıdır.Amd işlemcilerin Amd uyumlu ana kartları vardır.Eğer Amd işlemci kullanılacaksa Amd uyumlu ana kart kullanılmalıdır.
Ana kartlarla ilgili diğer bir önemli nokta tümleşik ana kartlardır.Tümleşik ana kartlar ekran kartı ve ses kartı ana kartın üzerinde olan yani ana kartta sabit olan ana kartlardır.Bu tür ana kartlar çoğu zaman performanslı değildir.Çünkü bu tür ana kartların çoğunluğu ekran kartının ve ses kartının değişimini engeller.Bu sebepten dolayı tümleşik bir ana kart almak yerine bu kartları ayrı ayrı almak daha mantıklıdır.
Bellek (Ram) : Bilgisayarın en önemli parçalarından biri de belleğidir.Bilgisayarınız bilgileri harddisk’inde saklar. Fakat o anda yapılan işlemleri geçici hafıza dediğimiz ve daha hızlı çalışan bellek üzerine kaydeder.Bu bilgileri harddiske kaydene veya bilgisayarınızı kapatana kadar hafızasında tutan birim bellek yani ram’dir.
Bellek bilgisayarın direk olarak performansını etkileyen bir birimdir.Bilgisayarınız ne kadar hızlı olursa olsun belleği düşükse çok yavaş çalışır.Mesela bir Pentium IV en az 128-256 Mb bellek ile çalışmalıdır.Bundan daha aşağı bir bellek bu bilgisayarın yeterli performans göstermesini engeller.
Bellek Mb (Mega Bayt) cinsinden gösterilir.Bilgisayarınızın belleğini açılış menüsün den öğrenebilirsiniz.Açılışta bellek sayılır.Bu sayı 4096 gösteriyorsa 4 mb bellek var demektir.131072 gösteriyorsa 128 Mb belleğiniz var demektir.Belleğinizi açılışta çıkan sayıyı 1024 sayısına bölerek hesaplayabilirsiniz.
Şu anda SD ve DDR bellekler çoğunluktadır.DDR bellekler genelde Pentium IV lerde kullanılır.SD bellekler daha çok Celeron ve eşdeğer sistemlerde kullanılmaktadır.Bir RD bellekler bulunmaktadır.Bu tür bellekler Pentium IV teknolojisi için üretilmiş ve gayet iyi performans sağlayan belleklerdir.Fakat fiyatlarının fazlalığı nedeniyle pek tutulmamaktadır.
Harddisk : Bilgilerinizi kalıcı olarak depolayan birimdir.Harddisk’inizin boyutu ne kadar büyükse siz de o kadar çok veri depolayabilirsiniz.Harddisklerin büyüklükleri mb(megabyte) ve gb(gigabyte) cinsinden ölçülür.1000 mb yaklaşık 1 gb’a eşittir.
Harddiskler çalışırken içerisindeki plakalar dönerler.Bu dönme hızına göre şu anda piyasada iki tür harddisk vardır.5400 rpm ve 7200 rpm (dakikada ki dönme hızları) olmak üzere sınıflandırılır.
Ekran Kartı : Ekran kartı bilgisayarın monitöre görüntü aktarımını sağlayan birimdir.Ekran kartı olmayan bir bilgisayardan görüntü elde edemezsiniz.
Ekran kartlarının geçmişten günümüze bir çok çeşidi olmuştur fakat en son akılda kalanlar PCI ve AGP slotlulardır.Yaygın olarak kullanılan ve daha gelişmiş bir teknolijiye sahip olan da AGP çeşitleridir.Zaten AGP açılımı hızlandırılmış grafik portu anlamındadır.Bu yüzden dolayı günümüzde AGP slotlu ekran kartları tercih edilmektedir.
Ekran kartlarının da bellekleri vardır.Mb cinsinden bellekler ölçülür.(16Mb,32Mb,64Mb…) Bellek artıkça ekran kartının performansı da o kadar artar.Bu yüzden mümkün oldukça yüksek kapasiteli ekran kartı almakta fayda vardır.
Not:Ekran kartı,televizyon kartı ile karıştırılmamalıdır.Ekran kartı sadece görüntüyü monitöre aktarır.Televizyon seyretme olanağı sağlamaz.Televizyon seyretmek için tv-kartına sahip olmanız gerekir.
Disket Sürücü (Floppy Disk) : Bilgisayarın disket okuyucu bölümüdür.Bilgisayar disketleri üzerinde işlem yapmanızı sağlayan disket sürücüler günümüzde 3.5” 1.44 Mb cinsi olmak üzere tek çeşittir.Yani bir disketin büyüklüğü yaklaşık 1.5 Mb ‘tır.
Monitör-Ekran : Bilgisayarın yaptığı işlemleri size yansıtan ve görmenizi sağlayan birim monitör’dür.Her ne kadar fazla detaylı gibi gözükmese de bilgisayarın en önemli parçalarından biridir.Ekran kartı ile uyumu göz önünde bulundurularaktan yüksek çözünürlüklü monitörler tercih edilmelidir.800×600,1024×768 şu an için yaygın olarak kullanılan çözünürlük çeşitleridir.Monitör alırken en azından bu çözünürlükleri destekleyen monitör almaya özen gösterilmelidir.Zaten günümüzde satılan yeni monitörlerin çoğu en az bu çözünürlükleri desteklemektedirler.
Monitörün diğer bir ayırım sebebi büyüklüğüdür.Monitörün büyüklüğü iki köşe mesafesinin inç cinsinden uzunluğudur.Günümüzde yaygın olarak kullanılan türleri 15” ve 17” dir.
Klavye : Bilgisayarın olmazsa olmaz parçalarından biridir.Türkiye’de iki çeşit klavye yaygındır.Biri standart Q klavye(İngilizce’ye uyumlu),diğeri Türkçe için uyarlanmış ve daktilolardaki harf dizilişi ile aynı olan F klavye çeşididir.
