Overclock, bilgisayardaki bileşenlerin özgün hızlarından daha yüksek hızlarda çalışmaya zorlanmalarıdır. Bilgisayarda bütün bileşenlerin referans aldığı bir saat vuruşu üreteci vardır. Bu saat vuruşunu temel alan diğer bileşenler kendilerini buna göre ayarlarlar. Bu “saat üreteci” kavramının varlığından dolayı bu işleme overclock, yani aşırı saat hızı kullanma gibi bir isim veriliyor. Dilimizde hız aşırtma şeklinde de anılabilen bu işlem birçok farklı bilgisayar bileşeni için kullanılabiliyor. Bu işlemin en çok uygulandığı bileşenler ise tabii ki bilgisayarınızın işlemcisi, belleği ve grafik kartı. Bu bileşenler oyun ve sistem performansı üzerine en çok etki eden bileşenler oldukları için kullanıcıların yoğun “ilgisine” maruz kalıyorlar. Kullanıcılar da haklı elbet; sürat mutluluktur.
Neden Yapılıyor?
Çünkü kimsenin işi gücü yok, gibi yüzeysel bir açıklama yersiz ve yanlış olacaktır. Bilakis, bu sistemdeki bileşenleri olduğundan hızlı çalıştırmak çin tüketicilere sağlanan birçok ürün, kendi adlarına bilgi ve iletişim teknolojileri içinde önemli bir iş kolu oluşturmuş durumda. Özel bellekler, özel anakartlar, özel soğutucular, özel güç kaynakları ve hatta özel kasalar… Bu ürünler bir arada kullanıcıların yalnızca sistemlerini daha başarılı şekilde hızandırmasını değil (çünkü bazı durumlarda işin astarı yüzünden pahalıya gelebiliyor) bilgisayarların ilgi çekici tasarım harikalarına dönmelerine de vesile oluyor. Olay sık sık yalnızca hız yarışının dışına çıkarak modifikasyon işine de döndüğü için iki konunun birbiriyle olan bağlantısı tartışılmayacak düzeyde sağlam.
Overclock işlemi, en temelinde, ürünlerin ferah çalışabilmeleri için barındırdıkları toleransların küçük müdahalelerle değerlendirilerek kullanıcılara fazladan performans olarak sunulması olarak özetlenebilir. Tabii aşırıya kaçılan ve hızlandırılacak bileşenin kullandığı voltajı artırarak yapılan hızlandırma işlemlerinde toleransın değerlendirildiğin söylemek biraz güç. Fakat en nihayetinde “bu ürün aslında bu hızda çalışabiliyor” yaklaşımı, overclock işleminin temelinde yatan düşüncedir.
Özel sistemler kurmadan yapılabilecek overclock işlemleri sisteme daha az zarar verme riski taşırlar ve yer yer maliyetsiz bir şekilde sistemin performansını az da olsa artırmanızı sağlarlar. Bu tür ince dokunuşlarda sisteminiz başında çalışırken veya belki oyun oynarken siz bir şeyler fark etmezsiniz; yine de bir takım farklar çeşitli yazılımlarla daha net şekilde gözlemlenebilir.
İster eğlence için olsun, ister ortamı biraz ısıtmak, isterseniz de aşırıya kaçmayı bir hobi haline getirmiş olun, overclock işlemi her durumda riskli bir iştir. Öncelikle bileşenleri, dengeli de olsa, fabrika çıkış değerlerinin üstünde çalışmaya zorluyorsunuz. Bir çalışana sürekli fazla mesai yaptırmakla bir bilgisayar bileşenini sürekli hız açısından zorlamanın teoride farkı yok (pratikte ikisi de bir süre sonra işi bırakabilir; ama bir tanesi kesinlikle kullanılmaz hale gelecektir).
Hangi Parçalara Müdahale Edebiliriz?