Bağlantı noktası bakımından farklılıklar gösterir.Seri,Ps/2,Usb olmak üzere üç çeşit klavye türü vardır.Seri klavyeler genelde eski bilgisayarlarda kullanılan klavyelerdir ve Ps/2 klavyelere göre girişi daha büyüktür.Ps/2 ve USB klavyeler yeni teknoloji bilgisayarlarda kullanılır.Kullanım oranlarına bakılacak olursa en yaygın klavye türü Ps/2 klavyelerdir.
Fare (Mouse) : Artık hemen hemen her bilgisayarda fare kullanmak zorunlu hale gelmiştir.Çünkü Windows kullanan bir bilgisayarın faresiz olması düşünülemez.Farelerde klavyeler gibi seri,ps/2 ve usb olarak sınıflandırılır.Artık günümüzde fare standartları çok yükselmiştir.Kablosuz fareler,optik fareler gibi bir çok yeni fare çeşidi kullanılmaktadır.
Ses Kartı : Adından da anlaşılacağı gibi bilgisayarınızdan ses çıkmasını sağlayan birimdir.Müzik dinlerken,oyun oynarken kaliteli ses almak için mutlaka ses kartı kullanmalısınız.
Günümüz teknolojisinde ses kartları da giderek gelişmektedir.Artık digital ses çıkışlı ses kartları tercih edilmektedir.Bu ses kartları digital speakerlar eşliğinde çok yüksek kalitede ses performansı sağlamaktadırlar.
Fax-Modem : İnternet’e bağlanmanıza ve fax çekmenize yarayan birimdir.Tabi fax-modem kartı internet kullanmanızı sağlayacak tek seçenek değildir.Günümüzde daha değişik sistemlerle de(Kablo Modem,Gprs…v.b) internet’e bağlanabilirsiniz.Fakat şu anda en yaygın olan sistem fax-modem ile yapılan bağlantı sistemidir.
Fax-modem ile internete bağlanmak için bir de telefon hattınızın olması gerekir.Çünkü fax-modemler telefon hatları üzerinden internete bağlanırlar.
Ayrıca Fax-modem’i faks da alıp göndermek için hatta (voice çıkışı olduğu takdirde) telefon şeklinde bile kullanabilirsiniz.
Tv-Kartı : Tv-kartı bilgisayarınızın ekranında televizyon seyretmenizi sağlayan birimdir.Kimi tv-kartlarında radyo dinleme imkanına sahip olabilirsiniz.Günümüzde kullanılan çoğu tv-kartı aynı zamanda radyo dinleme imkanı sağlamaktadır.
Tv-kartlarının Türkiye’deki genel kullanım amacı şifreli kanalları çözmektir.Şifre çözücü programlar sayesinde şifreli kanallar şifresiz hale gelmektedir.Çoğu kullanıcı içinde cazip bir sistem olan bu sistem tv-kartı kullanım oranını büyük ölçüde etkilemektedir.
Ayrıca tv-kartları sayesinde bilgisayarınıza kamera bağlayabilir,görüntü kaydedebilirsiniz.
Kasa : Bilgisayarın hemen hemen bütün parçaları kasanın içine monte edilir ve kasa tarafından muhafaza edilir.Kasa diğer bir anlamda bilgisayarın koruyucusudur.Dışarıdan gelecek her türlü darbeye karşı parçaları korur.
Kasalar At-Atx,slim-mini-midi,P3-P4 türleri gibi çeşit çeşittir.Ama bu saydığım terimlerin çoğu günümüzde pek kullanılmamaktadır.Günümüzde daha çok Pentium IV ler için kullanılan PIV Atx kasalar kullanılmaktadır.
CD-Rom : Bilgisayar üzerinde cd dinlemeye,film izlemeye,oyun oynamaya ve daha bir çok işlemi yapmaya yarayan birimdir.Yaklaşık 700 Mb kapasitesi olan cd ler bir disketin yaklaşık 500 katıdır.
Cd-Rom sürücüler Vcd filmleri izlemek için Vcd player almanıza gerek kalmadan izlemenizi sağlamaktadırlar.Gerekli programlar dahilinde bilgisayarınızda sinema keyfinizi yaşayabilirsiniz.
En düşük hızlı cd-rom tek hızlı cd-romlardır.Günümüzdeki en hızlı cd-rom 56x cd-romlardır.Cd-rom alırken dikkat etmeni gereken husus hızı ve üzerinde play düğmesi olmasıdır.Play düğmesi olamayn bir cd-romda müzik cd’si dinlemek için bir programa ihtiyaç duyulur.Fakat play düğmesi olan bir cd-rom ile herhangi bir programa gerek kalmadan müzik cd’si dinleyebilirsiniz.
CD-Writer : Cd-Rom’lar harddisk gibi veri kaydedemezler.Sadece okuma özelliğine sahiptirler.Bir cd’ye kayıt yapabilmeniz için Cd-Writer cihazına ihtiyaç vardır.Cd-Writer lar hem okuyabilme hem de yazabilme özelliğine sahiptirler.Hızları genelde üç hızla ifade edilir.(52x 24x 52x gibi).Bunlar okuma,yazma ve tekrar yazma hızlarıdır.
DVD-Rom : Günümüzde gittikçe cd-romların yerini dvd-rom lar almaya başlamıştır.Bir dvd yaklaşık 7 cd kapasitesinde oldğu için daha kaliteli film kaydetme ve daha çok yer kullanma olanağına sahiptir.Daha kaliteli film seyretmek için dvd-romları tercih edebilirsiniz.
Kamera (Web-Cam) : Bilgisayar üzerinde hareketli görüntü yakalama olanağı saylayan web-cam’ler günümüzde hızla çoğalmaktadır.İnternet üzerinde görüntülü sohbet etmenize de imkan veren web-cam’ler artık digital fotoğraf makinelerinin bir özelliği olarak sunulmaktadır.Bir web-cam almayı düşünüyorsanız digital fotoğraf makinesi ile tümleşik olanlarından almanızı tavsiye ediyoruz.
Speaker : Bilgisayarınızın ses kartından çıkan sesleri size aktaran birimdir.Speaker’ınız ne kadar güçlü olursa o kadar çok ses alırsınız.Günümüzde digital ses çıkışlı speakerlar daha çok tercih edilmektedir.
Yazıcı (Printer) : Bilgisayarınızdan yazılı doküman almak istiyorsanız bir yazıcınız olması gereklidir.Bilgisayarınızdaki yazıları,çizimleri veya resimleri kağıda döken yazılar günümüzde çeşitlerine göre 4’e ayrılırlar.
Ø Nokta Vuruşlu Yazıcılar
Ø Püskürtmeli Yazıcılar
Ø Laser Yazıcılar
Ø Çiziciler
Nokta vuruşlu yazıcılar yavaş yazan ve çok gürültülü yazıcılardır.Fakat fiyat yönünden daha cazip olduğu için tercih edilebilir.Ayrıca fatura çıktısı alan kullanıcılar tarafından da tercih edilmektedir.
Püskürmeli yazıcılar şerit yerine mürekkep dolumlu kartuş kullanan yazıcılardır.Günümüzde yaygın olan yazıcı çeşidi mürekkep püskürtmeli yazıcılardır.Kalite yönünden çok iyi performans sağlayabilen hatta fotoğraf kalitesinde baskı yapabilen yazıcılardır.
Laser yazıcılar daha çok profesyonel alanlarda kullanılan yazıcılardır.Diğer yazıcı türlerine göre daha kaliteli ve daha hızlı baskı yapabilen yazıcılardır.Fakat diğer yazılara göre çok daha pahalıdır.
Çiziciler(Plotter) daha çok mühendislik,mimarlık gibi alanlarda kullanılır.Bilgisayarınızdaki çizimleri kağıda dökmeye yarayan birimdir.
Tarayıcı (Scanner) : Tarayıcılar bilgisayarınıza görüntü aktarmaya yararlar.Herhangi bir resim veya dökümanın görüntüsünü bilgisayarınıza tarayıcılar aracılığıyla aktarabilirsiniz
Bilgisayar Tarihi
Tarihsel olarak en önemli eski hesaplama aleti abaküstür; 2000 yildan fazla süredir bilinmekte ve yaygin olarak kullanilmaktadir. Blaise Pascal, 1642�de dijital hesap makinesini yapmistir; yalnizca tuslar araciligiyla girilen rakamlari toplama ve çikarma islemi yapan bu aygiti, vergi toplayicisi olan babasina yardim etmek için gelistirmistir. 1671�de Gottfried Wilhelm von Leibniz bir bilgisayar tasarlamistir; 1694 yilinda yapilabilen bu araç özel disli mekanizmasi kullanmaktaydi; toplama, çikartma, çarpma ve bölme islemi yapabiliyordu. Pascal ve Leibniz tarafindan yapilan ilk bilgisayarlar yaygin olarak kullanilmamistir.
Charles Xavier Thomas dört islemi (toplama, çikartma, çarpma, bölme) yapabilen ilk ticari mekanik hesap makinasini 1820� de gelistirmistir. Charles Babbage fark makinasi adini verdigi otomatik mekanik hesap makinesinin küçük bir modelini 1822�de gerçeklestirmistir. 1823�de buharla çalisan tam otomatik modelini yapmistir; bu araç sabit talimat programiyla kumanda ediliyordu. Herman Hollerith 1890 yilinda delikli kart sistemiyle çalisan bilgisayari gelistirdi. Bu delikli kartlar, bellek deposu olarak kullanilabiliyor, ayrica bilgisayara programlar ve veriler bu kartlarla verilebiliyordu, böylece islem hizi oldukça artmis ve hatalar da azalmistir.
Howard Hathaway Aiken�in yönettigi bir ekip 1937 yilinda Mark-1 adi verilen ilk otomatik dijital bilgisayari yapmayi basardi. Elektromekanik rölelerle çalisan bu bilgisayar dört islemin yani sira logaritma ve trigonometri fonksiyonlarini çözen özel (alt) programlari vardi. Bu bilgisayar da delikli kart sistemiyle çalisiyordu. Yavasti; bir çarpma islemi 3-5 saniyede yapilabiliyordu. Buna ragmen otomatikti ve uzun islemleri tamamlayabiliyordu. Mark-1, Aiken�in yönetiminde tasarlanan ve yapilan bilgisayar dizilerinin ilkioldu.Bubilgisayarlabugünküanlamdabilgisayardönemibaslamistir.
Ikinci Dünya Savasinda ordu için hizli bilgisayarlara ihtiyaç duyulmasiyla bu alandaki çalismalar tekrar hizlandi. J.Presper Eckert, John W.Mauchly ve çalisma arkadaslari, elektron tüplerini kullanarak ilk elektronik dijital bilgisayar olan ENIAC�i 1945 yilinda yapmayi basardilar. Bu bilgisayar yine delikli kart sistemini kullanmistir; 167 m² yer kapliyor ve yaklasik 180 kWh elektrik harciyordu; ayrica tasarlanmis oldugu belirli programlari çalistirmada verimliydi. Bunlara ragmen ENIAC ilk basarili yüksek hizli elektronik bilgisayar kabul edilir. Von Neumann�in teorik çalismalari sonucunda ilk programlanabilir elektronik bilgisayarlar kusagi 1947 yilinda ortaya çikti. Bunlarin islem hizlari çok daha büyüktü ve en önemlisi RAM bellek kullanabiliyordu. Bu bilgisayarlar makine diliyle programlaniyordu. Bu grup bilgisayarlar, ilk ticari uygunluga sahip olan EDVAC ve UNIVAC serilerini kapsar. Ticari amaçli ilk bilgisayar UNIVAC-1adiyla 1952yilinda piyasaya sürüldü.