Bilgisayarımızda hızını beğenmeyip el ile müdahale etmek isteyebileceğimiz birçok bileşen var. Tabii ilk başta aklımıza gelen bileşenler işlemci ve grafik kartları oluyor. Grafik kartı üzerindeki işlemci ve belleklerde ayrı ayrı işlem yapılıyor. Bunun yanında sistem işlemcisinin hızıyla oynadığımızda sistem belleğinin niteliği de önem kazanıyor. Çünkü her işlemcide yalnızca işlemcinin özellikleriyle oynayarak bir yere varmak güç oluyor veya işlemcinin saat çarpanı kilitlenmiş olabiliyor. Bu detayları sizlere, işlemleri detaylı şekilde anlattığımız sonraki Taktik Servis yazılarımızda uzunca vereceğiz; bu sebeple burada fazla detay bulamadığınız konuları es geçiyoruz diye düşünmeyin.
Bilgisayarımızda işlemcimizin hızıyla oynayarak bir miktar performans kazanmamızda pek sorun yok gibi görünüyor. Hatta öyle ki, bazı anakart üreticileri işlemcinin, sistemdeki işlemci yükü arttığında hızının önceden belirlenen oranda artmasın sağlayan özel anakart tasarımlarını uzun süredir bizlere sunuyorlar. Bu tür sistemler aslında el ile sürekli olarak hızı yükseltilmiş olarak çalıştırılan işlemcilerden daha iyi. Çünkü sistem sürekli olarak gerilim altında çalışmamış oluyor. Tabii ki bu işi yapan düzeneklerin (yongalar ve yazılımlar) gittikçe geliştiğini söylesek de, işlemcilere el yordamıyla taklalar attırmamızı sağlayan gelişmiş BIOS’ların gerisinde kaldığını da söylemeliyiz. BIOS demişken, artık saat hızları ve voltaj gibi alt seviyede bile olsa birçok ayar için BIOS’a girmemize de gerek yok. Gerek anakart üreticilerinin sunduğu yazılımlar olsun gerekse de üçüncü şahıs bağımsız geliştiricilerin sunduğu yazılımlar olsun, en sert hız aşırtma işlemlerini bile BIOS’a girmeden işletim sistemi (genellikle Microsoft Windows XP) üzerinden yapmak mümkün.
Grafik kartlarıyla oynamak biraz daha basit ve açık konuşmak gerekirse getirilerini anlamak da daha kolay. Çünkü bilgisayarın geri plan ön plan fark etmeksizin bütün işlemlerini yürüten işlemcideki hız artışını tutarlı olarak doğal yollarla anlamak zorken grafik kartında her zaman oynadığınız oyun veya basit sınama yazılımlar size hemen aradaki farkı, yaptığınız aşırtma işlemiyle orantılı şekilde verecektir. Ayrıca grafik kartlarında zorlama işlemleri tamamen yazılımsal olarak yapılıyor. Zaten grafik kartının BIOS’una girmek gibi bir kavramla karşılaşmamışsınızdır diye tahmin ediyoruz. Hatta öyle ki ATI Tool adlı oldukça ünlü bir yazılım size grafik kartınızla ilgili tüm ayarları yapabileceğiniz ölçüde yardımcı olabilir. smi sizi yanıltmasın, bu bahsettiğimiz yazılım tüm Nvidia ve ATI işlemcili grafik kartlarına destek verebilecek düzeyde bir yeteneğe sahip. Hatta ismine ters düşecek şekilde neredeyse her Nvidia işlemcili kart desteklenirken bazı öze ATI işlemcili kartlar şu anki bazı beta sürümlerle desteklenemeyebiliyor.
Uzun Lafın Kısası…
Overclock gerek oluşturduğu kendisine has donanım ürünleri sektörü, gerekse de insanların boş vakitlerini değerlendirebileceği bir hobi olmaya kadar giden uğraşı yönüyle önemli bir kavram durumunda. Bundan sonraki makalelerimizde işlemci ve grafik kartını nasıl overclock edip sistem kararlılığını nasıl sağlayacağınızı ve bu işleri hangi yazılımlarla yapabileceğinizi ele alacağız.
UYARI!