Elektrik-elektronik alanindaki hizli gelismeler ve bilgisayarlarin ticari amaçla kullanilmaya baslanmasi, bilgisayar alanindaki çalismalari ve gelismeleri inanilmaz ölçüde artirarak günümüze kadar gelinmistir. Özellikle 1960�li yillardan sonra gerek bilgisayar yapim teknolojisinde, gerekse bilgisayar programlama dilleri açisindan büyük gelismeler yasanmistir. Bu arada bilgisayarlarda entegre devreler kullanilmis, hizlari ise hayal edilemeyecek seviyelere ulasmis, boyutlari çok küçülmüs, fiyatlari da herkesin alabilecegi kadar ucuzlamistir. 1980�li yillarda PC (Personel Computer)�lerin üretilmesiyle artik bilgisayarlar evlere dahi girmistir. Son yillarda bilgisayarlar ceplere sigacak kadar küçülmüstür.
Bilgisayar, elektrik enerjisiyle çalışan elektronik bir makinedir. Kendisine verilen bilgileri alır, saklar, üzerinde işlemler yapar. Gerektiğinde bu bilgileri yazıcı gibi birimlerle çıktı olarak verir. En basit tanımla bilgisayar, kendisine verilen bilgileri kullanarak yeni bilgiler elde eden makinedir.
Bir bilgisayar iki temel birimden oluşur.
Birincisi, Donanım: Bilgisayarın gözle görülen birimlerden olup klavye, ekran, maus, yazıcı, kablolar, kasa, elektronik devreler ve benzeri kısımlardan oluşur. Bir bilgisayarın donanım sistemini oluşturan temel birimler şunlardır: Aritmetik ve mantık birimi, kontrol birimi, bellek, giriş ve çıkış birimleridir.
İkincisi, Yazılım: Bilgisayarın donanımını kullanabilmek ve bilgisayarı çalıştırabilmek için kullanılan programlar topluluğudur.
Bilgisayarın elektronik birimleri kasanın içinde bulunur. Kasaların bazıları dik, bazıları da yatay olarak tasarlanmıştır. Kasanın, bilgisayar parçalarının yerleştirebileceği büyüklükte olması gerekir.
Bilgisayarın tarihçesine baktığımızda; dört temel işlemi gerçekleştirmek amacıyla kullanılan abaküs, basit bir alet olmasına rağmen, bilgisayarın başlangıcı olarak ifade edilir. Bilgisayara veri girişi işlemlerinde, günlük hayatta kullanılan harf ve rakam gibi sembollerden yararlanılır. Bilgisayar bunları kendi anlayacağı şekle dönüştürür, bilgisayarda kapasite depolama birimi byte olarak ifade edilir.
Fransız Pascal, 1642 senesinde vergi tahsildarı babasına, yardımcı olacağını düşündüğü bir makine geliştirdi. Küçük tekerlekler biraz çevirilince, toplama veya çıkarma işlemleri otomatik olarak yapılabiliyordu. Ancak geçimlerini saatler alan hesap işlerinden kazanan kâtipler, Pascal�ın makinesini bir rakip olarak gördüler ve ona hiç iltifat etmediler.
Bir süre sonra Alman matematikçisi Wilhelm, bu makineye çarpma ve bölme işlemlerini yapabilme yeteneğini kattı. Wilhelm�e göre değerli insanlar, tıpkı esirler gibi hesaplama işinde saatler kaybetmeye layık değillerdi.
1948 yılında transistörlerin kullanımıyla bilgisayarların ağırlıkları azaltılmaya, hacimleri küçültülmeye, bellek kapasiteleri ve hızları artırılmaya başlanmıştır.
1963 yılından sonra birden fazla transistörün birleştirilerek entegre devrelerin bulunması, bilgisayarın gelişimini daha da hızlandırmıştır. Bilgisayar alanında kısa sürede yaşanan bu önemli gelişmeler sayesinde, tonlarca ağırlıkta, yavaş işlevi yapabilen modellerden, milyonlarca işlemi çok kısa sürede yapabilen, lap-top (elde taşınabilen) ve hatta cebe girebilen modeller geliştirilmiştir. 1946 yılından sonra bilgisayarları dört kuşak olarak ele alabiliriz.
Birinci Kuşak Bilgisayarlar: 1946-56 yılları arasında vakumlu tüpler kullanılan bilgisayarlardır.
İkinci Kuşak Bilgisayarlar: 1957-63 yılları arasında tüplerin yerine transistörlerin kullanıldığı bilgisayarlardır.
Üçüncü Kuşak Bilgisayarlar: 1964-79 yılları arasında kullanılan entegre devrelerin kullanıldığı bilgisayarlar.
Dördüncü Kuşak Bilgisayarlar: 1980�den sonra transistörlerin yerine mikrociplerin kullanıldığı bilgisayarlardır. Bu gün kullandığımız bilgisayarlar bu kuşağa aittir. Ancak her gün yenilikler eklenmekte, bilgisayarların çalışma hızı ve kapasitesi arttırılmaktadır. Bu yıllarda Amerikan ve Japon teknolojilerinin elektronik ve küçültme alanındaki ürünü olan ev bilgisayarları ortaya çıktı.
Güneş Tutulması Nasıl Meydana Gelir?

Güneş tutulması, Ay yeniay evresindeyken Dünya ile Güneş arasında bulunduğu zaman gerçekleşir. Bu durumda Güneş diskinin örtüldüğünü (tutulduğunu) ve Ay’ın gölgesinin yer yüzeyine düştüğünü görmekteyiz. Her 29.5 günde bir Ay yeniay evresinde bulunmasına rağmen ayda bir kez tutulma gerçekleşmemesinin nedeni; Ay’ın yörüngesinin, Dünya etrafında dolanırken belirli bir açıya sahip olmasından ileri gelmektedir. Dolayısıyla, yeniay evresinde Ay yörüngesi üzerinde hareket ederken Ay’ın gölgesi Dünya’nın ya üstüne ya da altına düşmektedir. Yılda en az iki kez Dünya-Ay-Güneş’in doğrultusu Güneş tutulmasına izin verecek biçimde konumlanmaktadır. Böylece, Ay’ın gölgesi Dünya yüzeyinin belirli bölgeleri üzerine düşer ve bu bölgelerde Güneş tutulması izlenebilir.