Burada anlatılan işlemler bilgisayarınızı fiziksel olarak zorlar. Henüz ruhsal bunalıma girip kendisini koyveren bir bilgisayar bilmiyoruz; nedense kendimizi olayın fiziksel olduğunu belirtmek zorunda hissettik. fiaka bir yana, bilgisayarın sınırlarını birçok yüksek işlem gücü isteyen yazılım kullanarak zorlamak makul bir şey sayılsa da donanımsal sı-nırların üzerinde çalışmaya zorlanan bileşenler, kullanılmayacak hale gelebilir, bu bileşenlerin ömürleri kısalabilir veya oluşabilecek muhtemel hatalar sebebiyle bilgisayarın çalışmasında kesilmeler oluşmasına sebep olabilir. Hızını artırdığınız parça pembeleşin-ceye kadar kısık ateşte pişebilir ve servise hazır hale gelebilir. Daha da kötüsü, servistekiler çok pişmiş sevmiyorsa ürününüz garanti kapsamı dışında da kalabilir. Biz neden mi yapıyoruz? Risk almayı seviyoruz.
kaynak:teknoportal.gen.tr
Vista’nın halefi Windows 7, planlandığı gibi 2010′da değil de önümüzdeki sene çıkabilir. Bu spekülasyona kaynak olarak ise Microsoft’un yeni zaman planı gösteriliyor. Bilgilere göre Redmond’lular ilk Windows 7 sürümünü (Milestone 1 = İlk kilometre taşı) seçilmiş ortaklara yollamış bulunuyor.Zaman planına göre ikinci kilometre taşı (Milestone 2) 2008 Nisan/Mayıs aylarında ve üçüncü kilometre taşı ise üçüncü çeyrekte öngörülüyor. İlk beta hatta RC sürümü için çıkış tarihleri henüz kesinleşmiş değil. Fakat düzenlenmiş yol planı 2009 yılını gösterir nitelikte.
İlk özellikler ufukta belli oldu
Seçilmiş ortaklara gönderilmiş olan Windows 7 Milestone 1′in (M1) grafik sistemi farklı üreticilerin ekran kartlarını paralel olarak çalıştırmayı destekleyecek. Ayrıca M1 yeni Media Center’a da bir bakış atma imkânı da sunuyor. Fakat yazılımın ses çıkışı şimdilik sadece PC hoparlörleri üzerinden olacak.
2007 sonunda bir Microsoft teknisyeni blogunda bazı noktaları açığa çıkarmıştı: Dokunmatik kullanıcı arabirimi özelliklerini sevenler Windows 7′ye bayılacaklar. Eric Traut Illinois Üniversitesinde yaptığı bir sunumda (Video) geliştirilmiş sanallaştırma özellikleri ve 33 MB bellek ile yetinebilen mini çekirdek Min-Win’den bahsetmişti.
Japon astronot Koichi Wakata, kasımda göreve gideceği Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan dünyaya káğıt uçak fırlatacak. Japonya Origami Uçak Derneği tarafından geliştirilen 20 cm boyundaki minyatür uzay mekiği biçimindeki káğıt uçak atmosfere girerken 200 derece sıcaklığa dayanacak şekilde kimyasal madde ile kaplı.
Atmosferde incelemeler yapacak yeni nesil uçaklar geliştirilmesini amaçlayan tarihi deney için yeryüzündeki ilk deneme, Tokyo’da bir rüzgár tüneli içinde uçağın 8 cm’ lik bir modeliyle 300 derece sıcaklıkta yapıldı. Uzmanlar “Uçağın yere konup konmayacağını bilemiyoruz ancak başarılı olursa, atmosferden çıkıp geri dönecek uçakların geliştirilmesi yolunda önemli bir adım olacak” dedi.
İlkbaharla birlikte artan polenlerin, alerjiye duyarlı kişilerde bahar nezlesini tetiklediği ve yaşam kalitesini düşürdüğü bildirildi.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Barlas Aydoğan, ilkbahar aylarıyla birlikte, “çiçek tozları“ olarak bilinen polenlerin, rüzgar ve böcekler sayesinde çevreye dağılmaya başladığını belirtti.