Parçalı tutulmaların gerçekleştiği bölgelerde Güneş’in sadece belirli bir kısmının Ay tarafından örtüldüğü görülmektedir. Tam tutulmada ise Güneş diski Ay tarafından tamamen örtülür. Dünya yüzeyi üzerinde Ay’ın gölgesinin tutulma esnasında izlediği yola Tam Tutulma Hattı denir. Bu hat yaklaşık olarak 16,000 km uzunluığunda ve 160 km genişliğine sahiptir. Tam Güneş tutulmasını izleyebilmek için tutulma hattı üzerinde bulunmanız gerekir. Güneş tam tutulması ancak 1-4 dakika kadar çok kısa bir süre boyunca görülebilmektedir.
Ay Tutulması Nasıl Gerçekleşir
Ay kendi yörüngesinde dolanırken, kimi zaman Dünya’nın gölgesine girer. Buna Ay tutulması denir. Ay tutulması, dolunay zamanında ve ayın düğüm noktalarına yakın olması durumunda meydana gelir. Ay’ın Dünya’nın gölgesine girmesi ile Güneş’ten aldığı parlaklığı kaybetmesi neticesinde görülür. Güneş karşı düğüm noktasında veya ona yakın olmalıdır. Bu şartlar altında Dünya’nın gölgesi Ay’a düşer. Bu 1.360.000 km uzanan gölge konisi ay uzaklığından yaklaşık 8800 km geniştir. Ay saatte 3456 km hareket ettiği için, ortalama Ay tutulmasının zamanı yaklaşık 40 dakika ile bir saat arasında değişir. Ay tutulması, yeryüzünün ayın ufuk çizgisinin üzerinde olduğu herhangi bir bölgesinden gözlenebilir.
Ay’a karşı olan Dünya yüzeyine çarpan güneş ışınları Dünya’nın atmosferi tarafından kırıldığı için, Ay tutulmasında Ay tamamen kaybolmaz. Dünya etrafında kırılan ışıklarda mavi renk yutulduğu ve kırmızı renk yansıtıldığı için, Dünya’nın gölgesi kırmızı renkte görülür. Bu zayıf ışık kalıntıları görünürlüğü mahalli atmosferik şartlara bağlı olarak Ay’ı tuhaf bir bakır renginde ortaya çıkarır.
Dünya, Ay ve Güneş’in bazı değişik durumları Kısmi Ay Tutulmasını sağlar. Bu durumlarda Ay’ın üzerine Dünya’nın tam gölgesi değil, kısmi gölgesi düşer.
Ay tutulması genellikle yılda iki kere ortaya çıkar. Bazı özel durumlarda ay tutulmasının hiç ortaya çıkmadığı veya üç defa ortaya çıktığı da olabilir.
Fisyon Nedir?
Fisyon adı verilen tepkime, evrendeki en kuvvetli güç olan “Güçlü Nükleer Kuvvet” ile bir arada tutulan atom çekirdeğinin parçalanmasıdır. Fisyon tepkimesi deneylerinde kullanılan ana madde “uranyum”dur. Çünkü uranyum atomu en ağır atomlardan biridir, bir diğer deyişle çekirdeğinde çok yüksek sayıda proton ve nötron bulunur.
Fisyon deneylerinde bilim adamları uranyum çekirdeğine, büyük bir hızla nötron göndermişler ve bunun sonunda çok ilginç bir durumla karşı karşıya kalmışlardır. Nötron uranyum çekirdeği tarafından soğurulduktan (yutulduktan) sonra, uranyum çekirdeği çok kararsız duruma gelmiştir.
Burada çekirdeğin “kararsız” olması demek, çekirdek içindeki proton ve nötron sayıları arasında fark oluşması ve bu nedenle çekirdekte bir dengesizliğin meydana gelmesi demektir. Bu durumda çekirdek, meydana gelen dengesizliği gidermek için belli miktarda enerji yayarak parçalara bölünmeye başlar. Ortaya çıkan enerjinin etkisiyle de çekirdek, büyük bir hızla içinde barındırdığı parçaları fırlatmaya başlar.
Deneylerden elde edilen bu sonuçlardan sonra “reaktör” adı verilen özel ortamlarda, nötronlar hızlandırılarak uranyum üzerine gönderilir. Yalnız, nötronlar uranyum üzerine gelişigüzel değil, çok ince hesaplar yapılarak gönderilmektedir. Çünkü, uranyum atomunun üzerine gönderilen herhangi bir nötronun uranyuma hemen ve istenilen noktadan isabet etmesi gerekmektedir. Bu yüzden bu deneyler belli bir olasılık göz önünde bulundurularak gerçekleştirilmektedir. Ne kadar büyük bir uranyum kütlesi kullanılacağı, uranyum üzerine ne kadarlık bir nötron demeti gönderileceği, nötronların uranyum kütlesini hangi hızla ve ne kadar süre bombardıman edeceği çok detaylı olarak hesaplanmaktadır.
Tüm bu hesaplar yapıldıktan ve uygun ortam hazırlandıktan sonra, hareket eden nötron, uranyum kütlesindeki atomların çekirdeklerine isabet edecek şekilde bombardıman edilir ve bu kütledeki atomlardan en azından birinin çekirdeğinin iki parçaya bölünmesi yeterlidir. Bu bölünmede çekirdeğin kütlesinden ortalama iki ya da üç nötron açığa çıkar. Açığa çıkan bu nötronlar kütlenin içindeki diğer uranyum çekirdeklerine çarparak zincirleme reaksiyon başlatırlar. Her yeni bölünen çekirdek de ilk baştaki uranyum çekirdeği gibi davranır. Böylece zincirleme çekirdek bölünmeleri gerçekleşir. Bu zincirleme hareketler sonucu çok sayıda uranyum çekirdeği parçalandığı için ortaya olağanüstü büyüklükte bir enerji çıkar.
Rudolf Diesel Hayatı ve Buluşları
Dizel motorlarını icat eden bilim adamıdır (18 Mart 1858 - 29 Eylül 1913 ). Diesel Paris’de doğdu, babası deri tüccarıydı, Münih Sanat Okulundan mezun oldu, tam bir rönesans adamıydı. Sanat, dilbilimi ve sosyal teorilerde bilgi sahibiydi.
Buhar motorlarına uyguladığı bir takım mekanik değişiklikler sonrası performansdan %10 kazanç sağladı. Bir gün Diesel bazı şeylerin normal olmadığını düşündü: Kav parçalarını ufak bir cam tüpe koydu. Bir piston yardımı ile, Havayı tüpe sıkıştırdı ve kavın yanmasını sağladı. Bu deney sonucu alınan başarılı sonuç O’nu dahada hareketlendirmişti. 1885′de Paris’de bir laboratuvar açtı, 1892′de ilk patentini aldı. 1893′ün Ağustos ayında Almanya’nın Augsburg kasabasına geldi, MAN AG (Maschinenfabrik Augsburg-Nuerenberg)’de 3 metrelik demir silindirli, pistonlu bir düzenteker oluşturdu. Buhar motoru yavaş yavaş yerini termodinamik motora bırakmaya başlıyordu. Diesel buna Atmosferik Gaz motoru adını verdi. 1896′da yeni motor sistemini gururla tanıttı Teoride %75.6 fazla verim alıyordu. Elbette bu teori sağlanamadı. Tek yanmalı motoru geçmiş yüzyılın en heyecan veren buluşlardan biri olmuştu..
Rudolf Diesel’in hayali büyük endüstriye bilgisinden vermekti. Bu hayali fazla uzun sürmedi, gelişmiş endüstri O’nun bilgisinden yararlanmakta geç kalmadı, Diesel’in motorlarına tüm dünyadan talep vardı, O’nun motorları artık gemilerin, elektrik santrallerinin, popaların ve rafinerilerin standart motorları haline gelmişti. 1908′de Diesel ve Saurer firmasından isviçreli bir mekanik 800 rpm hızla çalışan motoru yarattılar. Ancak otomobil endüstrisi Diesel’in motorlarına adapte olmada zorlanıyordu, bu yüzden tercih edilmiyordu. MAN bu konuda ilk oldu, 1924′de, MAN’ın ürettiği bir kamyon direk enjeksiyonlu dizel bir motoru kullanan ilk vasıta oluyordu. Ardından Alman Benz & Cie bu motorları kullanmaya başladı, İlk dizel Mercedes-Benz 1936′da yollara çıktı. Rudolph Diesel Motorun otomobil endüstrisinde yükselişini göremedi. 1913′de İngiltere’de boğularak hayata veda etti.
Barometrenin İcadı ve Kullanım Alanları
Atmosfer basıncını ölçmeye yarayan aygıttır.
Bu ölçme işlemi, atmosfer basıncının, hesaplanabilen bir başka basınçla dengelenmesiyle dolaylı yoldan gerçekleştirilir. Uygun boyutlarda bir aygıt elde etmek için bu karşıbasınç, özellikle yoğun bir akışkan olan civa sütunuyla uygulanır. Sözgelimi, su kullanıldığında sütunun yüksekliği yaklaşık 10 metreyi bulur. Civalı barometrenin ilkesini, 1643 yılında Torricelli ortaya koymuştur. Yalın bir aygıtta, yani hazneli barometrede, atmosfer basıncı, hazneyi dolduran cıva yüzeyine etkir ve hazne üstüne ters çevrilmiş, belirli çapta bir cam tüpteki civa sütununun basıncıyla dengelenir. Büyük bir kesinlik elde etme amacıyla hazırlanan bu barometreler, genellikle, haznedeki civa düzeyinin değişmez kalmasını sağlayan düzeneklerle donatılmışlardır. Okumalar da, aynı biçimde, sözgelimi, civa düzeyini belirlemek için katetometre kullanılması sayesinde, elden geldiğince kesinleştirilmiştir. Fortin barometresinde güderiden (deve derisinden) yapılmış, hareketli bir hazne bulunur; çeşitli yüksekliklerdeki atmoster basıncını ölçme amacıyla tasarlandığı için, taşınmasına olanak veren aygıtlarla donatılmıştır.
Civalı barometreler duyarlı aygıtlardır. Özellikle, ölçüm yapılan yerdeki ağırlık ivmesinin değeri, gözlenen sıcaklık ve kılcallık (civa, camı ıslatmaz) göz önüne alınırsa, bu aygıtlar son derece kesin sonuç verebilirler. Buna karşılık çok yer kaplarlar ve çok kolay kırılırlar; üstelik basıncın sürekli kaydedilmesine olanak vermezler. Bütün bu sakıncalarına karşın, laboratuvarlarda ve meteoroloji istasyonlarında kesin basınç ölçümlerinde kullanılırlar.
Atmosfer basıncını ölçmede ikinci bir yöntem, esnek metalden bir aygıtın biçimini değiştirmeye dayanır. Biçimin bozulması, ilk yaklaşımda, basınçla orantılı olduğundan, metal bir barometre yapılmış olur. Bunların en yaygın olanı aneroyit barometre ya da Vidie barometresidir.