Çiçek polenlerinin mevsimsel alerji riskini yaygınlaştırdığını belirten Aydoğan, “Polenlere duyarlı kişiler, tedbirli davranmalı, gerekmedikçe polenlerin çok olduğu ortamlarda bulunulmamalı“ dedi.
Polen alerjisinin, “bahar nezlesi“ olarak da bilinen hapşırık, burunda akıntı ve kaşıntı, gözlerde kızarıklık gibi belirtilerle ortaya çıktığını ifade eden Aydoğan, şöyle konuştu:
“Polenler alerjik rinit dediğimiz burun akıntısı, burun tıkanıklığı, geniz akıntısı, ağızdan nefes alıp verme gibi şikayetlere neden olur.Hatta gerekli tedbirler alınmazsa çok şiddetli hal alan bu nezle türü, astım, bronşit gibi alt solunum yolunu ilgilendiren hastalıklara da neden olur.“
Nvidia’nın ezeli rakibi ATI, DirectX 10.1 destekli 3800 serisi ekran kartlarını, elini çabuk tutarak Nvidia’dan daha önce piyasaya sürdü. Fakat ATI’nin, bu üst sınıf karta alternatif olarak daha hesaplı üç yeni ekran kartını da yakın zamanda piyasaya sürmesi bekleniyor.
3800 serisine alternatif olacak 3400 serisi iki farklı model ile karşımıza çıkıyor: HD 3450 ve HD 3470. HD 3450, 256MB DDR2 RAM, HD 3470 ise 256 MB 950MHz GDDR3 RAM ile piyasaya sürülecek. Radeon HD 3600 ise “Stream” mimarisine sahip RV635 Pro GPU işlemci ile sunulacak.
HD 3400 serisinin fiyatının $49-65 arası, HD 3600′ün fiyatının ise $79-99 arasında olması bekleniyor.
Laboratuar ortamında üretilmiş ilk kromozomu ekim ayında yarattıklarını açıklayan bilim adamlarının “yapay yaşam çok yakında” sözü doğrulandı. Science Dergisi’nde dün yayınlanan makalede, Amerikalı uzmanların “sentetik kromozomu” nasıl elde ettikleri anlatılıyor. Bir sonraki adımda yaratılan bu yapay kromozom, canlı bir hücreye yerleştirilecek ve ortaya ilk yapay organizma çıkacak.
AMERİKALI biyolog ve girişimci Craig Venter (61), kimyasal maddeler kullanarak bir bakterinin DNA dizilimini hangi bilimsel yöntemlerle aynen oluşturduğunu, Science Dergisi’nin dün yayımlanan son sayısında anlattı.
1990’larda devlet tarafından finanse edilen bilim adamlarıyla insanın genetik kodunu çözme yarışına giren ve son dönemde okyanuslarda daha önce bilinmeyen genleri arayan Craig Venter, “Son çalışmamız, yeni bir hayat yaratma yolunda nihai olmasa bile çok önemli bir adım” dedi. Venter’ın Maryland eyaletindeki “J. Craig Venter Enstitüsü”nde (JCVI) çalışan ekibi, yapay yaşamın en verimli formunu yaratmak amacıyla, önce az sayıda gene sahip basit bir bakteriyi seçti. “Mikoplazma genitalyum” adlı bakterinin 485 geninden 100 tanesinin hayati işleve sahip olmadığı keşfedildi.
CANLIYI ÖRNEK ALDI
Uzmanlar, “mikoplazma genitalyum” adlı basit bir bakterinin bütün DNA şifresini, kimyasal maddeler kullanarak laboratuvarda yeniden yarattılar. 485 gendeki 582 bin baz çiftinden oluşan şifre, bugüne kadar yapay yollarla üretilmiş en büyük gen kodu. Bir önceki denemede ancak bundan 20 kat daha kısa bir şifre yaratılabilmişti. Süreci Science Dergisi’ne anlatan uzmanlar, bu işlemi, hazır bir bilgisayara işletim sistemi kurmaya benzettiler.
SARMAL KOPYALAR
Sentetik kromozomun oluşturulması için, aralarında Nobel ödüllü bilim adamı Hamilton Smith’in de bulunduğu ekip, uzun DNA sarmalları inşa ederek işe başladı. Her bir sarmal, örnek alınan bakterinin genetik kodunun dörtte biri uzunluğundaydı. Oluşturulan yapay kopyalar, maya hücreleri içerisine sokularak tüm bir kromozomu meydana getirdiler. Bu sentetik kromozoma “M genitalyum JCVI-1.0″ adı verildi.
BİR SONRAKİ HEDEF
Bilim adamlarının bir sonraki hedefi, sentetik kromozomu bir hücreye yerleştirmek. Hücreyi ele geçirecek olan sentetik kromozom, ona artık “canlı” işlevlerini kazandıracak, çoğalıp büyümesine imkan sağlayacak. Venter’in ekibi bu işlemin tatbikatını zaten yapmış ve başarılı olmuştu. Aynı işlemin sentetik kromozom kullanılarak yapılması, “yapay organizmanın” yaratılması yolunda son adım olacak.
Ne işe yarayacak
HAVAYI TEMİZLER
Laboratuvar ortamında üretilen canlı organizmalar, sayısız kullanım alanı bulabilir. Mesela karbondioksit emen yaşam formları üretilip küresel ısınmayla mücadele edilebilir. Ayrıca alternatif enerji kaynakları da yaratılabilir.
YAKIT ÜRETEBİLİR
Araştırmayı yürüten Craig Venter, yakıt üreten yapay bir mikrobun trilyon dolar edebileceğini bildirdi. Biyoetik örgütleri ise endişeli.Devlet denetimi olmadan kendi çıkarları için hayatın temelleriyle oynayan bu araştırmaların durdurulmasını isteyenler var.
Doktorların, böbrek nakli olmuş hastaları, vücutlarının bu organı reddetmesini önlemek için ömür boyu ilaç almaktan kurtaracak yeni bir yöntem geliştirdiği bildirildi.
New England Tıp Dergisi’nde yayımlanan araştırmaya göre, tedavi sırasında hastanın bağışıklık sistemi zayıflatılıyor ve organı bağışlayacak kişiden alınan kemik iliği hastaya naklediliyor. Kemik iliği naklinden sonra hastanın vücudunda yeni bağışıklık hücreleri oluşuyor. Bu hücreler, vücudun nakledilen organı kabul etmesine yardımcı oluyor.
Araştırma kapsamında yeni tedavi yönteminin denendiği 5 nakil hastasından 4′ünde başarı sağlandığı ve hastaların 2 ila 5 yıl kadar sonra ilaçlarını bırakabildiği kaydedildi.1980′li yıllarda vücudun organı reddetmesini önleyen ilaçlar yaygın şekilde kullanılmaya başlandı. Ancak kanser riskini artıran bu ilaçların ciddi yan etkileri bulunuyor.
Suriye’nin kuzeydoğusundaki Lazkiye’de 3′üncü yüzyıldan kalma bir mezarlık ortaya çıkarıldı.
SANA haber ajansı, mezarlığın haç şeklinde olduğunu, 10 iskeletle birlikte çömlek ve madeni para bulunduğunu duyurdu.
Haber ajansı, Şam’ın 707 kilometre kuzeydoğusundaki alanda, eski Suriye
dilindeki yazılara da rastlandığını belirtti.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ulupınar Gözlemevi ve Astrofizik Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Osman Demircan, bazı gazetelerde yer alan ve Mars’ta var olduğu iddia edilen canlı türünün, NASA’nın yayınladığı orijinal fotoğraflarda yer almadığını, belirtti.
Prof. Dr. Demircan, Prof.Dr. Mehmet Emin Özel ile Spirit adlı uzay aracının Mars’tan 4 yıl önce geçtiği fotoğrafların orijinallerini NASA’nın internet sitesinden incelediklerini, ancak insana benzer bir varlığa rastlamadıklarını belirtti.
Bu tür resimleri yayınlayanların çok farklı amaçları olabileceğini ileri süren Demircan, “Bilgisiz insanları toplayıp seminerler, konferanslar veriyorlar, dernekler kuruyorlar. Dünyada bu yönde çok değişik çalışmalar var” dedi.