Düralüminden ya da Alman gümüşünden yapılmış bir ya da daha çok kutudan (Vidie kapsülleri) oluşur. Bu kutuların havası boşaltılmış, ayrıca üst ve alt yüzeyleri, duyarlığı artırmak için dalgalı tutulmuştur. Basınç kuvvetleri bir yayla dengelenir. Biçim değişiklikleri, milimetre-civa ya da milibar cinsinden derecelendirilmiş bir kadran üstünde hareket eden ibreyi, yöneten kaldıraç sistemiyle genişletilir. Aneroyit barometreleri, civalı barometreyle yapılmış ölçümlerle karşılaştırarak, zaman zaman, ayarlamak gerekir. Genellikle, aneroyit barometreden deniz düzeyindeki düşük basınçları okumada yararlanılır. Kaydedici barometre ya da barograf, üst üste konmuş bi dizi Vidie kapsülünden oluşur. Basınç değişiklikleri, 24 saatte ya da 8 günde tam bir devir yapan bir silindir üstüne özel bir mürekkepli kalemle çizilen çizimle gözlenir. Barometre, temel kullanım alanı olan atmosfer basıncının ölçümünün dışında, serbest havalı manometre yardımıyla, basınç ölçümlerinide, yükseklik ölçümlerinde ve hava tahminlerinde kullanılmaktadır. 760 mm’lik civa sütunu yüksekliği, normal basıncı belirtir; deniz düzeyinde ve 45° enlemde basınç 1,013.100000, pascala eşittir. Çok sayıda istasyonda kaydedilen barometre bilgileri, meteoroloji uzmanları tarafından, basınç alanlarının incelenmesinde kullanılır.
Bisikletin İcadı ve Gelişimi
Bisikletin kökeni ve ortaya çıkış tarihi belirsizdir. 1791′de, Fransa krallık sarayı bahçesinde, kont Sivrac, sağa sola hareket olanağı olmayan sabit iki tekerleğin taşıdığı ve kullananın ayaklarıyla toprağı iterek ilerlettigi tahta çubuktan oluşan, adına da “selerifler” denen bir makineye halka gösterdi. 1816′da fotoğrafın mucidi Niepce ve 1817′de Bade ülkesinin alman barolarından K.F. Drais iki makine yaptılar. Drais’in Laufmaschine denen aygıtı halk arasından “drezin” adıyla tanıtıldı. Bu makine 5 nisan 1818′de Lüksemburg bahçelerinde tanıtıldı; selerifer’e göre üstünlüğü, ön tekerleğinin bir eksen üzerine monte edilmiş olmasıydı; böylece araca yön verebiliyordu. Bu araç bisikletin, hatta iki kişilık bisikletin atasıdır. Drais’in icadı kısa süre sonra İngiltere’de de taklit edildi ve “dandy-horse” adıyla demirden olanlar ( o tarihe kadar tahtadandı) imal edildi. 1839′da iskoçyalı bir demirci, K.MacMilan, arka tekerleğin göbeğe tutturulmuş bir kola, çubuklarla bağlanmış pedallar taktı. Ancak, 1861′de, fransiz Pierre Michaux ve ikioğlu Ernest ile Henri, bir drezinin ön tekerleğine aracın ilerlemesini sağlamak amacıyla, bir değirmenden çıkardıkları bir kol ve tutamaklar bağlamayı akıl ettiler. Böylece pedal takımı meydana geldi. 1868′de Pierre Michaux, içi dolu kauçuk lastiklerin takılabileceği jantlar icat etti. 1869′da, saatçi Guilmet’nin araştırmlarından yola çıkan Meyer ve ortakları, ilk çağdaş bisikleti yaptılar: her iki tekerleğin çapı birbirine eşitti ve ön tekerlek yönlendirici, arka tekerse merkezi bir pedal sistemi ve zincir aktarması sayesinde haraket ettiriciydi. Tümüyle madeni olan Guilmet bisikleti, kasım 1869′da Pre Catalan’da sergilendi: burası ilk bisiklet sergi salonuydu. Ama buluş ilği görmedi. Gene, ön tekerleğin hareket ettiriciliği ilkesine dönülerek, daha yüksek bir developman (hız) elde etmek için bu tekerleğin çapı büyütüldü Güvenliği arttırmak için yapılan denemelerden sonra, pedal takımı gerçekleştirildi ve aktarma, önceleri dişli çarklar aracılığıyla, sonra zincirle yapıldı. Serbest tekerlek 1896′da, kontrapedal frenleme sistemi 1898′de bulundu; bu arada Dunlop, havalı lastiği icat etti (1888). Çelik telli Bowden freni 1902′de, arkada teker göbeginde bir dizi dişli çark değiştirme 1905′e doğru ortaya çıktı. Bugün kullanılan vites değiştirme mekanızması 1925′te gerçekleştirildi.
Mimar Sinan Hayatı ve Eserleri
Kayseri’nin Ağırnas köyünde doğdu. 1511′de Yavuz Sultan Selim zamanında devşirme olarak İstanbul’a geldi. Üç sene sonra mimar olarak Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferine katıldı. 1521 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın Belgrad Seferine Yeniçeri olarak katıldı. 1522’de Rodos Seferine Atlı Sekban olarak katılıp, 1526 Mohaç Meydan Muharebesinden sonra, gösterdiği yararlıklar sebebiyle takdir edilerek Acemi Oğlanlar Yayabaşılığına (Bölük Komutanı) terfi ettirildi.
1533 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın İran Seferi sırasında Van Gölü’nde karşı sahile gitmek için Sinan iki haftada üç adet kadırga yapıp donatması ile büyük itibar kazandı. İran Seferinden dönüşte, Yeniçeri Ocağında itibarı yüksek olan Hasekilik rütbesi verildi. Bu rütbeyle, 1537 Korfu, Pulya ve 1538 Moldavya seferlerine katıldı. 1538 yılında Hassa başmimarı oldu.