“Mars’ta canlı yaşaması mümkün değil”
Prof. Dr. Demircan, fotoğrafı incelediklerinde “yaratık” olarak adlandırılan görüntünün üzerinde özel bir kıyafet bulunmadığını, Mars’taki atmosfer koşulları göz önünde bulundurulduğunda, düşük basınç yüksek karbonmonoksitli ortamda özel kıyafet olmadan yaşamanın mümkün olmayacağını söyledi.
Prof. Dr. Demircan, Mars’ta dünya dışı bir yaratık olması için yaşam merkezleri bulunması gerektiğini savundu.
2 yılda bir Mars’a uzay aracı gönderildiğini, binlerce fotoğraf çekildiğini anımsatan Demircan, şöyle konuştu:
“Mars’ta hayat olsa canlıların yaşam merkezleri olmalı, evleri, binaları olmalı. Böyle yapılara şimdiye kadar rastlanmadı. Mars’ta bir canlının izine gerçekten rastlansa bunu ilk önce NASA duyurur, doğru yorumları yapar, o yönde adımlar atılır.
Bu fotoğrafı bir inşaat alanında da çekmek mümkün. Mars’ta var olduğu iddia edilen canlı türü, NASA’nın yayınladığı orijinal fotoğraflarda yer almıyor.
Fotoğraflar, sadece insanların kafasını karıştırmak için uydurulan bir görüntü” diye konuştu.
Ulupınar Gözlemevi ve Astrofizik Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Emin Özel ise basında yer alan fotoğraflarda photoshop söz konusu değilse taşların göz yanılması nedeniyle “canlı” olarak algılanabileceğini söyledi.
Daha önce de “Mars’taki yüz” olarak bilinen bir olay yaşandığını hatırlatan Özel, “NASA, çalışmalarını Mars’ta hayat olup olmadığı yönünde sürdürüyor. Tüm çalışmalar bu konu üzerinde. Ancak bugüne kadar kesinleşmiş bir sonuç elde edilemedi. NASA bu tür bilgileri öncelikle hükümete aktarır, hükümet açıklar” dedi.
İngiliz maceracı iş adamı Sir Richard Branson, 2010′da ticari uçuşlara başlaması planlanan uzay aracının nihai tasarımını tanıttı.
Virgin şirketlerinin sahibi Branson, New York’ta düzenlediği basın toplantısında, halen Kaliforniya’da inşası süren ve yüzde 60′ı tamamlanan SpaceShipTwo adlı uzay aracının test uçuşlarının Haziran’da başlamasının öngörüldüğünü belirtti.
Uzay turizminin çok büyük bir potansiyeli bulunduğuna inandığını ve bu projenin başarılı olmasının çok büyük önemi bulunduğunu söyleyen Branson, “Eğer bunu başarırsak, uzay aracı fırlatma sistemleri ve uzay teknolojisine özel sektörün para yatırmasını sağlamasının yolunu açmış oluruz” diye konuştu.
2 pilot, 6 biletli yolcu taşıyacak ve bir koltuğun 200 bin dolara satılacağı seyahatler için şimdiden aralarında aktris Victoria Principal, fizikçi Stephen Hawking ve Hollanda Prensesi Beatrice’in bulunduğu 200 kadar potansiyel uzay turistinin depozit yatırdığı belirtiliyor.
XPrize ödüllü SpaceShipOne tasarımı temelinde geliştirilen SpaceShipTwo adlı yaklaşık 20 metre uzunluğundaki uzay aracıyla yapılacak uçuşlar 2 saat sürecek ve yolculara 4,5 saat yer çekimsiz ortamda bulunma imkanı sağlanacak.
White Knight (Beyaz Şövalye) adlı ana gemiyle, Concorde’un seyrüsefer irtifası olan 50 bin feet irtifaya çıktıktan sonra, ana gemiden ayrılarak motorlarını ateşleyecek uzay aracı, 110 kilometre irtifaya ulaşabilecek.