Mimar Sinan’ın, Mimarbaşılığa getirilmeden evvel yaptığı üç eser dikkat çekicidir. Bunlar: Haleb’de Husreviye Külliyesi, Gebze’de Çoban Mustafa Külliyesi ve İstanbul’da Hürrem Sultan için yapılan Haseki Külliyesidir. Haleb’deki Hüsreviye Külliyesinde, tek kubbeli cami tarzı ile, bu kubbenin köşelerine birer kubbe ilave edilerek yan mekanlı cami tarzı birleştirilmiş ve böylece Osmanlı mimarlarının İznik ve Bursa’daki eserlerine uyulmuştur. Külliyede ayrıca, avlu, medrese, hamam, imaret ve misafirhane gibi kısımlar bulunmaktadır. Gebze’deki Çoban Mustafa Paşa Külliyesinde renkli taş kakmalar ve süslemeler görülür. Külliyede cami, türbe ve diğer unsurlar ahenkli bir tarzda yerleştirilmiştir. Mimar Sinan’ın İstanbul’daki ilk eseri olan Haseki Külliyesi, devrindeki bütün mimari unsurları taşımaktadır. Cami, medrese, sübyan mektebi, imaret, darüşşifa ve çeşmeden oluşan külliyede cami, diğer kısımlardan tamamen ayrıdır.
Mimar Sinan’ın Mimarbaşı olduktan sonra verdiği üç büyük eser, onun sanatının gelişmesini gösteren basamaklardır. Bunların ilki İstanbul Şehzadebaşı Camii ve külliyesidir. Dört yarım kubbenin ortasında merkezi bir kubbe tarzında inşa edilen Şehzadebaşı Camii, daha sonra yapılan bütün camilere örnek teşkil etmiştir.
Süleymaniye Camii, Mimar Sinan’ın İstanbul’daki en muhteşem eseridir. Kendi tabiriyle kalfalık döneminde, 1550-1557 yılları arasında yapılmıştır.
Mimar Sinan’ın en güzel eseri, seksen yaşında yaptığı ve ‘ustalık eserim’ diye takdim ettiği, Edirne’deki Selimiye Camiidir (1575).
Mimar Sinan, Mimarbaşı olduğu sürece birbirinden çok değişik konularla uğraştı. Zaman zaman eskileri restore etti. Bu konudaki en büyük çabalarını Ayasofya için harcadı. 1573’te Ayasofya’nın kubbesini onararak çevresine, takviyeli duvarlar yaptı ve eserin bu günlere sağlam olarak gelmesini sağladı. Eski eserlerle abidelerin yakınına yapılan ve onların görünümlerini bozan yapıların yıkılması da onun görevleri arasındaydı. Bu sebeplerle Zeyrek Camii ve Rumeli Hisarı civarına yapılan bazı ev ve dükkanların yıkımını sağladı.
İstanbul caddelerinin genişliği, evlerin yapımı ve lağımların bağlanmasıyla uğraştı. Sokakların darlığı sebebiyle ortaya çıkan yangın tehlikesine dikkat çekip bu hususta ferman yayınlattı. Günümüzde bile bir problem olan İstanbul’un kaldırımlarıyla bizzat ilgilenmesi çok ilgi çekicidir.
Mimar Sinan 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 darül-kurra, 20 türbe, 17 imaret, 3 darüşşifa (hastane), 5 su yolu, 8 köprü, 20 kervansaray, 36 saray, 8 mahzen ve 48 de hamam olmak üzere 364 eser vermiştir.
Eserlerinin bir kısmı İstanbul’dadır. Osmanlı ülkesinde damgasını vurmadığı bir köşe yok gibidir. 1588’de İstanbul’da vefat eden Mimar Sinan, Süleymaniye Camii’nin yanında kendi yaptığı sade türbeye gömüldü.
Hezarfen Ahmet Çelebi Hayatı ve Buluşları
Hezarfen Ahmet Çelebi, kendi geliştirdiği takma kanatlarla uçmayı başaran ilk insandir, 17. yüzyılda Osmanlı’da yaşamış Türk bilginidir. 1623-1640 yılları arasında saltanat süren Sultan IV. Murat zamanında, uçma tasarısını gerçekleştirdiği ve geniş bilgisinden ötürü halk arasında, “Bin Fenli” anlamına gelen Hezarfen olarak anıldığı bilinmektedir. (Hezar, Farsça 1000 sayısını nitelemektedir.)
İlk uçma denemelerinde, 10. yüzyıl Türk alimlerinden İsmail Cevheri’den ilham almıştır. Cevheri’nin bulgularını iyice inceleyen ve öğrenen Çelebi, kuşların uçuşunu inceleyerek tarihi uçuşundan önce hazırladığı kanatlarının dayanıklılık derecesini ölçmek için, Okmeydanı’nda deneyler yapmıştır. Ayrıca, Leonardo Da Vinci’nin uçma konusundaki çalışmalarında kendinden çok önce bu konuda deneyler yapan İsmail Cevheri’den ilham aldığı sanılmaktadır.
1632 yılında lodos bir havada Galata Kulesi’nden kuş kanatlarına benzer bir araç takıp kendini boşluğa bırakan ve uçarak İstanbul Boğazı’nı geçip 6000 m. ötede Üsküdar’da Doğancılar’a inen Hezarfen Ahmet Çelebi, Türk havacılık tarihinin en kayda değer simalarından birisidir. Bu uçuş hakkındaki belgeler şimdiye kadar sadece Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sindeki ifadesinden ibarettir.
Bu olay Osmanlı Devleti’nde ve Avrupa’da büyük yankı buldu ve dönemin padişahı IV. Murat tarafından da beğenildi. Sarayburnu’ndaki Sinan Paşa köşkünden bu durumu seyreden Sultan, Ahmet Çelebi ile önce çok yakından ilgilenmiş, hatta Evliya Çelebi’ye göre “bir kese de altınla” sevindirmiş, ancak bu derece bilgili ve becerikli birisinin tehlikeli olabileceğini düşünüp, “Bu adem pek havf edilecek bir ademdir, her ne murad ederse elinden gelür, böyle kimselerin bakaası caiz değil” diyerek onu Cezayir’e sürgün etmiştir. Ahmet Çelebi orada 31 yaşında vefat etmiştir.
« Older Posts — Newer Posts »